Kategori: Köşe Yazıları

Cengiz Akın’ın günlük köşe yazıları — İzmir gündemi yorumu, hikaye-vari analiz.

  • Kemeraltı’nın Sessiz Çığlığı: Yükselen Kiralar ve Azalan Umutlar

    Kemeraltı’nın Sessiz Çığlığı: Yükselen Kiralar ve Azalan Umutlar

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında yürürken hafif bir meltem esiyor. Eski bir halıcı dükkânının kapısında, yıllanmış kırmızı ve mavi kilimler rüzgarla dans ediyor. Zamanında Rum tüccarların, sonra Osmanlı zanaatkârlarının, ardından da Cumhuriyet’in modernleşen esnafının sesi olmuş bu yer, şimdi sessizliğe mahkûm.

    Burası eskiden, bir İzmir klasiği, bir alışveriş mabedi, bir sosyal merkezdi. Her köşe başında bir hatıra, her dükkânın arkasında bir hikaye saklıydı. Punta’dan gelen gemiciler, akşamüstü burada yorgunluk kahvesini yudumlardı. Zamanla değişti tabii, ama Kemeraltı’nın tarih kokan duvarları hep ayakta kaldı.

    Şimdi işler zorlaştı. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda yükselen kiralar, esnafın omuzlarına tonlarca yük bindiriyor. Semih Özdemir gibi esnaf temsilcileri, bu ekonomik baskıyı her gün yaşıyor ve anlatıyor. ‘Kapanan dükkan sayısı 2024’te artacak,’ diyorlar. Ama bu kapanışlar sadece birer istatistik değil, kaybolan birer hayal, birer emek.

    İzmir’in kalbinde, binlerce yıllık bir tarihe sahip olan Kemeraltı, adeta bir açık hava müzesi. Her geçen gün azalan ayak sesleri, yerini daha yüksek kira bedellerine bıraktı. 500 yıllık çarşının taşları, bir zamanlar zanaatkârların çekiç sesleriyle inlerken, şimdi bu taşlar sessiz bir çığlık atıyor — “Yardım edin!”.

    Ekonomi her yerde kriz yaratıyor, bunu biliyoruz. Ama Kemeraltı gibi bir mirası kaybetmek, İzmir’in ruhundan bir parça koparmak demek. Belediyeler ve yerel yönetimler bu konuyla ilgili adımlar atmalı, çözüm üretmeli. Yoksa bu tarihi mozaik, kapitalizmin acımasız çarkları arasında ezilip gidecek.

    Gözlerimle gördüğüm, ellerimle dokunduğum bu tarih, gözlerimin önünde soluklaşıyor. Her gün Kemeraltı’nda işi olan Mehmet Usta, 45 yıldır burada nalburiye işletiyor. ‘Dükkânlar kapandıkça, meydanlar boş kalıyor,’ diyor. Mehmet Usta’nın oğlu belki de bu dükkânı devralamayacak. Çünkü o dükkân, oğlu için bir gelecek değil, kapıya dayanan bir borç mektubu gibi duruyor.

    Kemeraltı’nın taşları, tarih boyunca birçok medeniyeti gördü. Ama şimdi, bu taşlar ilk kez yalnızlık yaşıyor. Tarihi bir miras kayboluyor ve İzmir’in ruhu bu acıyı hissediyor. Sorumluluk ise hepimize düşüyor; bu mirasın geleceğini kurtarmak için, birlikte çalışmamız, birlikte düşünmemiz gerekiyor.

    Peki, 500 yıllık bu çarşı, gelecekte de var olacak mı? Bu sorunun cevabı belirsiz. Ama bildiğimiz bir şey var: Kemeraltı’nın kalbi, esnafın dayanışması ve müşterilerin sadakatiyle atıyor. Ya bu atışlar duyulacak ve değer verilecek, ya da tarih bir kez daha kapitalizmin galibiyetini yazacak. Seçim bizim.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Nefesi Daraldığında

    Kemeraltı’nın Nefesi Daraldığında

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikâye.

    Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarından birine giriyorsunuz. Yaz sıcağının bunaltıcı etkisinden kaçamayan gömlekli, pantolonlu bir esnaf, kaldırımın kenarına oturmuş, elindeki çay bardağından dumanlar yükselirken derin bir iç çekiyor. Yüzündeki yorgun ifade, yalnızca havanın ağırlığından değil, geleceğe dair belirsizliğin de yükünden.

    İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı, her köşesinde geçmişin izlerini, her adımında ise zamana karşı direnişi barındırıyor. Osmanlı’dan bu yana ticaretin merkezi olan bu alan, günümüzde ekonomik baskıyla boğuşuyor. Yüzde 60’a varan kira artışları, esnafın belini büküyor. Sadece kâr marjı değil, yaşam mücadelesi veren dükkanlar her geçen gün kepenk kapatıyor.

    Kemeraltı’nın esnafı, nesilden nesile aktarılan dükkanlarla, babadan kalma yöntemlerle günümüz ekonomik dalgalarına karşı direniyor. Geçmişte, kalabalık caddelerinde yankılanan pazarlık sesleri, bugün endişe dolu fısıltılara dönüşmüş durumda. Kiralar birer birer yükselirken, müşteriler ise her geçen gün azalıyor.

    Zamana karşı koymak kolay bir iş değil. Bir yanda tarihi koruma altına almak isteyenler, diğer yanda modernleşmenin kaçınılmaz geldiğini söyleyenler. Kemeraltı’nın ortasında duran esnaf, bu iki kuvvet arasında sıkışmış durumda. Yerel yönetimler geçmişten kopmadan yenilik getirmeye çalışıyor ama her yenilik beraberinde yeni maliyetler getiriyor.

    Belediye, esnafın bu serzenişlerine kulak veriyor mu dersiniz? Kira artışlarına karşı esnafın yanındaymış gibi görünüyorlar belki ama işin özüne inildiğinde, çoğu zaman bu yalnızca bir görüntüden ibaret kalıyor. Hedef kitle olan turist ve yerel halk, en küçük bir fiyat artışından bile etkilenirken; dükkan sahiplerinin bu maliyeti müşteriye yansıtması da kaçınılmaz bir durum oluveriyor.

    Gürsel Aksel Stadyumu’nu dolduran binlerce taraftarın aksine, Kemeraltı esnafının dükkan önlerinde bekleşen birkaç müşteriyle yetinmek zorunda olması düşündürücü. Bu tarihî mekânda alışveriş yapmak bir zamanlar bir gelenekken, şimdi sadece nadiren hatırlanan bir nostaljiye dönüşmüş. Ziraat mühendisi olmak için üniversiteye hazırlanan bir genç, “Babamın dükkanı kapanırsa bu yaz tatilinde ne yaparım?” diye soruyor içten içe.

    Kemeraltı, İzmir’in ruhunu taşıyan bir mekân. Ancak yüksek kiralar bu ruhu zedelemekte. Metrekare başına düşen kira bedelleri, bu tarihi çarşıyı başka bir çarşı olmaktan çıkarıp, neredeyse turist odaklı bir müze parçasına dönüştürme tehlikesi taşıyor.

    Günlük kapı önünde simit satan Hakan Abi, elinde kalan son birkaç simidi satarken “Bu iş böyle gitmez” diyor. Esnaf ve zanaatkârların olduğu bir çarşıda, gerçek anlamda ticaretin ve yerel lezzetlerin sürdürülebilirliği sorgulanıyor. Yüksek kiraların gölgesinde kalan çarşının, ruhunu kaybetmeden yaşaması nasıl mümkün olacak?

    Kemeraltı’nın gün be gün daralan nefesi, İzmir’in de içinden bir parça koparıyor. Gelecek mi geçmişi şekillendirecek, yoksa geçmiş mi geleceğe ilham olacak? İzmir’de bir taşın altına taş koymak, sadece nostaljiye değil, bugünün gerçeklerine de kulak vermekle mümkün olur mu?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nda Çarklar Tersine Dönüyor

    Kemeraltı’nda Çarklar Tersine Dönüyor

    İzmir Radar Yazı Masası · Köşe yazısı

    Yazın bu sıcak günlerinde Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında serinlik arayan bir esnafın yüzünü görseniz, belki de alnından dökülen terle birlikte zihnindeki endişeleri de silip atmak istersiniz. Ama nafile, çünkü o yüzün derinliğinde, her bir çizgi şu ana kadar verilmiş mücadelenin sessiz birer anlatıcısı. Pazar tezgahının arkasında bir adam, elinde hesap makinesiyle, çarkların nasıl da tersine döndüğü bu günlerde nasıl ayakta kalacağını hesaplıyor.

    Kemeraltı, İzmir’in kültürel ve tarihi damarlarından biri. 500 yılı aşkın bir geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan bu çarşı, hem yerli hem yabancı turistler için bir cazibe merkezi olmuştu. Ancak son zamanlarda, esnafların en büyük derdi kira artışları. Geçmişte, babadan oğula geçen dükkanlarda, çırakların ustalarını dinlediği o samimi anılar, şimdi derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Bu sessizliğin sebebi, yüzde 60’lara varan kira artışları karşısında dize gelmiş esnafın çaresizliği.

    Kemeraltı’nın sokaklarındaki bir dükkanın kepenkleri kapalıysa, bilin ki o mahallede bir hikaye daha son bulmuştur. Belki de zamanında o dükkanda, bir anne çocuğuna okul çantası alırken, bir çift evlilik hazırlıkları yaparken, bir genç iş hayatına atılmanın heyecanını yaşarken buluşmuştu. Kemeraltı’nın her köşesi birer hatıra saklarken, ekonomik baskılar bu hatıraların üstünü örtüyor.

    Burada, hayat tiyatrosunun en önemli oyuncuları esnaflar, ekonomik baskılarla mücadele etmeye çalışıyor. Kiralar, şehir yaşamının bu eski kalbini sıkıştırırken, başka bir yerde başka birileri bu baskıdan kazanç sağlıyor. Gayrimenkul sahipleri ve kira belirleyicileri, esnafa nefes alacak bir alan bırakmıyor. Kira sözleşmelerindeki rakamlar, dükkan sahiplerinin umutlarını buruşturup kenara atıyor. Bu durumda, ekonomik kazançlar, insan hikayelerinin önüne geçiyor.

    Kemeraltı’nın ara sokaklarında yürürken, her köşe başında birer tarih kitabı okumak gibidir. Ancak şimdi, bu sokaklarda yürüyenler, kapanan dükkanların ardından bir tarihin daha sessiz sedasız kaybolduğunu görüyor. Gevrekçi Hakan abi eskiden günün en hareketli saatlerinde çarşıda bir tur atarken, şimdi neredeyse her adımda bir başka ‘kiralık dükkân’ ilanına rastlıyor.

    İzmirliler için Kemeraltı, sadece alışveriş yapacakları bir yer değil, aynı zamanda kentin hafızasının kaydedildiği bir defterdi. Ancak artık bu defter o kadar da dolu değil. Sayfalar birer birer boşalıyor ve kimse bu gidişata dur diyemiyor. Tarihi çarşının geleceği, ekonomik baskıların ağırlığı altında ezilirken, sıradan İzmirli’nin aklında şu soru yankılanıyor: “Bugün Kemeraltı, yarın neresi?”

    Kemeraltı esnafı, bu sıkışmışlığın içinde bir umut ışığı ararken, dükkanlarının kapalı kalması, belki de İzmir’in daha büyük kayıplarının habercisi. Ekonomik dengesizlikler, bu tarihi mekânın kalbini sıkıştırırken, şehirde yaşayan herkesin bundan etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçek. Sıradan bir İzmirli, bu gidişatı durduracak bir adımın atılmasını beklerken, her gün başka bir dükkânın kepenkleri iniyor. Şimdi, İzmir’in tarihini yaşatan bu çarşının geleceği, herkesin aklındaki en büyük soru işareti.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Çeşme’de Tatil, Cebimizde Yangın: Plajlarda Fiyatlar ve Esnafın Sesine Kulak Verin

    Çeşme’de Tatil, Cebimizde Yangın: Plajlarda Fiyatlar ve Esnafın Sesine Kulak Verin

    Çeşme, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz sezonunun en gözde tatil destinasyonlarından biri haline gelmiş durumda. Ancak bu yıl, özellikle Kurban Bayramı öncesinde, sahillerdeki hareketlilik daha da arttı. Sahil esnafı, fiyatlar ve rezervasyonların tatilciler için önemli engeller oluşturabileceğini belirtiyor ve özellikle rezervasyonsuz yola çıkmamaları konusunda uyarıyor.

    Çeşme’deki plaj işletmeleri, artan maliyetlerin etkisiyle fiyatlarını bu yıl oldukça yüksek tutmak zorunda kaldı. Öyle ki bazı beach’lerde kişi başı giriş ücretleri 800 TL’ye kadar çıkmış durumda. Bu durum, hem işletmecilerin hem de tatilcilerin bütçelerini sarsıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde toparlanmaya çalışan esnaf, yüksek işletme maliyetleri ve artan kiralar nedeniyle bu fiyatlara mecbur kaldıklarını dile getiriyor. Ancak, tatilcilerin cebini ciddi şekilde zorlayan bu fiyatlar, Çeşme’nin cazibesini kaybetmesine neden olur mu, tartışılır.

    Çeşme’nin popüler plajlarından biri olan Ilıca’da görüştüğümüz plaj işletmecisi Mehmet Bey, “Eskiden aileler rahatça gelip burada bir gününü geçirirdi. Şimdi bırakın aileyi, birey olarak bile gelmek maliyetli hale geldi. Ne yazık ki biz de bu fiyatları koymak zorunda kaldık, çünkü kendi maliyetlerimiz de çok arttı. Elektrik, su, personel giderleri derken altından kalkmak zorlaşıyor,” diyor. Mehmet Bey’in dile getirdiği bu sorun, pek çok işletmecinin de ortak derdi.

    Sadece giriş ücretleri değil, plajlarda harcanan diğer masraflar da tatilcilerin bütçelerini zorluyor. Yeme-içme fiyatları da bu artıştan nasibini almış durumda. Basit bir sandviç ya da içecek için bile neredeyse şehirdeki restoran fiyatları kadar ödeme yapmanız gerekiyor. Hal böyle olunca, tatilciler de ya bütçelerini sarsmak ya da çareyi getir-götür yapabilirlerse kendi yiyeceklerini hazırlamak arasında bir seçim yapıyor.

    Çeşme’nin bu denli yükselen fiyatları, özellikle İzmir ve çevresinden günübirlik gelen ziyaretçileri de düşündürüyor. Tatile çıkmanın bu kadar maliyetli hale gelmesi, bölgeye olan ilgiyi azaltabilir. Bu durum, turizm sektöründe ciddi bir darbe yaratabilir. Ancak esnaf, yüksek sezonu bir nebze fırsata çevirmeye çalışıyor ve özellikle bayram öncesinde doluluk oranlarını artırmak için çeşitli kampanyalar düzenliyor.

    Esnafın bir diğer önemli uyarısı ise rezervasyon konusunda. Özellikle Kurban Bayramı gibi yoğun dönemlerde, yer bulmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Tatilcilerin plansız bir şekilde yola çıkmaları durumunda hayal kırıklığı yaşayabileceklerini belirten plaj işletmecileri, “Mutlaka plajlara gelmeden önce rezervasyon yapılmalı. Aksi takdirde yer bulmak mümkün olmayabilir,” diyor.

    Çeşme’deki bu fiyat artışları ve yoğunluk, tatilcilerin bütçe planlaması yaparken iki kez düşünmelerine neden oluyor. Ancak, bu durum sadece tatilciler için değil, aynı zamanda yerel esnaf için de büyük bir sınav. Yüksek maliyetler altında ezilen işletmeciler, bu sezonu ayakta kalarak atlatmaya çalışırken, bölgenin cazibesini koruyarak gelecek yıllarda da turistleri çekmek istiyorlar.

    Çeşme’de tatil yapmak isteyenlerin hem maddi hem de manevi olarak hazırlıklı olmaları gerekiyor. Tatilciler için en önemli tavsiye, bütçelerini gerçekçi bir şekilde planlamak ve rezervasyonlarını önceden yapmak olacaktır. Esnaf ise, uzun vadede müşteriye odaklanarak sürdürülebilir turizmin devamını sağlamak için fiyat politikasını gözden geçirmeli. Çeşme’nin güzelliklerinden mahrum kalmamak için her iki tarafın da dikkatli adımlar atması gerektiği çok açık.

    — Mert Kıyak · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    İzmir Radar Yazı Masası · Köşe yazısı

    Kemeraltı’nın dar sokaklarında, öğle vaktinde beliren gölgeler bile serinliği getirmiyor. Esnafların yüzlerine yapışan ter damlaları, fanların arasından geçerken buharlaşıyor. Havada, klimaların monoton vızıltıları ve ansızın yükselen bir sesle patlayan gergin bir sohbet var: “Faturalar, gene dağları deldi geçti!” diyor biri. Ve bu ses, diğer dükkânlarda yankı buluyor.

    Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in kalbi. Tarihi dokusu, birbirine yaslanan rengarenk dükkânları ve buram buram Ege kokan havası ile şehrin belki de en özlenen noktalarından biri. Ama bu yaz başka. 2024 sıcaklık rekorları kırarken, esnaf için bir diğer rekor da elektrik faturalarında kırılıyor. 7-8 bin TL’yi bulan bu faturalar, sadece ticaretin değil, geçimin de belini büküyor.

    Burada evvelden beri esnaf için zorluklar eksik olmazdı. Ancak değişen iklim koşulları ve artan enerji maliyetleri bir araya gelince, işler iyice sarpa sardı. Zaten müşteri sayısı yaz sıcağında azalırken bir de klimasız yapamamak hem cebi hem moral bozuyor. Oysa ki Kemeraltı, uzun yıllar boyunca yaz sıcağında bile ferah kalabilen bir yerdi. Eskiler, eski taş binaların serinliğini anlatırdı. Fakat değişimin rüzgarı, o taş duvarlara bile çarptı.

    Esnafın sıkıntısı büyük. Çoğu, günü kurtarmak bir yana, ay sonunu getirecek hesaplar peşinde. “Yaz ayları her zamanki gibi geçiyor,” der çoğu zaman. Ancak bu kez konu sadece sıcak değil, aynı zamanda elektrik şirketlerinin sıcak kestiği faturalardan yükselen bir alev. Diğer yandan AVM’ler klimalı ve serin. Müşteri çekmek için onlar da çaba sarf ediyor. Dışarıda bir yarış, içeride bir savaş.

    Ama şu da var. Bir yandan dükkan sahibi, diğer yandan belediyeler ve elektrik dağıtım şirketleri bu hikayede farklı rollerde yer alıyor. Kimisi hibrit çözüm önerileri sunarken, kimisi faturanın altına imza atıp çekiliyor. Olan, Kemeraltı’nın kalbinde ter döken esnafa oluyor.

    Gelin bir de Ahmet Abi’ye kulak verelim. Çarşının girişinde bir çay ocağı işletiyor. Her sabah ilk iş, duvardaki eski klimayı açmak. “Açmasam, ocak başından kimse geçmez,” diyor. İlaç gibi gelir serinlik. Ama o serinlik, her ay gelen faturayla boğazına bir düğüm atıyor. “Klima çalışacak, çay sıcak. Yoksa müşteri yok,” diye ekliyor.

    Bütün bunların ışığında, Kemeraltı Çarşısı’nda sessiz bir direniş sürüyor. Çarşı esnafı, değişen iklim koşullarına ve ekonomik şartlara karşı kendi meşru mücadelesini veriyor. Ama kim bilir, belki de bu mücadele, İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulacak. Sıcaklar geçince, faturalar düşecek mi? Belki. Ama akıllarda, “Bu sefer ne olacak?” sorusuyla birlikte, yeni bir yaz daha belirecek.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları ne kadar oldu?

    2024 yazında Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları 7-8 bin TL’ye ulaştı.

    Kemeraltı esnafı neden klima kullanmak zorunda kalıyor?

    Artan sıcaklıklar ve eski taş binaların serinliğinin yetmemesi nedeniyle esnaf müşteri çekebilmek için klima kullanmak zorunda kalıyor.

    Kemeraltı’nda artan enerji maliyetleri esnafı nasıl etkiliyor?

    Yükselen enerji maliyetleri esnafın hem geçimini hem de ticaretini zorlaştırıyor, çoğu ay sonunu getirmekte güçlük çekiyor.

    Kemeraltı esnafı müşteri çekmekte neden zorlanıyor?

    Yaz sıcağında müşteri sayısı azalıyor ve klimasız ortamda müşteriler gelmek istemiyor.

    Kemeraltı’nda esnafın yaşadığı sorunlar başka hangi semtlerde görülebilir?

    Makaleye göre, Kemeraltı’ndaki bu mücadele İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulabilir.

  • Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · Pazar, mahalle ve gündelik hayat; kadın gözüyle.

    “Karşıyaka’nın bir köşesinde, sabahın erken saatlerinde, henüz sokaklar uykulu ve serin. Pazara erken gelen birkaç kişi var. Onlar sebzelerin en tazesini seçmenin peşindeyken, herkesin dilinde Melike’nin trajik hikayesi. Konu bir kez daha güzellik ve bunun bedeli.

    Karşıyaka’da Melike Çiftçi adında genç bir kadın, güzellik uğruna hayatını kaybetti. Kendi gibi genç birçok kadın gibi o da güzellik standartlarının peşindeydi. Bir güzellik kursunda yapılan kalça dolgusu işlemi, onun sonu oldu. Bu olay, Karşıyaka’nın sokaklarında sadece bir haber değil, bir uyarı olarak yankılanıyor.

    Güzellik algılarımız ne zaman bu kadar acımasız hale geldi? Hepimiz, dergilerde parlayan, sosyal medyada filtrelenmiş yüzlerce fotoğrafla kuşatılmış durumdayız. Bu imajlar, kendimize bakışımızı şekillendiren güçlü araçlara dönüştü. Melike, bu baskıya karşı koyamayanlardan sadece biriydi. Onun gibi pek çok genç kadın da, ancak zamanın ve modanın belirlediği kalıplara uymadığında kendini yetersiz hissediyor.

    Melike’nin ölümü, güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliğini gözler önüne seriyor. Yetkisiz kişiler tarafından yapılan bu işlemler, genç kadınların hayatlarını tehdit ediyor. Yerel otoriteler bu konuda daha sıkı denetimler yapmalı mı? Yoksa bu sadece yasaların değil, toplumun genel bir sorunu mu?

    Bornova’da Hatice teyze ile sohbet ediyorum. “Kızım, hepimiz gençken güzelliğin peşinde koştuk. Ama böyle değildi o zamanlar,” diyor. Onun zamanında güzellik doğal bir zarafetle gelen bir şeydi; şimdi ise kimyasal dolgularda aranıyor. Hatice teyze, “Kendi hallerinden memnun olmayı öğretemedik biz gençlere,” diye ekliyor.

    Melike’nin hikayesi, güzellik algılarımızı, toplum olarak kendimize ve birbirimize karşı olan tutumumuzu sorgulamamız gerektiğinin kanıtı. Yetkililer bu tür olaylar karşısında önlem almalı, ancak biz toplum olarak da bu baskıyı sorgulamalıyız. Her genç kadın, kendi güzelliğini kendi sınırları içerisinde tanımlamalı.

    Bu olay akıllarda şu soruyu bırakıyor: Kaç Melike daha kaybedeceğiz? Güzellik için verilen bu amansız savaşta, tükenmeden ya da kaybolmadan önce gerçek değerlerimizi bulabilecek miyiz? Melike’nin ardından bu sorular, Karşıyaka’nın pazarında yankılanıyor. Gün, bu sorulara cevap ararken, hayatın anlamını yeniden düşünmekle başlıyor.”

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Melike Çiftçi nasıl hayatını kaybetti?

    Melike Çiftçi, İzmir Karşıyaka’da bir güzellik kursunda yetkisiz kişilerce yapılan kalça dolgusu işlemi sonrası hayatını kaybetti.

    Melike’nin ölümüne neden olan işlem nerede ve kimler tarafından yapıldı?

    İşlem, bir güzellik kursunda ve yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirildi.

    Bu olay toplumsal olarak hangi sorunlara dikkat çekiyor?

    Olay, güzellik algısının toplumsal baskısı ve denetimsiz uygulamaların tehlikesine dikkat çekiyor.

    Güzellik kurslarıyla ilgili makalede hangi eleştiriler yer alıyor?

    Makalede güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliği eleştiriliyor.

    Melike’nin hikayesi topluma hangi soruları sorduruyor?

    Melike’nin hikayesi, güzellik uğruna kaç kişinin daha kaybedileceği ve gerçek değerlerimizin ne olduğu sorularını gündeme getiriyor.

  • İzmir’de Gökyüzü Kapandı, Dertler Su Yüzüne Çıktı

    İzmir’de Gökyüzü Kapandı, Dertler Su Yüzüne Çıktı

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikâye.

    Konak’tan geçerken üzerime yağan yağmurdan kaçmak için bir kahvehaneye sığındım. İçerideki kalabalık, tıpkı dışarıdaki bulutlar gibi bir yoğunluk yaratmıştı. Çaycı Ahmet Abi, “Yine mi yağmur, yine mi su baskını?” diye homurdanarak ocakta çay dolduruyordu. Duvar kenarına oturmuş, ellerinde ıslanmış gazeteleri tutan yaşlı amcalar, bir yandan çaylarını yudumluyor, bir yandan da dışarıda suların yükselişini izliyorlardı.

    İzmir, tarih boyunca yağmur karşısında savunmasız kalan şehirlerden biri olmuştur. Bu yüzden, Meteoroloji’nin sağanak uyarısı, esnaf ve tatilciler için bir korku senaryosuna dönüştü. Hızla yağan yağmur, Kordon’da gezinenlerden çarşılarda alışveriş yapanlara kadar herkesi hazırlıksız yakaladı. Konak Meydanı’ndaki dükkan sahipleri, suyun dükkana dolmaması için kapı eşiklerine kum torbaları yığarken, Alsancak’ta bir kafede oturan turistler, şemsiyesiz dışarı adım atamaz hale geldiler.

    Geçmişe dönüp baktığımızda, İzmir’in bu tür sağanaklara ne denli hazırlıksız olduğunu hatırlamak zor değil. Yıllar önce, 1995’te büyük bir sağanak yağış sonrası şehrin pek çok yerinde göletler oluşmuş, araçlar suyun içinde mahsur kalmıştı. Bu gibi olaylar, İzmir’in altyapı sorunlarını gün yüzüne çıkarıyor. Yerel yönetimler, yağmur suyu kanalları ve drenaj sistemleri konusunda her seferinde ‘daha iyiye gideceğiz’ dese de, yağmur yağdığında aynı hikaye tekrar sahne alıyor.

    Bu durumda asıl mağdur olanlar ise her zamanki gibi esnaf ve vatandaşlar. Küçük bir dükkan sahibi olan Mehmet Bey, “Her yağmurda aynı çileyi çekiyoruz. Kendi çabamızla önlem almaya çalışıyoruz ama yetmiyor,” diyor. Diğer yandan, tatilciler de şikayetçi. İzmir’in güzel havasından faydalanmak isteyen aileler, su baskınları ve aniden değişen hava koşulları karşısında planlarını iptal etmek zorunda kalıyor.

    Buradaki ironik nokta, her yağmur sonrası yerel yönetimlerin açıklamalarıdır. Genellikle ‘beklenmedik yoğunlukta yağış’ ve ‘kısa sürede müdahale’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmeye çalışırlar. Ancak, vatandaşın su içinde kalmış evi ve işyeri için bu açıklamalar pek bir şey ifade etmiyor. Altyapı yatırımlarının yeterli olmadığı, bu tür kriz anlarında daha da belirginleşiyor.

    Gevrekçi Hakan Abi ile sohbet ederken, “Yağmur yağsın, bereket gelsin deriz ama bu kadar da değil,” diyerek sitem etti. Haklı elbet. Zira, yağmurun bereketi, altyapı yetersizse dert oluyor. Oysa ki, düzgün bir altyapı sistemi ile hem esnafın hem tatilcinin yüzü gülebilir.

    Peki, bu yağmurlar bize neyi gösteriyor? Her sağanak, üstünü kapattığımız sorunları açığa çıkarıyor. Sorun, sadece bir yağmurda su baskını yaşamak değil, bu su baskınlarına karşı alınamayan önlemler. İzmirli, şehrin güzelliklerini yaşamak isterken, altyapı eksikliklerinden dolayı mağdur olmaya devam ediyor. Yine bir yağmur sonrası, şehirdeki derin çukurlar, açık kanallar ve yetersiz drenaj sistemleri kendini belli ediyor. Soru şu: Altyapı yatırımları, sadece kağıt üzerinde mi kalacak yoksa İzmir’in güzel günlerine eşlik edecek mi?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de sağanak yağışlar neden su baskınlarına yol açıyor?

    İzmir’de altyapı eksiklikleri ve yetersiz drenaj sistemleri, sağanak yağışlarda su baskınlarına neden oluyor.

    İzmir’de en çok hangi bölgeler yağmurdan etkileniyor?

    Konak, Kordon ve Alsancak gibi merkezi bölgeler yağmurdan en çok etkilenen yerler arasında.

    Yerel yönetimler yağmur sonrası hangi açıklamaları yapıyor?

    Yerel yönetimler genellikle ‘beklenmedik yoğunlukta yağış’ ve ‘kısa sürede müdahale’ gibi açıklamalar yapıyor.

    İzmir’de esnaf ve vatandaşlar yağmurda nasıl mağdur oluyor?

    Esnaf ve vatandaşlar, dükkanlarına ve evlerine su girmemesi için kendi imkanlarıyla önlem almaya çalışıyor ancak çoğu zaman yeterli olmuyor.

    İzmir’de altyapı sorunları ne zaman gündeme geliyor?

    Her sağanak yağış sonrası altyapı sorunları ve yetersiz drenaj sistemleri tekrar gündeme geliyor.

  • Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Karşıyaka İskelesi’nde bir sabah… Herkes derin bir nefes alıyor, çünkü vapur kuyruğundaki kalabalık, sabahın mahmurluğunu çoktan üzerlerinden atmış. Yoğunluk her zamanki gibi: işçiler, öğrenciler ve tatilciler. Gözler denizdeyse, kulaklar vapuru bekliyor. Günlük 25 bin yolcuya ulaşan bu sayı, İzmir’in bir iç deniz sefasının değil, sabır testinin tarifi gibi görünüyor.

    Burası eskiden, İzmir’in sakin ve huzur dolu köşelerinden biriydi. Öyle ya, Karşıyaka’dan Alsancak’a geçmek bir keyifti, denizin ayaklarınızın altında olduğu bir yolculuk… Şimdi bu güzergâh, bir hengame ve bekletinin sahnesi. O eski sakince akıp giden zaman, yerini aceleye ve sıkışıklığa bıraktı. Vapurlar, şehrin kalabalığının dilini konuşan tek ulaşım aracıydı; şimdi ise, o dil karışık bir uğultuya dönüştü.

    Karşıyaka İskelesi’nin işlevi yıllar içinde değişti. Eskiden sadece bir ulaşım noktasıydı, ama şimdi şehirdeki tüm ekonomik ve sosyal dalgalanmaların buluşma noktası. İşçilerin, tatilcilerin, öğrencilerin ve alışveriş çılgınlarının kesiştiği yer. İzmir’in ekonomik baskılar altında giderek daha da sıkıştığı bu dönemde, vapur kuyruğu da şehrin bu yeni gerçeğinin aynası gibi.

    Ama asıl mesele, bu kalabalık ve bekleyişin ardında yatan eksiklikler. İzmir Büyükşehir Belediyesi ek seferler planlıyor, fakat her çözüm yeni bir bekleme süresiyle geliyorsa ne olacak? İzmir’in yaz sıcağında, 40 dereceyi aşan sıcakların da etkisiyle, insanların beklerken yaşadığı stresin boyutunu kimse anlayamıyor mu?

    Kuyruktaki bir işçi, Ahmet Bey, her sabah erken saatlerde kalkıp işine gitmek zorunda. Saatlerce bekleyip vapura binmek, onun için artık sıradan bir iş haline gelmiş. “Eskiden vapur beklemek bu kadar dert değildi,” diyor Ahmet Bey. Şimdi ise, bu bekleyiş sabahın ilk saatlerinde karşılaştığı engellerden sadece biri. “Evde çocuklar var, eşim de çalışıyor. İşe geç kaldığımda, bütün düzen bozuluyor,” diye ekliyor.

    Ahmet Bey yalnız değil. Binlercesi onunla aynı vapur kuyruğunda, aynı sabır testinden geçiyor. Kimse bu kuyrukta olmak istemiyor, ama herkes orada. Ve işte ironi burada başlıyor. Vapur kuyruğu, İzmir’in yalnızca ulaşım sorununu değil, toplumsal dayanışmasının da nerede çatladığını gösteriyor. İnsanlar aynı vapuru beklerken, birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

    Beklemek, kimine göre bir sanat, kimine göre bir eziyet. Ama şehir bunu nasıl çözmeyi düşünüyor? Ek seferler mi? Ya da daha fazlasını vaat eden ama pek azını sunan çözümler mi? Karşıyaka İskelesi’ndeki bu bekleyiş, biraz da şehrin ve insanlarının birlikte çözmesi gereken bir mesele.

    Bekleme, bazen kaçınılmazdır. Ama bir şehir, insanlarını bekletmenin ötesine geçip onları birleştirebiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda ilerlemiş demektir. Karşıyaka İskelesi’nde vapur bekleyen o kalabalık, İzmir’in sadece bugünkü değil, gelecekteki hikayesini de yazıyor. Ve bizler, bu hikayenin içinde nasıl bir rol üstleneceğiz, asıl soru bu olmalı.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nden günde kaç yolcu geçiyor?

    Karşıyaka İskelesi’nden günlük yaklaşık 25 bin yolcu geçiyor.

    Vapur kuyruğunda kimler bekliyor?

    Vapur kuyruğunda işçiler, öğrenciler, tatilciler ve alışveriş yapanlar bir araya geliyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur kuyruğu sorununa ne çözüm planlıyor?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planlıyor.

    Yaz aylarında vapur kuyruğunda beklemek neden zorlaşıyor?

    Yaz aylarında sıcaklıklar 40 dereceyi aşıyor ve bu bekleyişi daha da zorlaştırıyor.

    Vapur kuyruğu İzmir’deki hangi toplumsal sorunu simgeliyor?

    Vapur kuyruğu, beklemenin yarattığı melankoliyi ve şehirdeki dayanışmanın zayıflamasını simgeliyor.

  • Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · İzmir sporu: istatistik değil hikâye.

    Cumartesi sabahı Karşıyaka İskelesi’nde yürüyen merdivenlerin çıkışında duruyordum. İskelenin önünde uzayıp giden kalabalığın uğultusu, martıların kanat çırpışlarıyla kesiliyordu. Sabahın erken saatlerinde, karşı kıyıya geçmeye çalışan insanlar arasında bir tatlı telaş, işçilerin yorgun adımları ve tatilcilerin parlak şapkalarının ışıldayan renkleri bir aradaydı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin son günlerde vapur seferlerini artırma kararının arkasında, Karşıyaka İskelesi’nde yaşanan yoğunluk yatıyor. Günlük yolcu sayısının 25 bine ulaşması, İzmir’in bir ulaşım sorununu gözler önüne seriyor. Ancak bu kalabalık, sadece bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda İzmir’in sosyal ve ekonomik yapısının sembolik bir yansıması.

    Geçmişte, İzmir’in deniz ulaşımı, kentin hem ticaret hem de sosyo-kültürel yaşamının ayrılmaz bir parçasıydı. Karşıyaka İskelesi, kentin farklı bölgelerinden gelen insanların buluşma noktası haline gelmişti. Ancak yıllar içinde artan nüfus ve şehirleşme baskısı, bu nostaljik ulaşım yolunu zorluklarla dolu bir günlük rutin haline getirdi. Vapur seferlerinin sıklaştırılması, sadece bir çözüm değil, aynı zamanda daha geniş bir sorunun yüzeysel bir müdahalesi olarak görülüyor.

    Yerel yönetimlerin bu artan talebe cevap verme çabası, her zamanki gibi ‘çözüm’ kelimesinin sınırlarını zorluyor. Ek seferlerin konulması olumlu bir adım gibi görünse de, asıl mesele kentin ulaşım altyapısının yıllardır ihmal edilmiş olması. Her şeyin olduğu gibi kalması ve sadece yüzeyde yapılan değişikliklerle yetinilmesi, asıl nüfus artışı ve şehirleşme sorunlarını çözmez. Mevcut düzenlemeler, uzun vadeli bir stratejinin yokluğunda sadece geçici çözümler sunar.

    Bu yoğunluğun ardındaki hikayeler, aslında çok daha derin. Her sabah iskeleye gelen Hüseyin Amca, vapur beklerken elinde tuttuğu gazeteyi okumaya çalışıyor. Otobüsle gelmesi çok zor olan işine gitmek için bu vapur seferine mahkum. Tatilcilerin arasında kaybolduğunda, kalabalıktan bunalmış, sadece günlük hayatını sürdürmeye çalışan bir adam olarak görüyoruz onu. İşini kaybetmek, ekmeğini kazanmak için zamana karşı yarış veren Hüseyin Amca’nın hikayesi, kent yaşamının acımasız temposunun bir yansıması.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki kalabalık, sadece bir ulaşım sorununun değil, aynı zamanda toplumun biraz daha dikkatle bakması gereken bir iç yüzünün yansıması. Her gün orada olan bizler, bu manzaraya alışkınız, ama belki de olumsuzluklara alışmamız gerekmiyor. Bu kalabalık, sadece bir yerden bir yere gitmek için bekleyen insanlar değil; aynı zamanda daha büyük bir hikayenin, İzmir’in ekonomik ve sosyal altyapısının iflasının göstergesi. Soru şu: Ne zaman bu hikayeyi gerçekten dinlemeye başlayacağız?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de vapur seferleri neden artırıldı?

    İzmir’de artan yolcu yoğunluğu ve ulaşım altyapısındaki eksiklikler nedeniyle vapur seferleri artırıldı.

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşıyor.

    Vapur seferlerindeki yoğunluğun asıl sebebi nedir?

    Vapur seferlerindeki yoğunluk, İzmir’in artan nüfusu, şehirleşme baskısı ve ulaşım altyapısının yetersizliğinden kaynaklanıyor.

    Vapur seferlerinin artırılması ulaşım sorununu tamamen çözüyor mu?

    Hayır, vapur seferlerinin artırılması sadece geçici bir çözüm sunuyor; asıl sorun, uzun vadeli ulaşım stratejisinin eksikliği.

    Makaledeki Hüseyin Amca’nın hikayesi neyi temsil ediyor?

    Hüseyin Amca’nın hikayesi, İzmir’deki ulaşım sorunlarının kent yaşamındaki bireyler üzerindeki etkisini ve toplumsal yapının zorluklarını simgeliyor.

  • Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · Pazar, mahalle ve gündelik hayat; kadın gözüyle.

    Karşıyaka İskelesi’nde güneş henüz tam anlamıyla batmamışken, vapur sırası sanki uzayıp gidiyor. Beyaz köpüklerin üzerine serinlik arayanların, işten çıkıp eve varma telaşında olanların ve günübirlik tatilcilerin oluşturduğu bir karmaşa var burada. Ortada bir vapur, ama ne hikmetse herkes aynı anda binmeye çalışıyor.

    Bu hafta Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısının 25 bine ulaştığı açıklandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ek seferler planladığı duyurulmuş ama henüz hissedilen bir rahatlama yok. Hemen yanı başımda konuşan orta yaşlı bir kadın, “Bu kadar yoğunlukta, ek sefer mi? Yoksa her zamanki gecikmeler mi?” diye soruyor sarkastik bir gülümsemeyle.

    Tarihi Karşıyaka İskelesi, İzmir’in gelişen yüzünü temsil eder. 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet veren bu iskele, kentin ulaşım ağının önemli bir parçasıdır. Ancak, bugünlerde bu tarihi önem ve kültürel miras, bir tür modern sıkışıklığın içinde kaybolmuş. Yolcuların homurtuları arasında, iskelenin eskiden ne kadar huzurlu bir yer olduğuna dair hikayeler duyuluyor.

    Bu yoğunluk, İzmir’in artan nüfusuna ve şehirdeki ulaşım ihtiyacının karşılanması konusundaki yetersiz planlamaya işaret ediyor. Artan yolcu sayısının, yerel yönetim tarafından bir başarı olarak görülmesi, aslında bu ihtiyacın karşılanmasında eksikliklerin olduğunun da bir göstergesi.

    Peki, kimler bu durumdan ne çıkar sağlıyor? İlk akla gelen, tabii ki daha fazla sefer düzenleyen vapur işletmesi. Ancak, işin bir de yolcu tarafı var. Her gün bu yoğunca seyahate maruz kalanlar için, vapur beklemek ve tıklım tıklım bir yolculuğa katlanmak adeta bir işkenceye dönüşüyor.

    Karşıyaka’da oturan emekli öğretmen Funda Hanım, “Bu durum gençler için eğlenceli olabilir, ama ben sadece evime ulaşmak istiyorum,” diyor. İşten çıkıp huzur bulmayı beklerken, bir de kalabalık stresine maruz kalmak, kiminin sabrını taşırıyor.

    İşte tam da burada, bir kişisel hikaye devreye giriyor. Vapur kuyruğunda bekleyen, 7 yaşındaki kızını akşam yemeğine yetiştirmeye çalışan bir anne, sıranın ortasında kızına umutsuzca “Biraz daha bekleyeceğiz, tamam mı tatlım?” derken, sıranın önüne doğru bir kıpırdanma oluyor. Bir yandan bir bebeği sakinleştirmek, bir yandan da vapura binmek için çabalıyor. İşte, günlük yaşamın bu küçük çatışmaları, şehir yaşamının gerçek zorluklarını ortaya koyuyor.

    Günün sonunda, Karşıyaka İskelesi’ndeki karmaşa, belki de İzmir’in daha geniş bir sorununun özetidir. Ulaşım ve altyapı eksiklikleri, günlük yaşamın ritmini kesiyor. Peki, bu durumun bir çözümü var mı? Vapur seferlerinin artırılması ne kadar çözüm olabilir? Yoksa daha kapsamlı bir ulaşım reformuna mı ihtiyaç var?

    İzmir’in bu kalabalık iskelelerinden birinde beklerken, etrafımdaki sesler ve yüzler bana, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. Belki de bu, İzmir’in modernleşme çabasının bir yan etkisi. Ve belki de, bu sıkışıklık içinde ufak bir huzur bulabilmek için, herkesin biraz daha sabırlı olması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Beklemek ile geçen bir hayat, ne kadar huzur getirir?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşmıştır.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur yoğunluğuna nasıl bir çözüm planladı?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planladı, ancak henüz hissedilen bir rahatlama yok.

    Karşıyaka İskelesi’nin tarihi nedir?

    Tarihi Karşıyaka İskelesi 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet vermektedir.

    Yolcular Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluk hakkında ne düşünüyor?

    Yolcular arasında yoğunluk ve gecikmelerden dolayı memnuniyetsizlik var.

    Artan yolcu sayısı ulaşımda ne gibi sorunlara yol açıyor?

    Artan yolcu sayısı, ulaşım altyapısındaki yetersizlikleri ve günlük yaşamda zorlukları ortaya çıkarıyor.

  • İki Yaka Arasında Kalanlar: Karşıyaka İskele Çilesi

    İki Yaka Arasında Kalanlar: Karşıyaka İskele Çilesi

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikâye.

    Karşıyaka İskelesi’nin tam karşısındaki kafede güne yeni başlamışız. Bir yanda sabah gazetesinin sayfaları çevrilirken, diğer yanda vapur kuyruğunda sıkışmış insanların yüzlerindeki ifadeleri izliyoruz. Gözler ya saate ya da iskeleden açılan kapıya takılıyor. Herkesin aklında aynı soru: Vapur ne zaman gelecek?

    Karşıyaka İskelesi, İzmir’in denizle buluşma noktalarından biri. Ama, yıllar geçtikçe taşınan yolcu sayısı artıyor, mekân daralıyor. Tatilcilerin ve işçilerin yolu burada kesişiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı ek seferler bile bu yoğunluğu eritmeye yetmiyor. Geçmişte de bu tür sorunlar yaşandı; yaz aylarında artan nüfusun etkisiyle vapurlara olan talep zirve yapar, ama bu kez gerçekten bıçak kemiğe dayanmış.

    Böyle durumlar İzmir’in görmeye alışık olduğumuz, ama bir türlü alışamadığımız manzaralarından. Kültürel bir miras gibi nesilden nesle aktarılan bu ulaşım çilesi, yerel yönetimin çözüm bulmayı bir şekilde ertelediği bir mesele hâline gelmiş. Kimseyi suçlamaya gerek yok aslında; tatilci de işçi de aynı vapurun yolcusudur. Ama ne yazık ki, bu yolculuk bazen beklenenden çok daha uzun sürüyor.

    Belediye, elbette çözüm üretmeye çalışıyor. Ek seferler, yaz saatleri düzenlemeleri, hatta kara ulaşımının daha iyi yönetilmesi gibi seçenekler masada. Ancak asıl mesele, denizin ortasında sıkışıp kalan insanların yaşadığı sıkışıklığı çözmek. Bu sıkıntı, kent kültürümüze de o kadar işlenmiş ki, İzmirliler bu manzaraya karşı artık biraz da hüzünle gülümsüyor.

    Birkaç yıl önce bir gece yarısı, vapur seferlerindeki aksaklıklar üzerine bir belediye yetkilisine sorulduğunda, “Seferleri artırmak için elimizden geleni yapıyoruz” demişti. Peki, bu çözüm ne derece etkili oldu? Hem tatilcilerin hem de işçilerin, işyerlerine veya tatil beldelerine zamanında yetişmeleri önemli. Kimse güne stresle başlamak istemez.

    Gevrekçi Hüseyin abi, bu durumu “güne limonla başlamak” olarak tanımlıyor. Her sabah Karşıyaka’nın çarşısında gevrek tezgahını açarken, iskelede bekleyenlerin suratlarındaki ifadeyi yorumluyor. “Bir de o vapura binince ferahlamak var,” diyor. Ama o ferahlık, kuyrukların sonunda bir ödül gibi görünse de, herkes için sabır sınırlarını zorluyor.

    Biz İzmirliler, denizi görmeden yapamayanlardanız. Ancak bu keyifli anıların giderek sabır testine dönüşmesi düşündürücü. İşte tam da burada sorulması gereken soru şu: İzmir’in denizle barışıp, vapurların yükünü hafifletmesi ne kadar sürecek? Yüzümüzdeki gülümsemeyi bir gün bu kuyruğun sonundaki vapur gemisi mi belirleyecek, yoksa içimizdeki deniz sevgisi mi?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde hangi ulaşım sorunları yaşanıyor?

    Karşıyaka İskelesi’nde artan yolcu yoğunluğu ve yetersiz vapur seferleri ciddi ulaşım sorunlarına yol açıyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluğa nasıl çözüm arıyor?

    Belediye, ek vapur seferleri, yaz saatleri düzenlemeleri ve kara ulaşımının iyileştirilmesi gibi çözümler üzerinde çalışıyor.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki yolcu yoğunluğunun sebepleri nelerdir?

    Yolcu yoğunluğunun başlıca sebepleri artan nüfus, tatilciler ve işçilerin aynı anda iskeleyi kullanmasıdır.

    Gevrekçi Hüseyin abi Karşıyaka İskelesi’ndeki durumu nasıl yorumluyor?

    Gevrekçi Hüseyin abi, iskeledeki bekleyişi ‘güne limonla başlamak’ olarak tanımlıyor ve yolcuların yüzlerinde sabahın stresi olduğunu söylüyor.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki ulaşım sorunu İzmir kültürünü nasıl etkiliyor?

    Bu ulaşım çilesi, İzmirlilerin günlük yaşamına ve kent kültürüne işlemiş; insanlar artık bu duruma biraz hüzünle gülümsüyor.

  • Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · Pazar, mahalle ve gündelik hayat; kadın gözüyle.

    Pazar sabahı Bornova’nın meşhur Altındağ Pazarı’nda dolaşan tezgahların arasından geçerken, güneşin yakıcı sıcağı ciltte hissediliyordu. Ege’nin bu köşesinde yazlar her zaman sıcak olurdu ama son birkaç haftadır termometreler 36 dereceyi aşıyordu. İşin daha da zor kısmı, pazarın kalabalık ve telaşlı atmosferinde, serin bir esinti bulmanın neredeyse imkansız hale gelmesiydi.

    Bu hafta Bornova Belediyesi, vatandaşları bu yakıcı sıcaklardan biraz olsun rahatlatabilmek için bir adım attı: Mobil su dağıtım araçları mahallelerde gezmeye başladı. Belediye yetkilileri, su dağıtımının sıcak günlerde devam edeceğini ve özellikle kalabalık alanlarda sıklaştırılacağını belirtiyor. Bu geçici çözüm, sıcaktan bunalan vatandaşlar için bir nebze olsun serinlik anlamına geliyor. Ama burada asıl mesele, bu tür çözümlere neden ihtiyaç duyulduğu.

    Geçmişte bu kadar sıcak günlerde Bornova halkı, sahil kenarındaki esintilerle serinlemeyi tercih ederdi. Ancak şimdi, İzmir’in kıyı şeridine gitmek bile trafik ve kalabalık yüzünden bir çile haline geldi. Kentiçi ulaşımın sıkıntıları, trafik yoğunluğu ve otobüslerdeki yetersiz klima sistemleri, insanları kendi mahallelerinde serinleme yollarına itiyor. Bu, bir yanda sıcaklık sorununun sadece doğaya bırakılmayan bir yanıtı olarak görülebilir, diğer yanda ise altyapının bu gibi hava olaylarına ne kadar hazırlıklı olduğunu düşündürüyor.

    Bornova’da 65 yaşındaki Pınar Hanım’la konuşuyorum. “Serinlemek için tek umudumuz belediyenin bu su arabaları. Eskiden akşamları parkta otururduk, biraz serinlerdi. Şimdi o kadar sıcak ki, dışarı çıkmak istemiyoruz,” diyor. Pınar Hanım’ın bu sözleri, yalnızca yaşadığı mahallenin değil, tüm şehirdeki pek çok insanın duygularını yansıtıyor.

    Belediye, bu hamlesiyle halkın gönlünü kazanmaya çalışırken, asıl soru burada yatıyor: Yerel yönetimler, sıcak yaz günleri için uzun vadeli çözümler üretmek yerine, geçici çözümlerle mi yetinmeli? Bornova’nın sokaklarında dolaşan mobil su araçları, bugün bir nefes aldırıyor olabilir ama uzun vadede şehir altyapısı ve yeşil alan politikaları yeniden gözden geçirilmeli.

    Yaz ayları boyunca sürecek bu sıcak dalgası, Bornova halkını oldukça zorluyor. Ancak su dağıtım araçları sadece bir geçici çözüm. İlerleyen yıllarda iklim değişikliği daha da belirgin hale geldikçe, şehir planlamasının bu değişikliklere nasıl uyum sağlayacağı, asıl tartışılması gereken mesele. Bornova’da yaşayanların bu sıcak günlerde serinlemek için belediyenin su dağıtımına değil, kendi sokaklarında serinleyebilecekleri alanlara erişebilmeleri gerekiyor.

    Pazar yerinde yürürken, kalabalığın içinde bir çocuğun su şişesini kafasına dikerek susuzluğunu gidermeye çalıştığını gördüm. Önümüzdeki yıllarda Bornova’nın, bu çocuklar için daha çevreci, daha serin mahalleler yaratması gerekecek. Bugün mobil su araçları ile bir damla serinlik getiren belediye, yarın bu çocuklara ve tüm mahalleye daha kalıcı çözümler sunmayı becerebilecek mi? Bu sıcak yaz günleri, gelecekte hava koşullarına daha hazırlıklı olmanın gerekliliğini anlamamız için bir fırsat. Belki de Bornova’nın sokaklarında gerçekten serin bir nefes almak, bir dahaki yaza kalmayacaktır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Bornova Belediyesi mobil su dağıtımını neden başlattı?

    Bornova Belediyesi, artan yaz sıcaklarında vatandaşlara geçici serinlik sağlamak amacıyla mahallelerde mobil su dağıtım araçlarıyla ücretsiz su dağıtımı başlattı.

    Bornova’da sıcaklıklar kaç dereceye ulaştı?

    Bornova’da son haftalarda sıcaklıklar 36 dereceyi aşıyor.

    Mobil su dağıtımı ne kadar kalıcı bir çözüm?

    Mobil su dağıtımı geçici bir çözüm olarak görülüyor; makalede kalıcı serinlik için şehir altyapısı ve yeşil alanların önemine dikkat çekiliyor.

    Vatandaşlar serinlemek için başka hangi yolları kullanıyor?

    Vatandaşlar eskiden sahil kenarındaki esintilerle veya parklarda serinlemeyi tercih ediyordu, ancak trafik ve yetersiz klima nedeniyle bu seçenekler kısıtlandı.

    Bornova’da uzun vadeli serinlik için ne öneriliyor?

    Makalede, uzun vadeli serinlik için şehir altyapısının ve yeşil alan politikalarının yeniden gözden geçirilmesi öneriliyor.