Kategori: Köşe Yazıları

Cengiz Akın’ın günlük köşe yazıları — İzmir gündemi yorumu, hikaye-vari analiz.

  • Alevlerden Kalan Sessizlik: Bir Mahallenin Yas Hikayesi

    Alevlerden Kalan Sessizlik: Bir Mahallenin Yas Hikayesi

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · Pazar, mahalle ve gündelik hayat; kadın gözüyle.

    Gece yarısı Konak Altıntaş Mahallesi’nin dar sokaklarında yankılanan siren sesleri, herkesin uykusundan fırladığı o anı işaret ediyordu. Duman, gökyüzünü sararken mahalleli ellerinde kovalarla yangına müdahale etmeye çalıştı. Ancak alevlerin hiddeti, bir kadının hayatını söndürdü ve geriye sessizlik ve yas bıraktı.

    Altıntaş Mahallesi, tarih boyunca birçok yangına tanıklık etti. Ahşap evlerin sardığı sokaklar, bir zamanların huzur dolu yaşam alanıydı. Ancak yapıların eski olması, elektrik tesisatlarının yıpranmışlığı, felaketleri adeta davet eder cinsten. Yıllardır süregelen bu risk, Altıntaş’ta yaşayanların zihinlerinde hep bir soru işareti bıraktı: “Bir sonraki sefer ne zaman olacak?”

    Bu yangınla birlikte yeniden gündeme gelen konu, mahallelerdeki eski yapıların acil yenilenme ihtiyacı. Yerel yönetim, bu bölgelere gereken önemi göstermeli mi? Yoksa bu tarz felaketler ‘yazgı’ olarak mı kabul edilmeli? Bu sorular, yangından etkilenen herkesin aklını kurcalıyor.

    Yangın haberi duyulur duyulmaz, mahalledeki kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Herkes bir umut, bir haber bekliyordu. Ancak yangının ardından eve giremeyen Fatma teyze, “Bir hafta önce elektrikler sürekli gidip geliyordu. Bir şeyler yapmaları gerekiyordu ama kimse kılını kıpırdatmadı” diyerek sitemini dile getirdi. Mahalleli ise, enkaz haline dönen eve bakarak sessizce ellerini semaya kaldırdı.

    Yangın sonrası Altıntaş’ta derin bir sessizlik hâkim. Olayın ardından gelen görevliler, raporlarını hazırlar ve geri dönerken, mahallelinin yüreğinde öfke ve çaresizlik dolaşıyor. Bir kadının daha hayalleri, alevler arasında kayboldu. Peki ya yerel yönetimler? Onlar da bu kaybın bir parçası mı? Alevlerin dindiği bu sokaklarda yankılanan sessizlik, soruları çoğaltmaya devam ediyor.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Çeşme’de Kumru Krizi: Altın Değerinde Bir Sandviç

    Çeşme’de Kumru Krizi: Altın Değerinde Bir Sandviç

    İzmir’in gözde tatil beldesi Çeşme’de yaz sıcakları kadar ‘ısıtan’ bir diğer konu da kumru fiyatları. Bu sezon, plajlarda satılan kumruların fiyatı 150 TL’yi buldu ve yerli turistler arasında büyük bir tartışma konusu oldu. Yaz sezonunun başlamasıyla birlikte, Çeşme’ye akın eden tatilciler, yüksek fiyatlar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Peki, bu fiyat artışlarının ardındaki gerçek nedenler neler ve yerel esnaftan konuyla ilgili nasıl geri dönüşler alıyoruz?

    İlk olarak, Çeşme’nin bu astronomik fiyatlarının arkasında ne yatıyor, biraz bunu irdeleyelim. Esnaf, artan kiralar ve maliyetlerin bu durumu tetiklediğini belirtiyorlar. Geçtiğimiz yıl, kira artışları %30’un üzerinde seyretti. Çeşme Marina’da bir dükkânın ortalama kirası 20 bin TL’den 26 bin TL’ye fırladı. Ayrıca, enerji ve diğer gıda maddelerindeki artışlar da cabası. Bu durum, esnafın fiyatları artırmasında önemli bir etken.

    Ama, tatilcilerin tepkisi de epey sert. “Bir sandviç için bu kadar para mı olur?” diye soran tatilciler, bu sezon Çeşme yerine alternatif tatil noktalarını değerlendirebileceklerini ifade ediyorlar. Özellikle, aileler bu durumdan oldukça şikayetçi. Üç kişilik bir aile, sahilde birer kumru ve içecek tükettiğinde neredeyse 500 TL’yi gözden çıkarmak zorunda kalabiliyor.

    Bir diğer önemli konu ise, bu fiyat artışlarının sadece Çeşme’ye özgü olmayışı. Türkiye’nin dört bir yanındaki tatil beldelerinde benzer şikayetler dillendiriliyor. Ancak Çeşme, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisi nedeniyle daha fazla dikkat çekiyor. Bu durum, bölgenin cazibesini nasıl etkileyecek, zaman gösterecek.

    Esnaf ise bu konudaki eleştirilere bir nebze hak veriyor ama ellerinin kollarının bağlı olduğunu da ekliyorlar. “Biz de istemezdik fiyatların bu kadar yükselmesini” diyor bir plaj işletmecisi. Ancak, kirasını ve diğer masraflarını karşılamak zorunda olan esnaf, fiyatları makul seviyede tutmanın pek de mümkün olmadığını belirtiyor.

    Kimileri ise kumru fiyatlarını espri konusu haline getirmiş durumda. “Altın kaplama mı satıyoruz?” diyen bir başka esnaf, durumu biraz da mizah yoluyla anlatmaya çalışıyor.

    İzmir’de büyüyen ve bu bölgenin ekonomisini yakından takip eden biri olarak, fiyatların bu denli yükselmesi beni de düşündürüyor. Esnaf ve tüketici arasında bir denge kurulamazsa, bu yaz Çeşme’de kumru yerine bol bol ‘tartışma’ tüketilecek gibi görünüyor. Tabi bu durumdan en çok kimin zararlı çıkacağı da merak konusu.

    Çeşme’deki kumru fiyatlarının yükselmesi hem esnafı hem de tatilcileri zor duruma sokuyor. Ancak unutulmaması gereken en önemli şey, bu tür sezonluk yerlerde fiyatların her zaman biraz daha esnek olabileceği ve bunun da ekonomik dalgalanmaların bir sonucu olduğu. İzmir’in ve Çeşme’nin sıcak yaz günleri, umarız ki esnaf ve tatilciler arasında bir uzlaşma ile daha keyifli hale gelir.

    — Mert Kıyak · Köşe yazarı

  • Çeşme’nin Kumru Krizi: Fiyatlar ve Gelecek Üzerine

    Çeşme’nin Kumru Krizi: Fiyatlar ve Gelecek Üzerine

    Geçtiğimiz hafta Çeşme’de dikkat çeken bir gelişme yaşandı. 2026 yılı itibarıyla yaz sezonunun başlamasıyla birlikte, plajlarda satılan kumruların fiyatı 150 TL’ye kadar çıktı. Bu durum, hem esnafı hem de Çeşme’nin müdavimi olan tatilcileri adeta karşı karşıya getirdi. Her iki taraf da bu fiyat artışının sebeplerini ve sonuçlarını tartışıyor.

    Bir otobüs dolusu tatilci, sabahın erken saatlerinde Çeşme plajlarına ulaştığında, şezlonglarına kuruldukları anda bir kumru almayı hayal ederken, fiyat tabelası karşısında şaşkınlık yaşıyor. “Artık kumru yerken iki kere düşünüyoruz,” diyor 25 yaşındaki İstanbul’dan gelen tatilci Ece. “150 lira bir kumruya vermek, bütçemizi sarsıyor.”

    Plaj işletmecileri ise durumun başka bir boyutunu dillendiriyor. Kira ve işletme maliyetlerindeki artışların yanı sıra, malzeme tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar da fiyatların yükselmesine neden oluyor. Ahmet Bey, bu durumu “Maliyetler iki katına çıkarken fiyatları sabit tutmamız beklenemez,” diyerek açıklıyor ve ekliyor: “Her şeyin fiyatı arttı, biz de mecburuz ayak uydurmaya.”

    Ancak sorunun temelinde sadece ekonomik faktörler yatmıyor gibi görünüyor. Çeşme’nin son yıllarda artan popülaritesi, bölgeyi hem yerli hem de yabancı turistler için cazip hale getirirken, bu durum bir yandan da fiyatların adeta uçmasına neden oluyor. Çeşme’nin bir tatil merkezi olarak gelişimi, bölgedeki emlak ve kira fiyatlarının da ciddi oranda artmasına yol açtı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2026 yılı bütçe raporlarına göre, turizmle ilgili yatırımlar önemli ölçüde artırılmış durumda. Ancak bu yatırımlar, aynı zamanda maliyetlerin de artmasına neden oluyor. Çeşme Esnaf Odası Başkanı Ayşe Hanım, “Turizmi desteklemek adına yapılan projeler güzel, fakat esnaf bu kadar yüksek maliyetlerle başa çıkmakta zorlanıyor,” diyor.

    Tatilciler ve esnaf arasında yaşanan bu gerginliği aşmanın yolları üzerine düşünmek gerekiyor. Belediye ve esnaf odalarının, ortak bir masa etrafında buluşarak, tedarik zincirindeki problemleri çözmek için iş birlikleri yapması gerektiği açık. Zira bu durum sadece Çeşme’de değil, turistik diğer bölgelerde de benzer sorunlara yol açabilir.

    Ama, yerel halk ve turistler için daha uygun fiyatlı alternatiflerin teşvik edilmesi de önemli bir çözüm olabilir. Çeşme’nin doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleri, pahalı restoranlar ve plajlar dışında da deneyimlenebilir. Böylece, sadece ekonomik olarak değil, kültürel ve sosyal olarak da zenginleşme sağlanabilir.

    Çeşme’deki kumru fiyatları üzerinden başlayan bu tartışma, aslında daha derin ekonomik ve sosyal dinamiklere işaret ediyor. İzmir’in en gözde tatil beldesi olarak kabul edilen Çeşme’nin, sürdürülebilir bir turizm modeli geliştirmesi gerekiyor. Bu model ise, sadece fiyatların değil, aynı zamanda bölgenin doğal ve kültürel kaynaklarının da korunmasını esas almalı.

    Yazın ortasında, plajlarda yalnızca serinlemek değil, aynı zamanda ekonomik dengeleri de gözeterek tatil yapmak isteyen turistler için, bu durum artık kaçınılmaz bir gerçeklik haline gelmiş durumda. Çeşme’nin bu kumru krizi, belki de daha geniş çaplı bir değişimin habercisidir.

    — Eylül Yenel · Köşe yazarı

  • Kumrunun Fiyatı, Turistin Kalbi

    Kumrunun Fiyatı, Turistin Kalbi

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikâye.

    Çeşme’nin sahil şeridinde, lacivert denizle altın kumların buluştuğu noktada, bir kumru almak isteyen turistlerin yüzü biraz asık. Sıcak kumların üzerinde yalınayak yürüyen tatilci, birazdan alacağı kumrunun fiyatını duyunca şaşkın bir ifade takınıyor. 150 TL’lik kumru, bu yazın Çeşme’de en çok konuşulan konusu olmuş durumda.

    Çeşme’de yaz aylarının sıcaklığı sadece hava sıcaklığıyla sınırlı değil. Plajlarda satılan kumruların fiyatlarının 150 TL’ye dayanması, tatilciyi de esnafı da huzursuz etmişe benziyor. Geçmişte, İzmir’in meşhur lezzetlerinden biri olan kumruyu uygun fiyatlarla tüketmek mümkündü. Ancak son yıllarda artan kira ve işletme maliyetleri, esnafı zor durumda bırakmış. Kendine has lezzetleriyle tanınan Çeşme, sadece deniziyle değil, aynı zamanda esnafıyla da zorda.

    Esnaf, artan kira fiyatları ve maliyetlerin altında eziliyor. Çeşme gibi popüler tatil beldelerinde, kiralar astronomik seviyelere yükselmiş durumda. Bir yandan yerel yönetimlerin turizmden elde edecekleri geliri artırma isteği, diğer yandan esnafın artan maliyetleri dengeleme çabası, bu durumu körüklüyor. Üstelik bu artışlar sadece esnafı değil, turistleri de zorluyor. Tatilciler, bu maliyetlerin bir kısmını kendi ceplerinden karşılamak zorunda kalınca tatilin keyfi kaçıyor.

    Fakat burada ilginç bir paradoks var: Bir yanda fiyatlardan şikayet eden tatilciler, diğer yanda maliyetler altında ezilen esnaf. Arada kalan ise, Çeşme’nin eşsiz doğası ve eşsiz bir tatil beldesi kimliği. Esnaf, artan maliyetlerini karşılayabilmek adına fiyatlarını artırmak zorunda kalıyor, ama bu durum uzun vadede Çeşme’nin cazibesini zedeleyebilir. Burada asıl mesele, bu dengeyi nasıl sağlayacakları.

    Bu süreçte belki de en zor durumda olan, Gevrekçi Hakan. Her sabah güneşin ilk ışıklarıyla tezgahını açıyor, umudu ise bir nebze daha fazla satış yapabilmek. Ancak kumru almak için tezgahına yanaşan tatilcilerin yüzündeki ifade, gelecek sezon için endişelerini artırıyor. “Kumrunun fiyatı bu mu?” diye soran bir müşteri, Hakan’ın da içinde olduğu bu zorlu piyasa koşullarını anlamakta güçlük çekiyor.

    Sorular tüm yaz boyunca kafalarda dönüp duracak: Çeşme’nin turizmden aldığı payı artırmak ve esnafı rahatlatmak adına yapılan bu fiyat artışları, gerçekten bir çözüm mü? Yoksa bu yaklaşım, tatilcilerin başka beldelere yönelmesine mi yol açacak? Yaz sıcağında kumrunun fiyatı, turistin kalbini kazanmak için yeterli olacak mı, yoksa daha fazlası mı gerekecek? Ancak şu kesin: Çeşme, bu yaz sadece deniziyle değil, ekonomi haberiyle de gündemde kalacak.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Kumruya Kim Üflemiş?

    Kumruya Kim Üflemiş?

    Çeşme plajlarında kumru fiyatları…

    Esnaf ve tatilci arasında sular kaynamış.

    Babam anlatırdı eskiden. Çeşme’nin kumrusu, muhallebisi meşhurdu. Öyle lüks, şaşaalı bir yer değildi. Bir de tabii İzmir’in meşhur kumrusu var; o da ayrı bir hikaye. Şimdi ise kumrudan kıymetli hale gelmiş.

    Nedir bu kumru denen zımbırtı? Bildiğin sandviç. Ama işte İzmir’in havası, kumsalı falan derken fiyatlar uçmuş. Geçen hafta bir esnaf arkadaşla konuşuyordum, “Abi, turistler geliyor, para harcamak istiyor. Biz de bir şeyler kazanmak derdindeyiz” dedi. Tamam, anlıyorum kazanç da lazım ama biraz insaf!

    Turist de haklı, cebinden çıkan para bir yana, insan biraz da hizmet bekliyor. “Kardeşim, bize böyle mi davranıyorsunuz?” diyenleri bile duydum. Hele ki son birkaç gündür, sosyal medyada dönen videoları gördüm—bir tatilci kumruyu eline almış, “Bu mu 150 lira?” diye isyan ediyor.

    Eskiden de böyleydi ya. Aziz Nesin mizahıyla anlatırdı o günleri. İnsan ne kadar kazanırsa kazansın, bir de çarşıda pazarda huzuru olmalı. Yoksa böyle yani, kumru fiyatlarıyla gündem oluyoruz.

    Çeşme’yi tanımayan yok. O güzelim plajların, denizin tadını çıkarmak isteyenler için fiyatlar bu kadar uçmamalıydı. Hem esnaf hem de tatilci için akılcı bir çözüm bulunmalı.

    Geçen yıl bir arkadaşım, “Yalçın abi, sen de yazını yaz da, belki bir ses olur” demişti. Eh işte, yazıyoruz ama dinleyen var mı orası muamma. Bugün kumru, yarın başka bir şey.

    Halkın derdi büyük. İster tatilci olsun ister esnaf, herkesin derdi aynı: Ekonomi. Demek ki sadece bir kumru değil, altında yatan birçok mesele var.

    Burada asıl sorun şu ki, kimse kimseyi anlamıyor. Esnaf kazanmak için fiyatı yükseltiyor; tatilci “Bu paraya bu mu yani?” diyor. Arada kalan da Çeşme’nin itibarı.

    Hep diyorum, “Doğru olursak, doğru yaşarız”. Azıcık anlayış, azıcık empati. Kumruyu yiyip, keyifle denize girmek varken, neden böyle sorunlar yaşanıyor?

    Sonuçta bu ülke hepimizin. Bir kumru bahane, aslında dert başka. Bunu hatırda tutmak gerek. Unutma, ağaç yaprağıyla gürler.

    — Yalçın Özatay · Köşe yazarı

  • Kumrunun Altın Çağı: Plajda Bir Liralık Tartışma

    Kumrunun Altın Çağı: Plajda Bir Liralık Tartışma

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    İçinde bulunduğumuz yazın en sıcak günlerinden birinde, Çeşme plajlarında bir şemsiyenin gölgesinde oturuyorum. Kumru tezgâhını beklerken, gözlerim etraftaki tedirgin yüzlerde dolanıyor. Bir tatilci, 150 TL’lik fiyat etiketiyle dalga geçerken, esnafın omuz silkmesi, yazın turizm tablosunun yeni bir çerçevesini çiziyor.

    Burası eskiden, sade bir tatil kasabasıydı. Kumru, sadece nostaljik bir lezzet değil, aynı zamanda İzmir’in kendine has bir sembolüydü. 90’larda Çeşme’ye gelenler, kumrunun yanında bir bardak çayı 5 liraya içebiliyor, sahilde sonsuz sohbetler edebiliyordu. Bugün, plajda bir kumru almak, cüzdanın nabzını zorlatan bir mini lükse dönüşmüş durumda.

    Bu fiyat artışının bir tarafında, yükselen işletme maliyetleri ve enflasyon rüzgarları var. Esnaf, ‘Biz de zor durumdayız’ derken, bir yandan da lüks tatilcilerin beklentilerini karşılamaya çalışıyor. Kumrunun fiyatını belirleyen faktörler, sadece malzeme maliyetlerinden değil, aynı zamanda yaza özel fırsatçılık anlayışından da kaynaklanıyor. Geçmişte deniz kokusuyla karışan peynir eriyip gidiyordu, şimdi ise hesaplar, soğuk bir çay kaşığında donmuş gibi.

    Diğer tarafta ise, bu fiyatların sadece tatilcinin cebini değil, Çeşme’nin ruhunu da etkilediği gerçeği var. Yazın coşkusu, yerini hesap kitap yapmaya bırakırken, tatilciler arasında husursuzluk yayılıyor. Bir önceki yılın fiyatlarına alışan tatilciler, bu durumu ‘turistik soygun’ olarak nitelendiriyor. Ekonomik zorluklarla boğuşan yerli turist için, bir dilim kumru, tatilin nostaljik bir parçası olmaktan çıkıp, bir lüks tüketim nesnesine dönüşüyor.

    Bir esnaf, gözleri dolu dolu, tezgâhında biriken kumrulara şöyle bir bakıyor. “Ne yapalım, her şey pahalandı” diyor. “Burası Çeşme, burada her şey farklı!” Belki de bu sözlerin altında, yerel kimliğin kayboluşuna karşı bir direnç var. Plajın altın kumları turistleri kendine çekerken, yükselen fiyatlar, yerel halkın ve tatilcilerin ortak bir düşünce etrafında buluşmasına engel oluyor.

    Bu yaz tatilinin sadece sahilde geçen bir zaman dilimi olmadığını, aynı zamanda ekonomik bir çarpışmanın sahnesi olduğunu unutmamak gerek. Plajın bir köşesinde oturmuş, kumrunun soğumasını beklerken, aklıma takılan şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu fiyatlar, gerçek bir maliyetin sonucu mu, yoksa Çeşme’nin yeni lüks tatil yüzünün birer parçası mı?

    Kumru, sadece bir sandviç değil, İzmir’in ruhunu taşıyan bir sembol. Tatilin diğer boyutları gibi, kumrunun da bir fiyat etiketi var. Ama bu etiketin içinde, tatilciyle esnaf arasındaki o ince dengede, kentin mirası da gizli. Geçen yılların fısıltıları ve geleceğin kaygıları arasında, plajda bir liralık bir tartışma, Çeşme’nin yeni yüzünü şekillendiriyor.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • İzmir’de Sabahın Adımları: Konak İskelesi’ndeki Vapur Kuyruğu

    İzmir’de Sabahın Adımları: Konak İskelesi’ndeki Vapur Kuyruğu

    İzmir Radar Yazı Masası · Köşe yazısı

    Sabahın erken saatleriydi, hava henüz tam anlamıyla ısınmamıştı ama Konak İskelesi’nin önü şimdiden kalabalıktı. Saatler 08:00’i gösteriyordu ve vapur kuyruğu, denizin serin rüzgarına inat, uzayıp gidiyordu. İnsanlar, çantalarını omuzlarına almış, güne başlama telaşındaydı. Herkesin yüzünde aynı ifade: “Bir an önce işe ya da okula yetişmeliyim.”

    Konak İskelesi, İzmir’in kalbinin attığı yerlerden biri. Her sabah binlerce İzmirli bu noktadan deniz yolculuğuna başlıyor. Pazartesi sabahları ise bu kalabalık daha bir belirginleşiyor; çünkü haftanın ilk günü, herkesin zihninde bir an önce işlerini halletme telaşı var. Ancak bu hafta, bir farklılık vardı. Seferlerde yüzde 30’luk bir artış yaşanmıştı. Sıcak hava ve kalabalık bir araya gelince, vapura binmek bir sınav halini almıştı.

    İzmir’de toplu taşıma hizmetleri her zaman bir muammadır. Özellikle yaz aylarında, sıcağın da etkisiyle, ulaşım daha da zorlaşır. Bu, yıllardır süregelen bir döngü. Yerel yönetimler ise ulaşım sorununu çözmek için ne kadar çabalasalar da, kalabalık her zaman bir adım önde. İşte tam da bu yüzden, Konak İskelesi’ndeki bu sabah manzarası, İzmir’in alışılagelmiş bir görüntüsü.

    Bununla birlikte yolcuların bu yoğunluktan memnun olduğunu söylemek pek mümkün değil. Kimisi sabahın erken saatinde kazara vapuru kaçırıyor, kimisi ise kalabalık yüzünden bindiği vapurda ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyor. Bu noktada, yerel yönetimlerin toplu taşıma seferlerini artırma çabası bile, bu büyük insan seli karşısında yeterli kalmıyor.

    Bir diğer mesele de vapur seferlerinin saatleri. İnsanlar işlerine ve okullarına yetişmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor ama sefer sayıları bu kalabalığı karşılamaktan uzak kalıyor. Yerel yönetimler, bu duruma nasıl bir çözüm bulacaklar? Daha fazla sefer mi konulmalı yoksa farklı çözümler mi düşünülmeli?

    Gevrekçi Hakan, sabah saatlerinde iskelede tezgahını açmış, vapuru bekleyen kalabalığın arasından sesleniyordu. “Gevrekler taze, simitler sıcak!” diye bağırarak, bu kaosun içinde kendine bir yer edinmiş. Aynı zamanda işine yetişmeye çalışan genç bir kız, bir an önce vapura binip binemeyeceğinin telaşını yaşıyordu. “Geç kalmak istemiyorum,” diyordu kendi kendine, adımları hızlanırken.

    İşte böyle bir sabah, İzmir’de kaçırılan vapur ya da en azından kaçırılmak üzere olan bir vapur, günlük yaşamın bir parçası haline geliyor. Ancak bu durum, yalnızca bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda kentin yönetiminde, planlama ve organizasyonun ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. İzmirli, her sabah bu zorlukla karşı karşıya kalmaya devam edecek mi? Yoksa bir gün, bu kalabalık denizi daha iyi yönetebilir miyiz? İşte bu sorular, her Pazartesi sabahı, vapur kuyruğunda bekleyen her İzmirli’nin aklında dolanıyor.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Karşıyaka’da Gece Mesaisi: Esnafın Yaz Nöbeti

    Karşıyaka’da Gece Mesaisi: Esnafın Yaz Nöbeti

    Karşıyaka Çarşısı, İzmir’in kalbinin attığı yerlerden biridir. Akşam saatlerinde esnafın kepenk indirip, sokakların sessizliğe büründüğü eski zamanları hatırlayanlar için bugünlerin çehresi oldukça değişmiş durumda. Yaz akşamları, dükkanların ışıkları gece geç saatlere kadar yanıyor; sokak konserleri ise çarşının her köşesini bir şenlik alanına dönüştürüyor.

    Geçmişte, Karşıyaka Çarşısı’nın kalbi daha çok gündüz saatlerinde atardı. Sabahın erken saatlerinde açılan dükkanlar, öğlen vakti yoğunlaşır, akşam üzerine doğru ise yavaş yavaş kapanırdı. Esnaf, günü tamamlamanın ve eve dönüş yoluna çıkmanın telaşı içindeyken, sokaklar sessizliğe bürünürdü. Ancak, artık bu gidişat değişti ve çarşı, gece mesailerinin yaşandığı, müziğin ve insan seslerinin hakim olduğu bir atmosfere evrildi.

    Sokak konserlerinin son yıllarda artış göstermesi, bu değişimin en belirgin işareti. Temmuz başından bu yana haftalık olarak düzenlenen konserler, hem esnafı hem de ziyaretçileri kendine çekiyor. Geceleri açık kalan dükkanlar, bu canlılıkla birlikte satışlarını artırmanın keyfini yaşıyor. Esnafın yüzü gülüyor; çünkü uzun saatler çalışmak yorucu olsa da, bu kalabalığın getirdiği hareketlilik onları ayakta tutuyor.

    Gece saatlerinde çarşının nabzını tutan esnaflardan biri de yılların ayakkabı tamircisi Mehmet Usta. Haftanın üç günü özellikle gece saatlerinde uğradığım bu dükkan, ayakkabı kokusunun insanı sarhoş eden ferahlığıyla kaplı. Mehmet Usta, çarşıdaki değişimi en iyi gözlemleyenlerden biri. Eskiden akşam sekiz gibi kapattığı dükkanını, şimdi gece on bire kadar açık tutuyor. “Gelen giden çok, kimisi tamire bir şey bırakıyor, kimisi sadece selam veriyor,” diyor Mehmet Usta. “Ama hep bir hareket var, bu da beni dinç tutuyor.”

    Mehmet Usta’nın karşısındaki kafeterya da geceye kadar hizmet veriyor. Tıpkı Usta’nın dediği gibi, kimisi kahve içmek için oturuyor, kimisi sokak müziğinin tadını çıkarıyor. İşletme sahibi Ali Bey, “Eskiden akşam yedide kimse kalmazdı,” diye anlatıyor. “Şimdi ise kapanış saati bellisiz oldu, ne zaman çarşı boşalsa, o zaman kapatıyoruz.”

    Sokak konserlerinin başrolünde genellikle genç gruplar var. Kimi zaman sadece gitar ve vokal ile başlayan bir performans, mekânın sunduğu olanaklar ve dinleyici kitlesinin coşkusuyla başka enstrümanlara da ev sahipliği yapabiliyor. Kimi amatör, kimi profesyonel bu gruplar, çarşının atmosferine renk katıyor. İnsanlar bir yandan alışveriş yaparken bir yandan da müziğe kulak kabartıyor. Çarşının bu yaşamsal döngüsü, her yaştan insanı cezbediyor; gençler müziğin ritmine kapılırken, yetişkinler eski zamanları yad ediyor.

    Karşıyaka Çarşısı’ndaki bu yeni düzenleme, esnafın ve ziyaretçilerin hayatına yeni bir boyut kazandırıyor. Günlük yaşantının sabit ritmini kıran bu yenilik, kentin gece yaşamına canlılık katıyor. İzmir’in bu nadide köşesi, kendi içinde bir dönüşümü barındırıyor ve bu dönüşüm, esnafın işine heyecan katarken, çarşıyı bir cazibe merkezi haline getiriyor.

    Bu dönüşümdeki en büyük pay, elbette ki esnafta. Onlar, gecenin geç saatlerine kadar dükkanlarının ışıklarını açık tutarak çarşının ruhunu yaşatıyorlar. Müşterilerini güler yüzle karşılıyor, onların geleneksel alışveriş alışkanlıklarına yeni bir soluk getiriyorlar. Esnafın bu çabası, sadece ekonomik değil, sosyal bir kazanım olarak da değerlendirilebilir. Çünkü çarşıdaki hareketlilik, İzmir’in toplumsal dokusuna da olumlu bir katkı sağlıyor; insanları bir araya getiriyor, tanışmaları ve etkileşimleri artırıyor.

    Karşıyaka Çarşısı’nda yaz akşamları, hem nostaljik bir hava estiriyor hem de geleceğe dair umutları yeşertiyor. Bu çarşı, İzmir’in nabzını tutmaya devam ederken, gece mesaisinin ışığında farklı hikayelere ev sahipliği yapıyor. Esnaf ve ziyaretçiler için bu yeni düzen, bir alışkanlık haline gelirken, çarşı da zamanla daha fazla insanı ağırlayacak gibi görünüyor. Önümüzdeki zamanlar, daha fazla ışık, daha fazla müzik ve daha fazla insanla dolup taşacak. İşte böylesine bir dönüşümün tam ortasında, Karşıyaka Çarşısı’nın geceleri, tekrar ve tekrar keşfedilmeyi bekliyor.

    — Raşit Aydar · Köşe yazarı

  • Buca’nın Kuruyan Çeşmesi: Bir Damla Umut

    Buca’nın Kuruyan Çeşmesi: Bir Damla Umut

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · İzmir sporu: istatistik değil hikâye.

    Buca’nın Kuruçeşme mahallesinde bir sabah. Güneş yeni doğmuş, kuşlar cıvıldıyor, ama bir şey eksik. Sular kesik. Sabah saat yedide, uyandıran alarm sesi değil, musluktan gelmeyen suyun sessizliği.

    Bugün Buca’da sular akmıyor. Kuruçeşme ve Göksu mahalleleri susuz kalmış. Binlerce hane, ellerindeki son damlaları kullanıyor. Sabah kahvesi için kettle’a su koymaya çalışan Ayşe teyze, camdan dışarı bakıyor. “Ne zaman gelecek bu su?” diye soruyor, ama yanıt yok.

    İZSU ekipleri alanda yoğun bir mesai yapıyor. Yollar kazılıyor, borular kontrol ediliyor. Su kesintisi, yazın tam ortasında, güneşin en kızgın olduğu saatlerde baş gösteriyor. Sadece bir teknik arıza mı, yoksa daha derinlerde yatan bir sorun mu? Bunu kimse tam olarak bilmiyor.

    Mahalleli ellerinde bidonlarla çeşme başına koşuyor. İyice kuruduklarından değil, belki de hayatın sunduğu zorunlu bir oyun gibi. Kimisi arabasıyla daha uzaklara, su bulabileceği yerlere gitmeyi düşünüyor. “Benim oğlan taşır, ben taşıyamam” diyor yaşlı bir amca, su bidonunu oğluna uzatarak.

    Buca’daki bu su kesintisi, aslında daha büyük bir sorunun göstergesi. Alt yapı. Herkesin bildiği, ama nedense hep ötelenen bir mesele. Su, elektrik, yollar… Her biri günlük hayatın vazgeçilmez parçaları, ama nedense hep eksik bir şekilde karşımıza çıkıyor. “Yapılacak, yapılacak” deniyor ama bir türlü yapılmıyor.

    Suyun yokluğu, mahalleliyi bir araya getiriyor. Kimse bu zor anlarda yalnız değil. Komşular birbirine destek oluyor. Birinin suyu varsa, diğeriyle paylaşıyor. Ama bu dayanışma, çözüm değil. Kalıcı bir çözüm gerekli.

    Yine de bu zor günler, insanları düşündürüyor. Sadece alt yapı sorunu değil, aynı zamanda insanların dayanışma ruhu. Herkesin su beklediği bu anda, aslında belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir damla umuttu. Birlikte hareket etmenin verdiği güç. Bir araya gelmenin, çözüm için ses çıkarmanın önemi.

    Ve işte bu karmaşanın ortasında, sular tekrar akmaya başlıyor. Musluklardan berrak su sesi yükseliyor. Ayşe teyze mutlu, kahvesini yapabiliyor sonunda. Ama bir sorusu var: “Bir dahaki sefere ne olacak?”

    Hayat, tıpkı sahadaki bir futbol maçı gibi. Top bazen ayağınıza gelir, bazen de uzakta kalır. Ama önemli olan, topu nasıl kullandığınızdır. Buca’nın da su topunu daha iyi oynayabilmesi için çözümler gerekiyor. Sadece bu su kesintisi için değil, belki de gelecekte karşılaşacağımız tüm sorunlar için. Çünkü hayat, bir günlüğüne durdurulacak bir oyun değil, sürekli oynanan bir maçtır.

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

  • Sıcak Kumlar Üzerinde Soğuk Hesaplar: Çeşme’nin Şezlong Tavanı

    Sıcak Kumlar Üzerinde Soğuk Hesaplar: Çeşme’nin Şezlong Tavanı

    Günümüzün ekonomik şartları altında, tatil planları yapmak çoğu insan için zaten yeterince zor. Çeşme Belediyesi’nin sahil şeridindeki kiralık şezlong ve şemsiye fiyatlarına tavan uygulaması getirdiği haberi, bu zorluğun üzerine eklenen bir rahatlama olabilecek mi? Yoksa sadece yüzeyde mi rahatlık sağlayacak?

    Çeşme, özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. Sahilleriyle ünlü olan bu bölge, doğal güzelliklerin yanı sıra, ekonomik olarak da tatilcilerin bütçelerini zorlayabiliyor. Birçok tatilci için, sahilde bir yer edinmek bir lüks hâline gelmiş durumda. Bunun sebeplerinden biri, artan şezlong ve şemsiye kiralama fiyatları. Çeşme Belediyesi’nin 29 Haziran 2024 itibariyle başlattığı tavan fiyat uygulaması, bu konuda bir denge sağlamak amacını taşıyor.

    Bu uygulama, belediyenin ekonomik erişilebilirliği artırma çabasının bir parçası olarak okunabilir. Ancak, bu tür müdahalelerin hem olumlu hem de olumsuz sonuçları olabileceğini unutmamak gerek. Öncelikle, şezlong fiyatlarına getirilen bir sınır, düşük gelirli tatilcilerin sahilden faydalanabilme oranını artırabilir. Bu sayede, daha geniş bir kitle, Çeşme’nin doğal güzelliklerinden daha ekonomik bir şekilde yararlanma fırsatı bulabilir.

    Ama, bu uygulama işletmeciler için bazı zorluklar yaratabilir. Tavan fiyat uygulaması, bazı işletmeler için kâr marjlarını daraltabilir. Geçimlerini turizmden sağlayan işletmeler, maliyetlerini karşılamakta güçlük çekebilirler. Bu durum, özellikle küçük işletmeler üzerinde finansal baskı yaratabilir. Dolayısıyla, işletmecilerle belediye arasında bir denge kurulması gereklidir ki, bu tür düzenlemeler yerel ekonomiye zarar vermeden uygulanabilsin.

    Bu uygulamanın bir diğer etkisi de bölgedeki turizmin şekillenmesi üzerinde olabilir. Daha geniş bir kitleye hitap edebilmek, Çeşme’nin turizm profilini çeşitlendirebilir. Ancak, bu çeşitlilik, hizmet kalitesinin düşmesi anlamına da gelebilir. Çünkü talep artarken, işletmelerin bunu karşılayacak kaliteli hizmet sunması her zaman mümkün olmayabilir.

    Peki, bu tür düzenlemeler, uzun vadede ne gibi sonuçlar doğurur? Yerel yönetimlerin, vatandaşlarının ekonomik çıkarlarını korumaya çalışması önemlidir. Ancak, bu tür müdahalelerin sürdürülebilirliği, yerel ekonomiye olan etkileriyle doğrudan ilişkili olacaktır. Çeşme Belediyesi, bu uygulamanın başarısını değerlendirirken, hem tatilcilerin hem de işletmecilerin geri bildirimlerini dikkate almalıdır.

    Çeşme’nin şezlong fiyatlarına getirdiği tavan uygulaması, yaz sezonunun sıcak kumları üzerinde serin bir nefes gibi görülebilir. Ancak, bu nefesin etkili olabilmesi için, uygulamanın kapsamlı bir şekilde yönetilmesi ve sürekli olarak değerlendirilmesi gereklidir. Çeşme gibi turistik bölgelerde, ekonomik erişilebilirlik kadar, hizmet kalitesi ve sürdürülebilir turizm politikaları da kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin, uygulamalarını tüm paydaşları gözeterek planlaması ve yürütmesi, sadece yaz sezonu için değil, tüm yıl boyunca sürdürülebilir bir turistik deneyim sunmanın anahtarı olacaktır.

    — Eylül Yenel · Köşe yazarı

  • Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · Pazar, mahalle ve gündelik hayat; kadın gözüyle.

    Gece yarısı İzmir’in kalbi Konak’ta, serin bir esintiyle parkta yürüyorsunuz. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş ama park cıvıl cıvıl. Çocuklar dondurma yalıyor, gençler banklarda oturmuş derin sohbetlere dalmış. Kimi kitap okuyor, kimi sadece yıldızları izliyor. Konak Belediyesi’nin sıcak hava dalgasına karşı aldığı kararla parklar şimdi gece 02.00’ye kadar açık ve sanki şehir biraz olsun nefes alıyor.

    İzmir’in yazları bilinir, gündüzleri yakıcı bir güneş, nemden bunaltan saatlerdir. Özellikle geçtiğimiz yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle bu sıcaklıklar iyice dayanılmaz hale geldi. Klima muhtemelen herkesin en iyi dostu oldu ama gelin görün ki elektrik faturaları da yakında dostlukları bitirecek cinsten. İşte bu noktada, Konak Belediyesi’nin yaz gecelerini parklarda serinletme projesi kulağa oldukça hoş geliyor.

    Ancak mesele sadece bir parkta yürümenin çok ötesinde. Bu uygulama, kentin sosyal yaşamını da doğrudan etkiliyor. Gece saatlerinde parklarda oturabilmek, özellikle dar gelirli aileler için bir nebze olsun doğaya kaçış imkânı sunuyor. İklimlendirilmiş, serinletilmiş kapalı alanlara erişimi olmayan insanlar için parklar, kent yaşamında önemli bir sosyal alan olarak öne çıkıyor. Konak Belediyesi’nin bu hareketi, aslında kent insanının sosyal adalete olan ihtiyacını da gözler önüne seriyor.

    Tabii her güzel şeyin altında bir de görünmeyen detaylar var. İlk gece parkında otururken, Bornova’da yaşayan Funda Hanım’la karşılaşıyorum. Emekli öğretmen olduğunu söyleyen Funda Hanım, parkların geç saate kadar açık olmasının harika bir fikir olduğunu ama güvenlik meselesinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. “Gece bu kadar geç saatte parkta oturmak keyifli ama güvenlik ışıkları yeterli mi, güvenlik önlemleri alınmış mı?” diye soruyor, haklı olarak. İşte bu noktada belediyeden beklenen biraz daha fazla çaba belki de.

    Diğer yandan, esnaf için de bu gece mesaisi aslında bir fırsat. Parklardaki dondurma, mısır satan tezgâhlar geceye kadar açık ve işler tıkırında. Ancak bir başka sorun daha var: Çöp. Geceleri parkları kullanan insanların ardında bıraktığı çöpler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir çevre sorunu olarak gün yüzüne çıkıyor. Yerel yönetimin bu konuda da etkin bir temizlik programı uygulaması gerekiyor.

    İzmir’de yazın bunaltıcı sıcaklarında parkları gece geç saatlere kadar açık tutmak, kağıt üzerinde harika bir fikir gibi görünüyor. Ancak bunun gerçekten etkili olabilmesi için güvenlikten temizlik hizmetlerine kadar pek çok detayı da içine alacak şekilde genişletilmesi şart. İzmirlinin beklediği serinlik sadece rüzgarla gelmiyor; biraz da planlama ve dikkatle sağlanıyor.

    Bu yaz gecelerinde parklar İzmir’in akciğerleri olacak mı, yoksa sadece geçici bir çözüm mü sunacak, zaman gösterecek. Umarım ki, her şeyin en iyisi olur ve bizler de bu serin gecelerin tadını çıkarırken, ihtiyacımız olan taze nefesi alabiliriz. Çünkü bilirsiniz, İzmir bir gece yarısı bile olsa şehrin ruhunu hissetmek demektir.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Yüksek Kira Kâbusu: Tarihî Çarşıda Hayat Mücadelesi

    Kemeraltı’nın Yüksek Kira Kâbusu: Tarihî Çarşıda Hayat Mücadelesi

    İzmir’in tarihî sembollerinden Kemeraltı Çarşısı, sadece alışverişin değil, kentin kültürel ve sosyal hayatının da merkezi konumunda. Ancak, son dönemde bu kadim çarşıyı tehdit eden bir sorun var: kontrolsüz kira artışları.

    Ne oldu da Kemeraltı’nda kiralar birden böylesine fırladı? Kemeraltı Çarşısı, uzun yıllardır İzmir’in en popüler alışveriş merkezlerinden biri. Ancak son aylarda kiralardaki yüzde 60’lık artış, bu tarihî çarşıda iş yapan esnaf için büyük bir yük haline geldi. İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Özdemir, bu artışların 2024’te daha fazla dükkânın kapanmasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.

    Esnaf, artan kiraların yanı sıra yükselen genel giderlerle de mücadele ediyor. Elektrik ve su faturaları, malzeme ve ürün temini derken, her gün maliyet tablosu daha da kabarıyor. Bu durum özellikle küçük esnaf için sürdürülemez bir hâl almaya başlamış durumda. Özdemir, “Kemeraltı, yabancı turistlerin ve yerli halkın buluşma noktasıdır. Ancak birçok esnaf artık kepenk kapatma noktasına geldi,” diyor.

    Esnafın dertleri bununla da bitmiyor. Kiralardaki artışın yanı sıra işletme maliyetlerindeki bu hızlı yükseliş, kâr marjlarını daraltıyor. Kimi esnaf, kâr elde edemediği için sadece günü kurtarmak adına çalışmak zorunda kalıyor. Bu da, işletmelerin uzun vadede ayakta kalmalarını zorlaştırıyor.

    Peki, bu durumun çözümü ne olabilir? Öncelikle, kira artışlarına karşı belediyelerin veya ilgili kurumların bir denetleme mekanizması kurması gerektiği aşikar. İstanbul’da bazı bölgelerde uygulanan tavan kira uygulamaları gibi çözümler, İzmir için de düşünülebilir. Kemeraltı’nın tarihî ve ekonomik önemini korumak için, yerel yönetimlerin esnafla iş birliği içinde hareket etmesi şart.

    Ayrıca, esnafa yönelik mali destek programları geliştirilebilir. Pandemi döneminde devlet desteklerinin olumlu etkilerini gördük. Benzer şekilde, yüksek kira ve maliyetlerle başa çıkabilmeleri için esnafa düşük faizli krediler sağlanabilir.

    İzmir halkının da bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Yerel işletmelerin ayakta kalması, şehrin ekonomik dinamizmi için kritik. Tüketicilerin büyük alışveriş merkezlerinden ziyade, tarihî çarşıyı tercih etmesi, esnafın nefes almasına yardımcı olabilir.

    Kemeraltı, İzmir’e ruh katan bir yer. Eğer bu tarihî çarşıyı kaybedersek, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda kültürel bir kayıp da yaşamış olacağız. İzmir’in bu değerine hep birlikte sahip çıkmalıyız.

    — Mert Kıyak · Köşe yazarı