Kategori: Köşe Yazıları

Cengiz Akın’ın günlük köşe yazıları — İzmir gündemi yorumu, hikaye-vari analiz.

  • Karşıyaka’da Gece Mesaisi: Esnafın Yaz Nöbeti

    Karşıyaka Çarşısı, İzmir’in kalbinin attığı yerlerden biridir. Akşam saatlerinde esnafın kepenk indirip, sokakların sessizliğe büründüğü eski zamanları hatırlayanlar için bugünlerin çehresi oldukça değişmiş durumda. Yaz akşamları, dükkanların ışıkları gece geç saatlere kadar yanıyor; sokak konserleri ise çarşının her köşesini bir şenlik alanına dönüştürüyor.

    Geçmişte, Karşıyaka Çarşısı’nın kalbi daha çok gündüz saatlerinde atardı. Sabahın erken saatlerinde açılan dükkanlar, öğlen vakti yoğunlaşır, akşam üzerine doğru ise yavaş yavaş kapanırdı. Esnaf, günü tamamlamanın ve eve dönüş yoluna çıkmanın telaşı içindeyken, sokaklar sessizliğe bürünürdü. Ancak, artık bu gidişat değişti ve çarşı, gece mesailerinin yaşandığı, müziğin ve insan seslerinin hakim olduğu bir atmosfere evrildi.

    Sokak konserlerinin son yıllarda artış göstermesi, bu değişimin en belirgin işareti. Temmuz başından bu yana haftalık olarak düzenlenen konserler, hem esnafı hem de ziyaretçileri kendine çekiyor. Geceleri açık kalan dükkanlar, bu canlılıkla birlikte satışlarını artırmanın keyfini yaşıyor. Esnafın yüzü gülüyor; çünkü uzun saatler çalışmak yorucu olsa da, bu kalabalığın getirdiği hareketlilik onları ayakta tutuyor.

    Gece saatlerinde çarşının nabzını tutan esnaflardan biri de yılların ayakkabı tamircisi Mehmet Usta. Haftanın üç günü özellikle gece saatlerinde uğradığım bu dükkan, ayakkabı kokusunun insanı sarhoş eden ferahlığıyla kaplı. Mehmet Usta, çarşıdaki değişimi en iyi gözlemleyenlerden biri. Eskiden akşam sekiz gibi kapattığı dükkanını, şimdi gece on bire kadar açık tutuyor. “Gelen giden çok, kimisi tamire bir şey bırakıyor, kimisi sadece selam veriyor,” diyor Mehmet Usta. “Ama hep bir hareket var, bu da beni dinç tutuyor.”

    Mehmet Usta’nın karşısındaki kafeterya da geceye kadar hizmet veriyor. Tıpkı Usta’nın dediği gibi, kimisi kahve içmek için oturuyor, kimisi sokak müziğinin tadını çıkarıyor. İşletme sahibi Ali Bey, “Eskiden akşam yedide kimse kalmazdı,” diye anlatıyor. “Şimdi ise kapanış saati bellisiz oldu, ne zaman çarşı boşalsa, o zaman kapatıyoruz.”

    Sokak konserlerinin başrolünde genellikle genç gruplar var. Kimi zaman sadece gitar ve vokal ile başlayan bir performans, mekânın sunduğu olanaklar ve dinleyici kitlesinin coşkusuyla başka enstrümanlara da ev sahipliği yapabiliyor. Kimi amatör, kimi profesyonel bu gruplar, çarşının atmosferine renk katıyor. İnsanlar bir yandan alışveriş yaparken bir yandan da müziğe kulak kabartıyor. Çarşının bu yaşamsal döngüsü, her yaştan insanı cezbediyor; gençler müziğin ritmine kapılırken, yetişkinler eski zamanları yad ediyor.

    Karşıyaka Çarşısı’ndaki bu yeni düzenleme, esnafın ve ziyaretçilerin hayatına yeni bir boyut kazandırıyor. Günlük yaşantının sabit ritmini kıran bu yenilik, kentin gece yaşamına canlılık katıyor. İzmir’in bu nadide köşesi, kendi içinde bir dönüşümü barındırıyor ve bu dönüşüm, esnafın işine heyecan katarken, çarşıyı bir cazibe merkezi haline getiriyor.

    Bu dönüşümdeki en büyük pay, elbette ki esnafta. Onlar, gecenin geç saatlerine kadar dükkanlarının ışıklarını açık tutarak çarşının ruhunu yaşatıyorlar. Müşterilerini güler yüzle karşılıyor, onların geleneksel alışveriş alışkanlıklarına yeni bir soluk getiriyorlar. Esnafın bu çabası, sadece ekonomik değil, sosyal bir kazanım olarak da değerlendirilebilir. Çünkü çarşıdaki hareketlilik, İzmir’in toplumsal dokusuna da olumlu bir katkı sağlıyor; insanları bir araya getiriyor, tanışmaları ve etkileşimleri artırıyor.

    Karşıyaka Çarşısı’nda yaz akşamları, hem nostaljik bir hava estiriyor hem de geleceğe dair umutları yeşertiyor. Bu çarşı, İzmir’in nabzını tutmaya devam ederken, gece mesaisinin ışığında farklı hikayelere ev sahipliği yapıyor. Esnaf ve ziyaretçiler için bu yeni düzen, bir alışkanlık haline gelirken, çarşı da zamanla daha fazla insanı ağırlayacak gibi görünüyor. Önümüzdeki zamanlar, daha fazla ışık, daha fazla müzik ve daha fazla insanla dolup taşacak. İşte böylesine bir dönüşümün tam ortasında, Karşıyaka Çarşısı’nın geceleri, tekrar ve tekrar keşfedilmeyi bekliyor.

    — Raşit Aydar · Köşe yazarı

  • Buca’nın Kuruyan Çeşmesi: Bir Damla Umut

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Buca’nın Kuruçeşme mahallesinde bir sabah. Güneş yeni doğmuş, kuşlar cıvıldıyor, ama bir şey eksik. Sular kesik. Sabah saat yedide, uyandıran alarm sesi değil, musluktan gelmeyen suyun sessizliği.

    Bugün Buca’da sular akmıyor. Kuruçeşme ve Göksu mahalleleri susuz kalmış. Binlerce hane, ellerindeki son damlaları kullanıyor. Sabah kahvesi için kettle’a su koymaya çalışan Ayşe teyze, camdan dışarı bakıyor. “Ne zaman gelecek bu su?” diye soruyor, ama yanıt yok.

    İZSU ekipleri alanda yoğun bir mesai yapıyor. Yollar kazılıyor, borular kontrol ediliyor. Su kesintisi, yazın tam ortasında, güneşin en kızgın olduğu saatlerde baş gösteriyor. Sadece bir teknik arıza mı, yoksa daha derinlerde yatan bir sorun mu? Bunu kimse tam olarak bilmiyor.

    Mahalleli ellerinde bidonlarla çeşme başına koşuyor. İyice kuruduklarından değil, belki de hayatın sunduğu zorunlu bir oyun gibi. Kimisi arabasıyla daha uzaklara, su bulabileceği yerlere gitmeyi düşünüyor. “Benim oğlan taşır, ben taşıyamam” diyor yaşlı bir amca, su bidonunu oğluna uzatarak.

    Buca’daki bu su kesintisi, aslında daha büyük bir sorunun göstergesi. Alt yapı. Herkesin bildiği, ama nedense hep ötelenen bir mesele. Su, elektrik, yollar… Her biri günlük hayatın vazgeçilmez parçaları, ama nedense hep eksik bir şekilde karşımıza çıkıyor. “Yapılacak, yapılacak” deniyor ama bir türlü yapılmıyor.

    Suyun yokluğu, mahalleliyi bir araya getiriyor. Kimse bu zor anlarda yalnız değil. Komşular birbirine destek oluyor. Birinin suyu varsa, diğeriyle paylaşıyor. Ama bu dayanışma, çözüm değil. Kalıcı bir çözüm gerekli.

    Yine de bu zor günler, insanları düşündürüyor. Sadece alt yapı sorunu değil, aynı zamanda insanların dayanışma ruhu. Herkesin su beklediği bu anda, aslında belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir damla umuttu. Birlikte hareket etmenin verdiği güç. Bir araya gelmenin, çözüm için ses çıkarmanın önemi.

    Ve işte bu karmaşanın ortasında, sular tekrar akmaya başlıyor. Musluklardan berrak su sesi yükseliyor. Ayşe teyze mutlu, kahvesini yapabiliyor sonunda. Ama bir sorusu var: “Bir dahaki sefere ne olacak?”

    Hayat, tıpkı sahadaki bir futbol maçı gibi. Top bazen ayağınıza gelir, bazen de uzakta kalır. Ama önemli olan, topu nasıl kullandığınızdır. Buca’nın da su topunu daha iyi oynayabilmesi için çözümler gerekiyor. Sadece bu su kesintisi için değil, belki de gelecekte karşılaşacağımız tüm sorunlar için. Çünkü hayat, bir günlüğüne durdurulacak bir oyun değil, sürekli oynanan bir maçtır.

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

  • Sıcak Kumlar Üzerinde Soğuk Hesaplar: Çeşme’nin Şezlong Tavanı

    Sıcak Kumlar Üzerinde Soğuk Hesaplar: Çeşme’nin Şezlong Tavanı

    Günümüzün ekonomik şartları altında, tatil planları yapmak çoğu insan için zaten yeterince zor. Çeşme Belediyesi’nin sahil şeridindeki kiralık şezlong ve şemsiye fiyatlarına tavan uygulaması getirdiği haberi, bu zorluğun üzerine eklenen bir rahatlama olabilecek mi? Yoksa sadece yüzeyde mi rahatlık sağlayacak?

    Çeşme, özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. Sahilleriyle ünlü olan bu bölge, doğal güzelliklerin yanı sıra, ekonomik olarak da tatilcilerin bütçelerini zorlayabiliyor. Birçok tatilci için, sahilde bir yer edinmek bir lüks hâline gelmiş durumda. Bunun sebeplerinden biri, artan şezlong ve şemsiye kiralama fiyatları. Çeşme Belediyesi’nin 29 Haziran 2024 itibariyle başlattığı tavan fiyat uygulaması, bu konuda bir denge sağlamak amacını taşıyor.

    Bu uygulama, belediyenin ekonomik erişilebilirliği artırma çabasının bir parçası olarak okunabilir. Ancak, bu tür müdahalelerin hem olumlu hem de olumsuz sonuçları olabileceğini unutmamak gerek. Öncelikle, şezlong fiyatlarına getirilen bir sınır, düşük gelirli tatilcilerin sahilden faydalanabilme oranını artırabilir. Bu sayede, daha geniş bir kitle, Çeşme’nin doğal güzelliklerinden daha ekonomik bir şekilde yararlanma fırsatı bulabilir.

    Ama, bu uygulama işletmeciler için bazı zorluklar yaratabilir. Tavan fiyat uygulaması, bazı işletmeler için kâr marjlarını daraltabilir. Geçimlerini turizmden sağlayan işletmeler, maliyetlerini karşılamakta güçlük çekebilirler. Bu durum, özellikle küçük işletmeler üzerinde finansal baskı yaratabilir. Dolayısıyla, işletmecilerle belediye arasında bir denge kurulması gereklidir ki, bu tür düzenlemeler yerel ekonomiye zarar vermeden uygulanabilsin.

    Bu uygulamanın bir diğer etkisi de bölgedeki turizmin şekillenmesi üzerinde olabilir. Daha geniş bir kitleye hitap edebilmek, Çeşme’nin turizm profilini çeşitlendirebilir. Ancak, bu çeşitlilik, hizmet kalitesinin düşmesi anlamına da gelebilir. Çünkü talep artarken, işletmelerin bunu karşılayacak kaliteli hizmet sunması her zaman mümkün olmayabilir.

    Peki, bu tür düzenlemeler, uzun vadede ne gibi sonuçlar doğurur? Yerel yönetimlerin, vatandaşlarının ekonomik çıkarlarını korumaya çalışması önemlidir. Ancak, bu tür müdahalelerin sürdürülebilirliği, yerel ekonomiye olan etkileriyle doğrudan ilişkili olacaktır. Çeşme Belediyesi, bu uygulamanın başarısını değerlendirirken, hem tatilcilerin hem de işletmecilerin geri bildirimlerini dikkate almalıdır.

    Çeşme’nin şezlong fiyatlarına getirdiği tavan uygulaması, yaz sezonunun sıcak kumları üzerinde serin bir nefes gibi görülebilir. Ancak, bu nefesin etkili olabilmesi için, uygulamanın kapsamlı bir şekilde yönetilmesi ve sürekli olarak değerlendirilmesi gereklidir. Çeşme gibi turistik bölgelerde, ekonomik erişilebilirlik kadar, hizmet kalitesi ve sürdürülebilir turizm politikaları da kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin, uygulamalarını tüm paydaşları gözeterek planlaması ve yürütmesi, sadece yaz sezonu için değil, tüm yıl boyunca sürdürülebilir bir turistik deneyim sunmanın anahtarı olacaktır.

    — Eylül Yenel · Köşe yazarı

  • Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Gece yarısı İzmir’in kalbi Konak’ta, serin bir esintiyle parkta yürüyorsunuz. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş ama park cıvıl cıvıl. Çocuklar dondurma yalıyor, gençler banklarda oturmuş derin sohbetlere dalmış. Kimi kitap okuyor, kimi sadece yıldızları izliyor. Konak Belediyesi’nin sıcak hava dalgasına karşı aldığı kararla parklar şimdi gece 02.00’ye kadar açık ve sanki şehir biraz olsun nefes alıyor.

    İzmir’in yazları bilinir, gündüzleri yakıcı bir güneş, nemden bunaltan saatlerdir. Özellikle geçtiğimiz yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle bu sıcaklıklar iyice dayanılmaz hale geldi. Klima muhtemelen herkesin en iyi dostu oldu ama gelin görün ki elektrik faturaları da yakında dostlukları bitirecek cinsten. İşte bu noktada, Konak Belediyesi’nin yaz gecelerini parklarda serinletme projesi kulağa oldukça hoş geliyor.

    Ancak mesele sadece bir parkta yürümenin çok ötesinde. Bu uygulama, kentin sosyal yaşamını da doğrudan etkiliyor. Gece saatlerinde parklarda oturabilmek, özellikle dar gelirli aileler için bir nebze olsun doğaya kaçış imkânı sunuyor. İklimlendirilmiş, serinletilmiş kapalı alanlara erişimi olmayan insanlar için parklar, kent yaşamında önemli bir sosyal alan olarak öne çıkıyor. Konak Belediyesi’nin bu hareketi, aslında kent insanının sosyal adalete olan ihtiyacını da gözler önüne seriyor.

    Tabii her güzel şeyin altında bir de görünmeyen detaylar var. İlk gece parkında otururken, Bornova’da yaşayan Funda Hanım’la karşılaşıyorum. Emekli öğretmen olduğunu söyleyen Funda Hanım, parkların geç saate kadar açık olmasının harika bir fikir olduğunu ama güvenlik meselesinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. “Gece bu kadar geç saatte parkta oturmak keyifli ama güvenlik ışıkları yeterli mi, güvenlik önlemleri alınmış mı?” diye soruyor, haklı olarak. İşte bu noktada belediyeden beklenen biraz daha fazla çaba belki de.

    Diğer yandan, esnaf için de bu gece mesaisi aslında bir fırsat. Parklardaki dondurma, mısır satan tezgâhlar geceye kadar açık ve işler tıkırında. Ancak bir başka sorun daha var: Çöp. Geceleri parkları kullanan insanların ardında bıraktığı çöpler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir çevre sorunu olarak gün yüzüne çıkıyor. Yerel yönetimin bu konuda da etkin bir temizlik programı uygulaması gerekiyor.

    İzmir’de yazın bunaltıcı sıcaklarında parkları gece geç saatlere kadar açık tutmak, kağıt üzerinde harika bir fikir gibi görünüyor. Ancak bunun gerçekten etkili olabilmesi için güvenlikten temizlik hizmetlerine kadar pek çok detayı da içine alacak şekilde genişletilmesi şart. İzmirlinin beklediği serinlik sadece rüzgarla gelmiyor; biraz da planlama ve dikkatle sağlanıyor.

    Bu yaz gecelerinde parklar İzmir’in akciğerleri olacak mı, yoksa sadece geçici bir çözüm mü sunacak, zaman gösterecek. Umarım ki, her şeyin en iyisi olur ve bizler de bu serin gecelerin tadını çıkarırken, ihtiyacımız olan taze nefesi alabiliriz. Çünkü bilirsiniz, İzmir bir gece yarısı bile olsa şehrin ruhunu hissetmek demektir.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Yüksek Kira Kâbusu: Tarihî Çarşıda Hayat Mücadelesi

    Kemeraltı’nın Yüksek Kira Kâbusu: Tarihî Çarşıda Hayat Mücadelesi

    İzmir’in tarihî sembollerinden Kemeraltı Çarşısı, sadece alışverişin değil, kentin kültürel ve sosyal hayatının da merkezi konumunda. Ancak, son dönemde bu kadim çarşıyı tehdit eden bir sorun var: kontrolsüz kira artışları.

    Ne oldu da Kemeraltı’nda kiralar birden böylesine fırladı? Kemeraltı Çarşısı, uzun yıllardır İzmir’in en popüler alışveriş merkezlerinden biri. Ancak son aylarda kiralardaki yüzde 60’lık artış, bu tarihî çarşıda iş yapan esnaf için büyük bir yük haline geldi. İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Özdemir, bu artışların 2024’te daha fazla dükkânın kapanmasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.

    Esnaf, artan kiraların yanı sıra yükselen genel giderlerle de mücadele ediyor. Elektrik ve su faturaları, malzeme ve ürün temini derken, her gün maliyet tablosu daha da kabarıyor. Bu durum özellikle küçük esnaf için sürdürülemez bir hâl almaya başlamış durumda. Özdemir, “Kemeraltı, yabancı turistlerin ve yerli halkın buluşma noktasıdır. Ancak birçok esnaf artık kepenk kapatma noktasına geldi,” diyor.

    Esnafın dertleri bununla da bitmiyor. Kiralardaki artışın yanı sıra işletme maliyetlerindeki bu hızlı yükseliş, kâr marjlarını daraltıyor. Kimi esnaf, kâr elde edemediği için sadece günü kurtarmak adına çalışmak zorunda kalıyor. Bu da, işletmelerin uzun vadede ayakta kalmalarını zorlaştırıyor.

    Peki, bu durumun çözümü ne olabilir? Öncelikle, kira artışlarına karşı belediyelerin veya ilgili kurumların bir denetleme mekanizması kurması gerektiği aşikar. İstanbul’da bazı bölgelerde uygulanan tavan kira uygulamaları gibi çözümler, İzmir için de düşünülebilir. Kemeraltı’nın tarihî ve ekonomik önemini korumak için, yerel yönetimlerin esnafla iş birliği içinde hareket etmesi şart.

    Ayrıca, esnafa yönelik mali destek programları geliştirilebilir. Pandemi döneminde devlet desteklerinin olumlu etkilerini gördük. Benzer şekilde, yüksek kira ve maliyetlerle başa çıkabilmeleri için esnafa düşük faizli krediler sağlanabilir.

    İzmir halkının da bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Yerel işletmelerin ayakta kalması, şehrin ekonomik dinamizmi için kritik. Tüketicilerin büyük alışveriş merkezlerinden ziyade, tarihî çarşıyı tercih etmesi, esnafın nefes almasına yardımcı olabilir.

    Kemeraltı, İzmir’e ruh katan bir yer. Eğer bu tarihî çarşıyı kaybedersek, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda kültürel bir kayıp da yaşamış olacağız. İzmir’in bu değerine hep birlikte sahip çıkmalıyız.

    — Mert Kıyak · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Sessiz Çığlığı: Yükselen Kiralar ve Azalan Umutlar

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında yürürken hafif bir meltem esiyor. Eski bir halıcı dükkânının kapısında, yıllanmış kırmızı ve mavi kilimler rüzgarla dans ediyor. Zamanında Rum tüccarların, sonra Osmanlı zanaatkârlarının, ardından da Cumhuriyet’in modernleşen esnafının sesi olmuş bu yer, şimdi sessizliğe mahkûm.

    Burası eskiden, bir İzmir klasiği, bir alışveriş mabedi, bir sosyal merkezdi. Her köşe başında bir hatıra, her dükkânın arkasında bir hikaye saklıydı. Punta’dan gelen gemiciler, akşamüstü burada yorgunluk kahvesini yudumlardı. Zamanla değişti tabii, ama Kemeraltı’nın tarih kokan duvarları hep ayakta kaldı.

    Şimdi işler zorlaştı. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda yükselen kiralar, esnafın omuzlarına tonlarca yük bindiriyor. Semih Özdemir gibi esnaf temsilcileri, bu ekonomik baskıyı her gün yaşıyor ve anlatıyor. ‘Kapanan dükkan sayısı 2024’te artacak,’ diyorlar. Ama bu kapanışlar sadece birer istatistik değil, kaybolan birer hayal, birer emek.

    İzmir’in kalbinde, binlerce yıllık bir tarihe sahip olan Kemeraltı, adeta bir açık hava müzesi. Her geçen gün azalan ayak sesleri, yerini daha yüksek kira bedellerine bıraktı. 500 yıllık çarşının taşları, bir zamanlar zanaatkârların çekiç sesleriyle inlerken, şimdi bu taşlar sessiz bir çığlık atıyor — “Yardım edin!”.

    Ekonomi her yerde kriz yaratıyor, bunu biliyoruz. Ama Kemeraltı gibi bir mirası kaybetmek, İzmir’in ruhundan bir parça koparmak demek. Belediyeler ve yerel yönetimler bu konuyla ilgili adımlar atmalı, çözüm üretmeli. Yoksa bu tarihi mozaik, kapitalizmin acımasız çarkları arasında ezilip gidecek.

    Gözlerimle gördüğüm, ellerimle dokunduğum bu tarih, gözlerimin önünde soluklaşıyor. Her gün Kemeraltı’nda işi olan Mehmet Usta, 45 yıldır burada nalburiye işletiyor. ‘Dükkânlar kapandıkça, meydanlar boş kalıyor,’ diyor. Mehmet Usta’nın oğlu belki de bu dükkânı devralamayacak. Çünkü o dükkân, oğlu için bir gelecek değil, kapıya dayanan bir borç mektubu gibi duruyor.

    Kemeraltı’nın taşları, tarih boyunca birçok medeniyeti gördü. Ama şimdi, bu taşlar ilk kez yalnızlık yaşıyor. Tarihi bir miras kayboluyor ve İzmir’in ruhu bu acıyı hissediyor. Sorumluluk ise hepimize düşüyor; bu mirasın geleceğini kurtarmak için, birlikte çalışmamız, birlikte düşünmemiz gerekiyor.

    Peki, 500 yıllık bu çarşı, gelecekte de var olacak mı? Bu sorunun cevabı belirsiz. Ama bildiğimiz bir şey var: Kemeraltı’nın kalbi, esnafın dayanışması ve müşterilerin sadakatiyle atıyor. Ya bu atışlar duyulacak ve değer verilecek, ya da tarih bir kez daha kapitalizmin galibiyetini yazacak. Seçim bizim.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Nefesi Daraldığında

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarından birine giriyorsunuz. Yaz sıcağının bunaltıcı etkisinden kaçamayan gömlekli, pantolonlu bir esnaf, kaldırımın kenarına oturmuş, elindeki çay bardağından dumanlar yükselirken derin bir iç çekiyor. Yüzündeki yorgun ifade, yalnızca havanın ağırlığından değil, geleceğe dair belirsizliğin de yükünden.

    İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı, her köşesinde geçmişin izlerini, her adımında ise zamana karşı direnişi barındırıyor. Osmanlı’dan bu yana ticaretin merkezi olan bu alan, günümüzde ekonomik baskıyla boğuşuyor. Yüzde 60’a varan kira artışları, esnafın belini büküyor. Sadece kâr marjı değil, yaşam mücadelesi veren dükkanlar her geçen gün kepenk kapatıyor.

    Kemeraltı’nın esnafı, nesilden nesile aktarılan dükkanlarla, babadan kalma yöntemlerle günümüz ekonomik dalgalarına karşı direniyor. Geçmişte, kalabalık caddelerinde yankılanan pazarlık sesleri, bugün endişe dolu fısıltılara dönüşmüş durumda. Kiralar birer birer yükselirken, müşteriler ise her geçen gün azalıyor.

    Zamana karşı koymak kolay bir iş değil. Bir yanda tarihi koruma altına almak isteyenler, diğer yanda modernleşmenin kaçınılmaz geldiğini söyleyenler. Kemeraltı’nın ortasında duran esnaf, bu iki kuvvet arasında sıkışmış durumda. Yerel yönetimler geçmişten kopmadan yenilik getirmeye çalışıyor ama her yenilik beraberinde yeni maliyetler getiriyor.

    Belediye, esnafın bu serzenişlerine kulak veriyor mu dersiniz? Kira artışlarına karşı esnafın yanındaymış gibi görünüyorlar belki ama işin özüne inildiğinde, çoğu zaman bu yalnızca bir görüntüden ibaret kalıyor. Hedef kitle olan turist ve yerel halk, en küçük bir fiyat artışından bile etkilenirken; dükkan sahiplerinin bu maliyeti müşteriye yansıtması da kaçınılmaz bir durum oluveriyor.

    Gürsel Aksel Stadyumu’nu dolduran binlerce taraftarın aksine, Kemeraltı esnafının dükkan önlerinde bekleşen birkaç müşteriyle yetinmek zorunda olması düşündürücü. Bu tarihî mekânda alışveriş yapmak bir zamanlar bir gelenekken, şimdi sadece nadiren hatırlanan bir nostaljiye dönüşmüş. Ziraat mühendisi olmak için üniversiteye hazırlanan bir genç, “Babamın dükkanı kapanırsa bu yaz tatilinde ne yaparım?” diye soruyor içten içe.

    Kemeraltı, İzmir’in ruhunu taşıyan bir mekân. Ancak yüksek kiralar bu ruhu zedelemekte. Metrekare başına düşen kira bedelleri, bu tarihi çarşıyı başka bir çarşı olmaktan çıkarıp, neredeyse turist odaklı bir müze parçasına dönüştürme tehlikesi taşıyor.

    Günlük kapı önünde simit satan Hakan Abi, elinde kalan son birkaç simidi satarken “Bu iş böyle gitmez” diyor. Esnaf ve zanaatkârların olduğu bir çarşıda, gerçek anlamda ticaretin ve yerel lezzetlerin sürdürülebilirliği sorgulanıyor. Yüksek kiraların gölgesinde kalan çarşının, ruhunu kaybetmeden yaşaması nasıl mümkün olacak?

    Kemeraltı’nın gün be gün daralan nefesi, İzmir’in de içinden bir parça koparıyor. Gelecek mi geçmişi şekillendirecek, yoksa geçmiş mi geleceğe ilham olacak? İzmir’de bir taşın altına taş koymak, sadece nostaljiye değil, bugünün gerçeklerine de kulak vermekle mümkün olur mu?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nda Çarklar Tersine Dönüyor

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Yazın bu sıcak günlerinde Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında serinlik arayan bir esnafın yüzünü görseniz, belki de alnından dökülen terle birlikte zihnindeki endişeleri de silip atmak istersiniz. Ama nafile, çünkü o yüzün derinliğinde, her bir çizgi şu ana kadar verilmiş mücadelenin sessiz birer anlatıcısı. Pazar tezgahının arkasında bir adam, elinde hesap makinesiyle, çarkların nasıl da tersine döndüğü bu günlerde nasıl ayakta kalacağını hesaplıyor.

    Kemeraltı, İzmir’in kültürel ve tarihi damarlarından biri. 500 yılı aşkın bir geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan bu çarşı, hem yerli hem yabancı turistler için bir cazibe merkezi olmuştu. Ancak son zamanlarda, esnafların en büyük derdi kira artışları. Geçmişte, babadan oğula geçen dükkanlarda, çırakların ustalarını dinlediği o samimi anılar, şimdi derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Bu sessizliğin sebebi, yüzde 60’lara varan kira artışları karşısında dize gelmiş esnafın çaresizliği.

    Kemeraltı’nın sokaklarındaki bir dükkanın kepenkleri kapalıysa, bilin ki o mahallede bir hikaye daha son bulmuştur. Belki de zamanında o dükkanda, bir anne çocuğuna okul çantası alırken, bir çift evlilik hazırlıkları yaparken, bir genç iş hayatına atılmanın heyecanını yaşarken buluşmuştu. Kemeraltı’nın her köşesi birer hatıra saklarken, ekonomik baskılar bu hatıraların üstünü örtüyor.

    Burada, hayat tiyatrosunun en önemli oyuncuları esnaflar, ekonomik baskılarla mücadele etmeye çalışıyor. Kiralar, şehir yaşamının bu eski kalbini sıkıştırırken, başka bir yerde başka birileri bu baskıdan kazanç sağlıyor. Gayrimenkul sahipleri ve kira belirleyicileri, esnafa nefes alacak bir alan bırakmıyor. Kira sözleşmelerindeki rakamlar, dükkan sahiplerinin umutlarını buruşturup kenara atıyor. Bu durumda, ekonomik kazançlar, insan hikayelerinin önüne geçiyor.

    Kemeraltı’nın ara sokaklarında yürürken, her köşe başında birer tarih kitabı okumak gibidir. Ancak şimdi, bu sokaklarda yürüyenler, kapanan dükkanların ardından bir tarihin daha sessiz sedasız kaybolduğunu görüyor. Gevrekçi Hakan abi eskiden günün en hareketli saatlerinde çarşıda bir tur atarken, şimdi neredeyse her adımda bir başka ‘kiralık dükkân’ ilanına rastlıyor.

    İzmirliler için Kemeraltı, sadece alışveriş yapacakları bir yer değil, aynı zamanda kentin hafızasının kaydedildiği bir defterdi. Ancak artık bu defter o kadar da dolu değil. Sayfalar birer birer boşalıyor ve kimse bu gidişata dur diyemiyor. Tarihi çarşının geleceği, ekonomik baskıların ağırlığı altında ezilirken, sıradan İzmirli’nin aklında şu soru yankılanıyor: “Bugün Kemeraltı, yarın neresi?”

    Kemeraltı esnafı, bu sıkışmışlığın içinde bir umut ışığı ararken, dükkanlarının kapalı kalması, belki de İzmir’in daha büyük kayıplarının habercisi. Ekonomik dengesizlikler, bu tarihi mekânın kalbini sıkıştırırken, şehirde yaşayan herkesin bundan etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçek. Sıradan bir İzmirli, bu gidişatı durduracak bir adımın atılmasını beklerken, her gün başka bir dükkânın kepenkleri iniyor. Şimdi, İzmir’in tarihini yaşatan bu çarşının geleceği, herkesin aklındaki en büyük soru işareti.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Çeşme’de Tatil, Cebimizde Yangın: Plajlarda Fiyatlar ve Esnafın Sesine Kulak Verin

    Çeşme’de Tatil, Cebimizde Yangın: Plajlarda Fiyatlar ve Esnafın Sesine Kulak Verin

    Çeşme, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz sezonunun en gözde tatil destinasyonlarından biri haline gelmiş durumda. Ancak bu yıl, özellikle Kurban Bayramı öncesinde, sahillerdeki hareketlilik daha da arttı. Sahil esnafı, fiyatlar ve rezervasyonların tatilciler için önemli engeller oluşturabileceğini belirtiyor ve özellikle rezervasyonsuz yola çıkmamaları konusunda uyarıyor.

    Çeşme’deki plaj işletmeleri, artan maliyetlerin etkisiyle fiyatlarını bu yıl oldukça yüksek tutmak zorunda kaldı. Öyle ki bazı beach’lerde kişi başı giriş ücretleri 800 TL’ye kadar çıkmış durumda. Bu durum, hem işletmecilerin hem de tatilcilerin bütçelerini sarsıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde toparlanmaya çalışan esnaf, yüksek işletme maliyetleri ve artan kiralar nedeniyle bu fiyatlara mecbur kaldıklarını dile getiriyor. Ancak, tatilcilerin cebini ciddi şekilde zorlayan bu fiyatlar, Çeşme’nin cazibesini kaybetmesine neden olur mu, tartışılır.

    Çeşme’nin popüler plajlarından biri olan Ilıca’da görüştüğümüz plaj işletmecisi Mehmet Bey, “Eskiden aileler rahatça gelip burada bir gününü geçirirdi. Şimdi bırakın aileyi, birey olarak bile gelmek maliyetli hale geldi. Ne yazık ki biz de bu fiyatları koymak zorunda kaldık, çünkü kendi maliyetlerimiz de çok arttı. Elektrik, su, personel giderleri derken altından kalkmak zorlaşıyor,” diyor. Mehmet Bey’in dile getirdiği bu sorun, pek çok işletmecinin de ortak derdi.

    Sadece giriş ücretleri değil, plajlarda harcanan diğer masraflar da tatilcilerin bütçelerini zorluyor. Yeme-içme fiyatları da bu artıştan nasibini almış durumda. Basit bir sandviç ya da içecek için bile neredeyse şehirdeki restoran fiyatları kadar ödeme yapmanız gerekiyor. Hal böyle olunca, tatilciler de ya bütçelerini sarsmak ya da çareyi getir-götür yapabilirlerse kendi yiyeceklerini hazırlamak arasında bir seçim yapıyor.

    Çeşme’nin bu denli yükselen fiyatları, özellikle İzmir ve çevresinden günübirlik gelen ziyaretçileri de düşündürüyor. Tatile çıkmanın bu kadar maliyetli hale gelmesi, bölgeye olan ilgiyi azaltabilir. Bu durum, turizm sektöründe ciddi bir darbe yaratabilir. Ancak esnaf, yüksek sezonu bir nebze fırsata çevirmeye çalışıyor ve özellikle bayram öncesinde doluluk oranlarını artırmak için çeşitli kampanyalar düzenliyor.

    Esnafın bir diğer önemli uyarısı ise rezervasyon konusunda. Özellikle Kurban Bayramı gibi yoğun dönemlerde, yer bulmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Tatilcilerin plansız bir şekilde yola çıkmaları durumunda hayal kırıklığı yaşayabileceklerini belirten plaj işletmecileri, “Mutlaka plajlara gelmeden önce rezervasyon yapılmalı. Aksi takdirde yer bulmak mümkün olmayabilir,” diyor.

    Çeşme’deki bu fiyat artışları ve yoğunluk, tatilcilerin bütçe planlaması yaparken iki kez düşünmelerine neden oluyor. Ancak, bu durum sadece tatilciler için değil, aynı zamanda yerel esnaf için de büyük bir sınav. Yüksek maliyetler altında ezilen işletmeciler, bu sezonu ayakta kalarak atlatmaya çalışırken, bölgenin cazibesini koruyarak gelecek yıllarda da turistleri çekmek istiyorlar.

    Çeşme’de tatil yapmak isteyenlerin hem maddi hem de manevi olarak hazırlıklı olmaları gerekiyor. Tatilciler için en önemli tavsiye, bütçelerini gerçekçi bir şekilde planlamak ve rezervasyonlarını önceden yapmak olacaktır. Esnaf ise, uzun vadede müşteriye odaklanarak sürdürülebilir turizmin devamını sağlamak için fiyat politikasını gözden geçirmeli. Çeşme’nin güzelliklerinden mahrum kalmamak için her iki tarafın da dikkatli adımlar atması gerektiği çok açık.

    — Mert Kıyak · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Kemeraltı’nın dar sokaklarında, öğle vaktinde beliren gölgeler bile serinliği getirmiyor. Esnafların yüzlerine yapışan ter damlaları, fanların arasından geçerken buharlaşıyor. Havada, klimaların monoton vızıltıları ve ansızın yükselen bir sesle patlayan gergin bir sohbet var: “Faturalar, gene dağları deldi geçti!” diyor biri. Ve bu ses, diğer dükkânlarda yankı buluyor.

    Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in kalbi. Tarihi dokusu, birbirine yaslanan rengarenk dükkânları ve buram buram Ege kokan havası ile şehrin belki de en özlenen noktalarından biri. Ama bu yaz başka. 2024 sıcaklık rekorları kırarken, esnaf için bir diğer rekor da elektrik faturalarında kırılıyor. 7-8 bin TL’yi bulan bu faturalar, sadece ticaretin değil, geçimin de belini büküyor.

    Burada evvelden beri esnaf için zorluklar eksik olmazdı. Ancak değişen iklim koşulları ve artan enerji maliyetleri bir araya gelince, işler iyice sarpa sardı. Zaten müşteri sayısı yaz sıcağında azalırken bir de klimasız yapamamak hem cebi hem moral bozuyor. Oysa ki Kemeraltı, uzun yıllar boyunca yaz sıcağında bile ferah kalabilen bir yerdi. Eskiler, eski taş binaların serinliğini anlatırdı. Fakat değişimin rüzgarı, o taş duvarlara bile çarptı.

    Esnafın sıkıntısı büyük. Çoğu, günü kurtarmak bir yana, ay sonunu getirecek hesaplar peşinde. “Yaz ayları her zamanki gibi geçiyor,” der çoğu zaman. Ancak bu kez konu sadece sıcak değil, aynı zamanda elektrik şirketlerinin sıcak kestiği faturalardan yükselen bir alev. Diğer yandan AVM’ler klimalı ve serin. Müşteri çekmek için onlar da çaba sarf ediyor. Dışarıda bir yarış, içeride bir savaş.

    Ama şu da var. Bir yandan dükkan sahibi, diğer yandan belediyeler ve elektrik dağıtım şirketleri bu hikayede farklı rollerde yer alıyor. Kimisi hibrit çözüm önerileri sunarken, kimisi faturanın altına imza atıp çekiliyor. Olan, Kemeraltı’nın kalbinde ter döken esnafa oluyor.

    Gelin bir de Ahmet Abi’ye kulak verelim. Çarşının girişinde bir çay ocağı işletiyor. Her sabah ilk iş, duvardaki eski klimayı açmak. “Açmasam, ocak başından kimse geçmez,” diyor. İlaç gibi gelir serinlik. Ama o serinlik, her ay gelen faturayla boğazına bir düğüm atıyor. “Klima çalışacak, çay sıcak. Yoksa müşteri yok,” diye ekliyor.

    Bütün bunların ışığında, Kemeraltı Çarşısı’nda sessiz bir direniş sürüyor. Çarşı esnafı, değişen iklim koşullarına ve ekonomik şartlara karşı kendi meşru mücadelesini veriyor. Ama kim bilir, belki de bu mücadele, İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulacak. Sıcaklar geçince, faturalar düşecek mi? Belki. Ama akıllarda, “Bu sefer ne olacak?” sorusuyla birlikte, yeni bir yaz daha belirecek.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları ne kadar oldu?

    2024 yazında Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları 7-8 bin TL’ye ulaştı.

    Kemeraltı esnafı neden klima kullanmak zorunda kalıyor?

    Artan sıcaklıklar ve eski taş binaların serinliğinin yetmemesi nedeniyle esnaf müşteri çekebilmek için klima kullanmak zorunda kalıyor.

    Kemeraltı’nda artan enerji maliyetleri esnafı nasıl etkiliyor?

    Yükselen enerji maliyetleri esnafın hem geçimini hem de ticaretini zorlaştırıyor, çoğu ay sonunu getirmekte güçlük çekiyor.

    Kemeraltı esnafı müşteri çekmekte neden zorlanıyor?

    Yaz sıcağında müşteri sayısı azalıyor ve klimasız ortamda müşteriler gelmek istemiyor.

    Kemeraltı’nda esnafın yaşadığı sorunlar başka hangi semtlerde görülebilir?

    Makaleye göre, Kemeraltı’ndaki bu mücadele İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulabilir.

  • Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    “Karşıyaka’nın bir köşesinde, sabahın erken saatlerinde, henüz sokaklar uykulu ve serin. Pazara erken gelen birkaç kişi var. Onlar sebzelerin en tazesini seçmenin peşindeyken, herkesin dilinde Melike’nin trajik hikayesi. Konu bir kez daha güzellik ve bunun bedeli.

    Karşıyaka’da Melike Çiftçi adında genç bir kadın, güzellik uğruna hayatını kaybetti. Kendi gibi genç birçok kadın gibi o da güzellik standartlarının peşindeydi. Bir güzellik kursunda yapılan kalça dolgusu işlemi, onun sonu oldu. Bu olay, Karşıyaka’nın sokaklarında sadece bir haber değil, bir uyarı olarak yankılanıyor.

    Güzellik algılarımız ne zaman bu kadar acımasız hale geldi? Hepimiz, dergilerde parlayan, sosyal medyada filtrelenmiş yüzlerce fotoğrafla kuşatılmış durumdayız. Bu imajlar, kendimize bakışımızı şekillendiren güçlü araçlara dönüştü. Melike, bu baskıya karşı koyamayanlardan sadece biriydi. Onun gibi pek çok genç kadın da, ancak zamanın ve modanın belirlediği kalıplara uymadığında kendini yetersiz hissediyor.

    Melike’nin ölümü, güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliğini gözler önüne seriyor. Yetkisiz kişiler tarafından yapılan bu işlemler, genç kadınların hayatlarını tehdit ediyor. Yerel otoriteler bu konuda daha sıkı denetimler yapmalı mı? Yoksa bu sadece yasaların değil, toplumun genel bir sorunu mu?

    Bornova’da Hatice teyze ile sohbet ediyorum. “Kızım, hepimiz gençken güzelliğin peşinde koştuk. Ama böyle değildi o zamanlar,” diyor. Onun zamanında güzellik doğal bir zarafetle gelen bir şeydi; şimdi ise kimyasal dolgularda aranıyor. Hatice teyze, “Kendi hallerinden memnun olmayı öğretemedik biz gençlere,” diye ekliyor.

    Melike’nin hikayesi, güzellik algılarımızı, toplum olarak kendimize ve birbirimize karşı olan tutumumuzu sorgulamamız gerektiğinin kanıtı. Yetkililer bu tür olaylar karşısında önlem almalı, ancak biz toplum olarak da bu baskıyı sorgulamalıyız. Her genç kadın, kendi güzelliğini kendi sınırları içerisinde tanımlamalı.

    Bu olay akıllarda şu soruyu bırakıyor: Kaç Melike daha kaybedeceğiz? Güzellik için verilen bu amansız savaşta, tükenmeden ya da kaybolmadan önce gerçek değerlerimizi bulabilecek miyiz? Melike’nin ardından bu sorular, Karşıyaka’nın pazarında yankılanıyor. Gün, bu sorulara cevap ararken, hayatın anlamını yeniden düşünmekle başlıyor.”

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Melike Çiftçi nasıl hayatını kaybetti?

    Melike Çiftçi, İzmir Karşıyaka’da bir güzellik kursunda yetkisiz kişilerce yapılan kalça dolgusu işlemi sonrası hayatını kaybetti.

    Melike’nin ölümüne neden olan işlem nerede ve kimler tarafından yapıldı?

    İşlem, bir güzellik kursunda ve yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirildi.

    Bu olay toplumsal olarak hangi sorunlara dikkat çekiyor?

    Olay, güzellik algısının toplumsal baskısı ve denetimsiz uygulamaların tehlikesine dikkat çekiyor.

    Güzellik kurslarıyla ilgili makalede hangi eleştiriler yer alıyor?

    Makalede güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliği eleştiriliyor.

    Melike’nin hikayesi topluma hangi soruları sorduruyor?

    Melike’nin hikayesi, güzellik uğruna kaç kişinin daha kaybedileceği ve gerçek değerlerimizin ne olduğu sorularını gündeme getiriyor.

  • İzmir’de Gökyüzü Kapandı, Dertler Su Yüzüne Çıktı

    İzmir’de Gökyüzü Kapandı, Dertler Su Yüzüne Çıktı

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Konak’tan geçerken üzerime yağan yağmurdan kaçmak için bir kahvehaneye sığındım. İçerideki kalabalık, tıpkı dışarıdaki bulutlar gibi bir yoğunluk yaratmıştı. Çaycı Ahmet Abi, “Yine mi yağmur, yine mi su baskını?” diye homurdanarak ocakta çay dolduruyordu. Duvar kenarına oturmuş, ellerinde ıslanmış gazeteleri tutan yaşlı amcalar, bir yandan çaylarını yudumluyor, bir yandan da dışarıda suların yükselişini izliyorlardı.

    İzmir, tarih boyunca yağmur karşısında savunmasız kalan şehirlerden biri olmuştur. Bu yüzden, Meteoroloji’nin sağanak uyarısı, esnaf ve tatilciler için bir korku senaryosuna dönüştü. Hızla yağan yağmur, Kordon’da gezinenlerden çarşılarda alışveriş yapanlara kadar herkesi hazırlıksız yakaladı. Konak Meydanı’ndaki dükkan sahipleri, suyun dükkana dolmaması için kapı eşiklerine kum torbaları yığarken, Alsancak’ta bir kafede oturan turistler, şemsiyesiz dışarı adım atamaz hale geldiler.

    Geçmişe dönüp baktığımızda, İzmir’in bu tür sağanaklara ne denli hazırlıksız olduğunu hatırlamak zor değil. Yıllar önce, 1995’te büyük bir sağanak yağış sonrası şehrin pek çok yerinde göletler oluşmuş, araçlar suyun içinde mahsur kalmıştı. Bu gibi olaylar, İzmir’in altyapı sorunlarını gün yüzüne çıkarıyor. Yerel yönetimler, yağmur suyu kanalları ve drenaj sistemleri konusunda her seferinde ‘daha iyiye gideceğiz’ dese de, yağmur yağdığında aynı hikaye tekrar sahne alıyor.

    Bu durumda asıl mağdur olanlar ise her zamanki gibi esnaf ve vatandaşlar. Küçük bir dükkan sahibi olan Mehmet Bey, “Her yağmurda aynı çileyi çekiyoruz. Kendi çabamızla önlem almaya çalışıyoruz ama yetmiyor,” diyor. Diğer yandan, tatilciler de şikayetçi. İzmir’in güzel havasından faydalanmak isteyen aileler, su baskınları ve aniden değişen hava koşulları karşısında planlarını iptal etmek zorunda kalıyor.

    Buradaki ironik nokta, her yağmur sonrası yerel yönetimlerin açıklamalarıdır. Genellikle ‘beklenmedik yoğunlukta yağış’ ve ‘kısa sürede müdahale’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmeye çalışırlar. Ancak, vatandaşın su içinde kalmış evi ve işyeri için bu açıklamalar pek bir şey ifade etmiyor. Altyapı yatırımlarının yeterli olmadığı, bu tür kriz anlarında daha da belirginleşiyor.

    Gevrekçi Hakan Abi ile sohbet ederken, “Yağmur yağsın, bereket gelsin deriz ama bu kadar da değil,” diyerek sitem etti. Haklı elbet. Zira, yağmurun bereketi, altyapı yetersizse dert oluyor. Oysa ki, düzgün bir altyapı sistemi ile hem esnafın hem tatilcinin yüzü gülebilir.

    Peki, bu yağmurlar bize neyi gösteriyor? Her sağanak, üstünü kapattığımız sorunları açığa çıkarıyor. Sorun, sadece bir yağmurda su baskını yaşamak değil, bu su baskınlarına karşı alınamayan önlemler. İzmirli, şehrin güzelliklerini yaşamak isterken, altyapı eksikliklerinden dolayı mağdur olmaya devam ediyor. Yine bir yağmur sonrası, şehirdeki derin çukurlar, açık kanallar ve yetersiz drenaj sistemleri kendini belli ediyor. Soru şu: Altyapı yatırımları, sadece kağıt üzerinde mi kalacak yoksa İzmir’in güzel günlerine eşlik edecek mi?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de sağanak yağışlar neden su baskınlarına yol açıyor?

    İzmir’de altyapı eksiklikleri ve yetersiz drenaj sistemleri, sağanak yağışlarda su baskınlarına neden oluyor.

    İzmir’de en çok hangi bölgeler yağmurdan etkileniyor?

    Konak, Kordon ve Alsancak gibi merkezi bölgeler yağmurdan en çok etkilenen yerler arasında.

    Yerel yönetimler yağmur sonrası hangi açıklamaları yapıyor?

    Yerel yönetimler genellikle ‘beklenmedik yoğunlukta yağış’ ve ‘kısa sürede müdahale’ gibi açıklamalar yapıyor.

    İzmir’de esnaf ve vatandaşlar yağmurda nasıl mağdur oluyor?

    Esnaf ve vatandaşlar, dükkanlarına ve evlerine su girmemesi için kendi imkanlarıyla önlem almaya çalışıyor ancak çoğu zaman yeterli olmuyor.

    İzmir’de altyapı sorunları ne zaman gündeme geliyor?

    Her sağanak yağış sonrası altyapı sorunları ve yetersiz drenaj sistemleri tekrar gündeme geliyor.

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları