Karşıyaka İskelesi’nde güneş henüz tam anlamıyla batmamışken, vapur sırası sanki uzayıp gidiyor. Beyaz köpüklerin üzerine serinlik arayanların, işten çıkıp eve varma telaşında olanların ve günübirlik tatilcilerin oluşturduğu bir karmaşa var burada. Ortada bir vapur, ama ne hikmetse herkes aynı anda binmeye çalışıyor.
Bu hafta Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısının 25 bine ulaştığı açıklandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ek seferler planladığı duyurulmuş ama henüz hissedilen bir rahatlama yok. Hemen yanı başımda konuşan orta yaşlı bir kadın, “Bu kadar yoğunlukta, ek sefer mi? Yoksa her zamanki gecikmeler mi?” diye soruyor sarkastik bir gülümsemeyle.
Tarihi Karşıyaka İskelesi, İzmir’in gelişen yüzünü temsil eder. 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet veren bu iskele, kentin ulaşım ağının önemli bir parçasıdır. Ancak, bugünlerde bu tarihi önem ve kültürel miras, bir tür modern sıkışıklığın içinde kaybolmuş. Yolcuların homurtuları arasında, iskelenin eskiden ne kadar huzurlu bir yer olduğuna dair hikayeler duyuluyor.
Bu yoğunluk, İzmir’in artan nüfusuna ve şehirdeki ulaşım ihtiyacının karşılanması konusundaki yetersiz planlamaya işaret ediyor. Artan yolcu sayısının, yerel yönetim tarafından bir başarı olarak görülmesi, aslında bu ihtiyacın karşılanmasında eksikliklerin olduğunun da bir göstergesi.
Peki, kimler bu durumdan ne çıkar sağlıyor? İlk akla gelen, tabii ki daha fazla sefer düzenleyen vapur işletmesi. Ancak, işin bir de yolcu tarafı var. Her gün bu yoğunca seyahate maruz kalanlar için, vapur beklemek ve tıklım tıklım bir yolculuğa katlanmak adeta bir işkenceye dönüşüyor.
Karşıyaka’da oturan emekli öğretmen Funda Hanım, “Bu durum gençler için eğlenceli olabilir, ama ben sadece evime ulaşmak istiyorum,” diyor. İşten çıkıp huzur bulmayı beklerken, bir de kalabalık stresine maruz kalmak, kiminin sabrını taşırıyor.
İşte tam da burada, bir kişisel hikaye devreye giriyor. Vapur kuyruğunda bekleyen, 7 yaşındaki kızını akşam yemeğine yetiştirmeye çalışan bir anne, sıranın ortasında kızına umutsuzca “Biraz daha bekleyeceğiz, tamam mı tatlım?” derken, sıranın önüne doğru bir kıpırdanma oluyor. Bir yandan bir bebeği sakinleştirmek, bir yandan da vapura binmek için çabalıyor. İşte, günlük yaşamın bu küçük çatışmaları, şehir yaşamının gerçek zorluklarını ortaya koyuyor.
Günün sonunda, Karşıyaka İskelesi’ndeki karmaşa, belki de İzmir’in daha geniş bir sorununun özetidir. Ulaşım ve altyapı eksiklikleri, günlük yaşamın ritmini kesiyor. Peki, bu durumun bir çözümü var mı? Vapur seferlerinin artırılması ne kadar çözüm olabilir? Yoksa daha kapsamlı bir ulaşım reformuna mı ihtiyaç var?
İzmir’in bu kalabalık iskelelerinden birinde beklerken, etrafımdaki sesler ve yüzler bana, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. Belki de bu, İzmir’in modernleşme çabasının bir yan etkisi. Ve belki de, bu sıkışıklık içinde ufak bir huzur bulabilmek için, herkesin biraz daha sabırlı olması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Beklemek ile geçen bir hayat, ne kadar huzur getirir?
— Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın