Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında yürürken hafif bir meltem esiyor. Eski bir halıcı dükkânının kapısında, yıllanmış kırmızı ve mavi kilimler rüzgarla dans ediyor. Zamanında Rum tüccarların, sonra Osmanlı zanaatkârlarının, ardından da Cumhuriyet’in modernleşen esnafının sesi olmuş bu yer, şimdi sessizliğe mahkûm.
Burası eskiden, bir İzmir klasiği, bir alışveriş mabedi, bir sosyal merkezdi. Her köşe başında bir hatıra, her dükkânın arkasında bir hikaye saklıydı. Punta’dan gelen gemiciler, akşamüstü burada yorgunluk kahvesini yudumlardı. Zamanla değişti tabii, ama Kemeraltı’nın tarih kokan duvarları hep ayakta kaldı.
Şimdi işler zorlaştı. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda yükselen kiralar, esnafın omuzlarına tonlarca yük bindiriyor. Semih Özdemir gibi esnaf temsilcileri, bu ekonomik baskıyı her gün yaşıyor ve anlatıyor. ‘Kapanan dükkan sayısı 2024’te artacak,’ diyorlar. Ama bu kapanışlar sadece birer istatistik değil, kaybolan birer hayal, birer emek.
İzmir’in kalbinde, binlerce yıllık bir tarihe sahip olan Kemeraltı, adeta bir açık hava müzesi. Her geçen gün azalan ayak sesleri, yerini daha yüksek kira bedellerine bıraktı. 500 yıllık çarşının taşları, bir zamanlar zanaatkârların çekiç sesleriyle inlerken, şimdi bu taşlar sessiz bir çığlık atıyor — “Yardım edin!”.
Ekonomi her yerde kriz yaratıyor, bunu biliyoruz. Ama Kemeraltı gibi bir mirası kaybetmek, İzmir’in ruhundan bir parça koparmak demek. Belediyeler ve yerel yönetimler bu konuyla ilgili adımlar atmalı, çözüm üretmeli. Yoksa bu tarihi mozaik, kapitalizmin acımasız çarkları arasında ezilip gidecek.
Gözlerimle gördüğüm, ellerimle dokunduğum bu tarih, gözlerimin önünde soluklaşıyor. Her gün Kemeraltı’nda işi olan Mehmet Usta, 45 yıldır burada nalburiye işletiyor. ‘Dükkânlar kapandıkça, meydanlar boş kalıyor,’ diyor. Mehmet Usta’nın oğlu belki de bu dükkânı devralamayacak. Çünkü o dükkân, oğlu için bir gelecek değil, kapıya dayanan bir borç mektubu gibi duruyor.
Kemeraltı’nın taşları, tarih boyunca birçok medeniyeti gördü. Ama şimdi, bu taşlar ilk kez yalnızlık yaşıyor. Tarihi bir miras kayboluyor ve İzmir’in ruhu bu acıyı hissediyor. Sorumluluk ise hepimize düşüyor; bu mirasın geleceğini kurtarmak için, birlikte çalışmamız, birlikte düşünmemiz gerekiyor.
Peki, 500 yıllık bu çarşı, gelecekte de var olacak mı? Bu sorunun cevabı belirsiz. Ama bildiğimiz bir şey var: Kemeraltı’nın kalbi, esnafın dayanışması ve müşterilerin sadakatiyle atıyor. Ya bu atışlar duyulacak ve değer verilecek, ya da tarih bir kez daha kapitalizmin galibiyetini yazacak. Seçim bizim.
— Demir Köseoğlu · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın