Gece yarısı Konak Altıntaş Mahallesi’nin dar sokaklarında yankılanan siren sesleri, herkesin uykusundan fırladığı o anı işaret ediyordu. Duman, gökyüzünü sararken mahalleli ellerinde kovalarla yangına müdahale etmeye çalıştı. Ancak alevlerin hiddeti, bir kadının hayatını söndürdü ve geriye sessizlik ve yas bıraktı.
Altıntaş Mahallesi, tarih boyunca birçok yangına tanıklık etti. Ahşap evlerin sardığı sokaklar, bir zamanların huzur dolu yaşam alanıydı. Ancak yapıların eski olması, elektrik tesisatlarının yıpranmışlığı, felaketleri adeta davet eder cinsten. Yıllardır süregelen bu risk, Altıntaş’ta yaşayanların zihinlerinde hep bir soru işareti bıraktı: “Bir sonraki sefer ne zaman olacak?”
Bu yangınla birlikte yeniden gündeme gelen konu, mahallelerdeki eski yapıların acil yenilenme ihtiyacı. Yerel yönetim, bu bölgelere gereken önemi göstermeli mi? Yoksa bu tarz felaketler ‘yazgı’ olarak mı kabul edilmeli? Bu sorular, yangından etkilenen herkesin aklını kurcalıyor.
Yangın haberi duyulur duyulmaz, mahalledeki kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Herkes bir umut, bir haber bekliyordu. Ancak yangının ardından eve giremeyen Fatma teyze, “Bir hafta önce elektrikler sürekli gidip geliyordu. Bir şeyler yapmaları gerekiyordu ama kimse kılını kıpırdatmadı” diyerek sitemini dile getirdi. Mahalleli ise, enkaz haline dönen eve bakarak sessizce ellerini semaya kaldırdı.
Yangın sonrası Altıntaş’ta derin bir sessizlik hâkim. Olayın ardından gelen görevliler, raporlarını hazırlar ve geri dönerken, mahallelinin yüreğinde öfke ve çaresizlik dolaşıyor. Bir kadının daha hayalleri, alevler arasında kayboldu. Peki ya yerel yönetimler? Onlar da bu kaybın bir parçası mı? Alevlerin dindiği bu sokaklarda yankılanan sessizlik, soruları çoğaltmaya devam ediyor.
— Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın