Yazar: Sıdıka Mendilci

  • Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Gece yarısı İzmir’in kalbi Konak’ta, serin bir esintiyle parkta yürüyorsunuz. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş ama park cıvıl cıvıl. Çocuklar dondurma yalıyor, gençler banklarda oturmuş derin sohbetlere dalmış. Kimi kitap okuyor, kimi sadece yıldızları izliyor. Konak Belediyesi’nin sıcak hava dalgasına karşı aldığı kararla parklar şimdi gece 02.00’ye kadar açık ve sanki şehir biraz olsun nefes alıyor.

    İzmir’in yazları bilinir, gündüzleri yakıcı bir güneş, nemden bunaltan saatlerdir. Özellikle geçtiğimiz yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle bu sıcaklıklar iyice dayanılmaz hale geldi. Klima muhtemelen herkesin en iyi dostu oldu ama gelin görün ki elektrik faturaları da yakında dostlukları bitirecek cinsten. İşte bu noktada, Konak Belediyesi’nin yaz gecelerini parklarda serinletme projesi kulağa oldukça hoş geliyor.

    Ancak mesele sadece bir parkta yürümenin çok ötesinde. Bu uygulama, kentin sosyal yaşamını da doğrudan etkiliyor. Gece saatlerinde parklarda oturabilmek, özellikle dar gelirli aileler için bir nebze olsun doğaya kaçış imkânı sunuyor. İklimlendirilmiş, serinletilmiş kapalı alanlara erişimi olmayan insanlar için parklar, kent yaşamında önemli bir sosyal alan olarak öne çıkıyor. Konak Belediyesi’nin bu hareketi, aslında kent insanının sosyal adalete olan ihtiyacını da gözler önüne seriyor.

    Tabii her güzel şeyin altında bir de görünmeyen detaylar var. İlk gece parkında otururken, Bornova’da yaşayan Funda Hanım’la karşılaşıyorum. Emekli öğretmen olduğunu söyleyen Funda Hanım, parkların geç saate kadar açık olmasının harika bir fikir olduğunu ama güvenlik meselesinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. “Gece bu kadar geç saatte parkta oturmak keyifli ama güvenlik ışıkları yeterli mi, güvenlik önlemleri alınmış mı?” diye soruyor, haklı olarak. İşte bu noktada belediyeden beklenen biraz daha fazla çaba belki de.

    Diğer yandan, esnaf için de bu gece mesaisi aslında bir fırsat. Parklardaki dondurma, mısır satan tezgâhlar geceye kadar açık ve işler tıkırında. Ancak bir başka sorun daha var: Çöp. Geceleri parkları kullanan insanların ardında bıraktığı çöpler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir çevre sorunu olarak gün yüzüne çıkıyor. Yerel yönetimin bu konuda da etkin bir temizlik programı uygulaması gerekiyor.

    İzmir’de yazın bunaltıcı sıcaklarında parkları gece geç saatlere kadar açık tutmak, kağıt üzerinde harika bir fikir gibi görünüyor. Ancak bunun gerçekten etkili olabilmesi için güvenlikten temizlik hizmetlerine kadar pek çok detayı da içine alacak şekilde genişletilmesi şart. İzmirlinin beklediği serinlik sadece rüzgarla gelmiyor; biraz da planlama ve dikkatle sağlanıyor.

    Bu yaz gecelerinde parklar İzmir’in akciğerleri olacak mı, yoksa sadece geçici bir çözüm mü sunacak, zaman gösterecek. Umarım ki, her şeyin en iyisi olur ve bizler de bu serin gecelerin tadını çıkarırken, ihtiyacımız olan taze nefesi alabiliriz. Çünkü bilirsiniz, İzmir bir gece yarısı bile olsa şehrin ruhunu hissetmek demektir.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    “Karşıyaka’nın bir köşesinde, sabahın erken saatlerinde, henüz sokaklar uykulu ve serin. Pazara erken gelen birkaç kişi var. Onlar sebzelerin en tazesini seçmenin peşindeyken, herkesin dilinde Melike’nin trajik hikayesi. Konu bir kez daha güzellik ve bunun bedeli.

    Karşıyaka’da Melike Çiftçi adında genç bir kadın, güzellik uğruna hayatını kaybetti. Kendi gibi genç birçok kadın gibi o da güzellik standartlarının peşindeydi. Bir güzellik kursunda yapılan kalça dolgusu işlemi, onun sonu oldu. Bu olay, Karşıyaka’nın sokaklarında sadece bir haber değil, bir uyarı olarak yankılanıyor.

    Güzellik algılarımız ne zaman bu kadar acımasız hale geldi? Hepimiz, dergilerde parlayan, sosyal medyada filtrelenmiş yüzlerce fotoğrafla kuşatılmış durumdayız. Bu imajlar, kendimize bakışımızı şekillendiren güçlü araçlara dönüştü. Melike, bu baskıya karşı koyamayanlardan sadece biriydi. Onun gibi pek çok genç kadın da, ancak zamanın ve modanın belirlediği kalıplara uymadığında kendini yetersiz hissediyor.

    Melike’nin ölümü, güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliğini gözler önüne seriyor. Yetkisiz kişiler tarafından yapılan bu işlemler, genç kadınların hayatlarını tehdit ediyor. Yerel otoriteler bu konuda daha sıkı denetimler yapmalı mı? Yoksa bu sadece yasaların değil, toplumun genel bir sorunu mu?

    Bornova’da Hatice teyze ile sohbet ediyorum. “Kızım, hepimiz gençken güzelliğin peşinde koştuk. Ama böyle değildi o zamanlar,” diyor. Onun zamanında güzellik doğal bir zarafetle gelen bir şeydi; şimdi ise kimyasal dolgularda aranıyor. Hatice teyze, “Kendi hallerinden memnun olmayı öğretemedik biz gençlere,” diye ekliyor.

    Melike’nin hikayesi, güzellik algılarımızı, toplum olarak kendimize ve birbirimize karşı olan tutumumuzu sorgulamamız gerektiğinin kanıtı. Yetkililer bu tür olaylar karşısında önlem almalı, ancak biz toplum olarak da bu baskıyı sorgulamalıyız. Her genç kadın, kendi güzelliğini kendi sınırları içerisinde tanımlamalı.

    Bu olay akıllarda şu soruyu bırakıyor: Kaç Melike daha kaybedeceğiz? Güzellik için verilen bu amansız savaşta, tükenmeden ya da kaybolmadan önce gerçek değerlerimizi bulabilecek miyiz? Melike’nin ardından bu sorular, Karşıyaka’nın pazarında yankılanıyor. Gün, bu sorulara cevap ararken, hayatın anlamını yeniden düşünmekle başlıyor.”

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Melike Çiftçi nasıl hayatını kaybetti?

    Melike Çiftçi, İzmir Karşıyaka’da bir güzellik kursunda yetkisiz kişilerce yapılan kalça dolgusu işlemi sonrası hayatını kaybetti.

    Melike’nin ölümüne neden olan işlem nerede ve kimler tarafından yapıldı?

    İşlem, bir güzellik kursunda ve yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirildi.

    Bu olay toplumsal olarak hangi sorunlara dikkat çekiyor?

    Olay, güzellik algısının toplumsal baskısı ve denetimsiz uygulamaların tehlikesine dikkat çekiyor.

    Güzellik kurslarıyla ilgili makalede hangi eleştiriler yer alıyor?

    Makalede güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliği eleştiriliyor.

    Melike’nin hikayesi topluma hangi soruları sorduruyor?

    Melike’nin hikayesi, güzellik uğruna kaç kişinin daha kaybedileceği ve gerçek değerlerimizin ne olduğu sorularını gündeme getiriyor.

  • Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Karşıyaka İskelesi’nde güneş henüz tam anlamıyla batmamışken, vapur sırası sanki uzayıp gidiyor. Beyaz köpüklerin üzerine serinlik arayanların, işten çıkıp eve varma telaşında olanların ve günübirlik tatilcilerin oluşturduğu bir karmaşa var burada. Ortada bir vapur, ama ne hikmetse herkes aynı anda binmeye çalışıyor.

    Bu hafta Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısının 25 bine ulaştığı açıklandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ek seferler planladığı duyurulmuş ama henüz hissedilen bir rahatlama yok. Hemen yanı başımda konuşan orta yaşlı bir kadın, “Bu kadar yoğunlukta, ek sefer mi? Yoksa her zamanki gecikmeler mi?” diye soruyor sarkastik bir gülümsemeyle.

    Tarihi Karşıyaka İskelesi, İzmir’in gelişen yüzünü temsil eder. 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet veren bu iskele, kentin ulaşım ağının önemli bir parçasıdır. Ancak, bugünlerde bu tarihi önem ve kültürel miras, bir tür modern sıkışıklığın içinde kaybolmuş. Yolcuların homurtuları arasında, iskelenin eskiden ne kadar huzurlu bir yer olduğuna dair hikayeler duyuluyor.

    Bu yoğunluk, İzmir’in artan nüfusuna ve şehirdeki ulaşım ihtiyacının karşılanması konusundaki yetersiz planlamaya işaret ediyor. Artan yolcu sayısının, yerel yönetim tarafından bir başarı olarak görülmesi, aslında bu ihtiyacın karşılanmasında eksikliklerin olduğunun da bir göstergesi.

    Peki, kimler bu durumdan ne çıkar sağlıyor? İlk akla gelen, tabii ki daha fazla sefer düzenleyen vapur işletmesi. Ancak, işin bir de yolcu tarafı var. Her gün bu yoğunca seyahate maruz kalanlar için, vapur beklemek ve tıklım tıklım bir yolculuğa katlanmak adeta bir işkenceye dönüşüyor.

    Karşıyaka’da oturan emekli öğretmen Funda Hanım, “Bu durum gençler için eğlenceli olabilir, ama ben sadece evime ulaşmak istiyorum,” diyor. İşten çıkıp huzur bulmayı beklerken, bir de kalabalık stresine maruz kalmak, kiminin sabrını taşırıyor.

    İşte tam da burada, bir kişisel hikaye devreye giriyor. Vapur kuyruğunda bekleyen, 7 yaşındaki kızını akşam yemeğine yetiştirmeye çalışan bir anne, sıranın ortasında kızına umutsuzca “Biraz daha bekleyeceğiz, tamam mı tatlım?” derken, sıranın önüne doğru bir kıpırdanma oluyor. Bir yandan bir bebeği sakinleştirmek, bir yandan da vapura binmek için çabalıyor. İşte, günlük yaşamın bu küçük çatışmaları, şehir yaşamının gerçek zorluklarını ortaya koyuyor.

    Günün sonunda, Karşıyaka İskelesi’ndeki karmaşa, belki de İzmir’in daha geniş bir sorununun özetidir. Ulaşım ve altyapı eksiklikleri, günlük yaşamın ritmini kesiyor. Peki, bu durumun bir çözümü var mı? Vapur seferlerinin artırılması ne kadar çözüm olabilir? Yoksa daha kapsamlı bir ulaşım reformuna mı ihtiyaç var?

    İzmir’in bu kalabalık iskelelerinden birinde beklerken, etrafımdaki sesler ve yüzler bana, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. Belki de bu, İzmir’in modernleşme çabasının bir yan etkisi. Ve belki de, bu sıkışıklık içinde ufak bir huzur bulabilmek için, herkesin biraz daha sabırlı olması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Beklemek ile geçen bir hayat, ne kadar huzur getirir?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşmıştır.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur yoğunluğuna nasıl bir çözüm planladı?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planladı, ancak henüz hissedilen bir rahatlama yok.

    Karşıyaka İskelesi’nin tarihi nedir?

    Tarihi Karşıyaka İskelesi 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet vermektedir.

    Yolcular Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluk hakkında ne düşünüyor?

    Yolcular arasında yoğunluk ve gecikmelerden dolayı memnuniyetsizlik var.

    Artan yolcu sayısı ulaşımda ne gibi sorunlara yol açıyor?

    Artan yolcu sayısı, ulaşım altyapısındaki yetersizlikleri ve günlük yaşamda zorlukları ortaya çıkarıyor.

  • Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Pazar sabahı Bornova’nın meşhur Altındağ Pazarı’nda dolaşan tezgahların arasından geçerken, güneşin yakıcı sıcağı ciltte hissediliyordu. Ege’nin bu köşesinde yazlar her zaman sıcak olurdu ama son birkaç haftadır termometreler 36 dereceyi aşıyordu. İşin daha da zor kısmı, pazarın kalabalık ve telaşlı atmosferinde, serin bir esinti bulmanın neredeyse imkansız hale gelmesiydi.

    Bu hafta Bornova Belediyesi, vatandaşları bu yakıcı sıcaklardan biraz olsun rahatlatabilmek için bir adım attı: Mobil su dağıtım araçları mahallelerde gezmeye başladı. Belediye yetkilileri, su dağıtımının sıcak günlerde devam edeceğini ve özellikle kalabalık alanlarda sıklaştırılacağını belirtiyor. Bu geçici çözüm, sıcaktan bunalan vatandaşlar için bir nebze olsun serinlik anlamına geliyor. Ama burada asıl mesele, bu tür çözümlere neden ihtiyaç duyulduğu.

    Geçmişte bu kadar sıcak günlerde Bornova halkı, sahil kenarındaki esintilerle serinlemeyi tercih ederdi. Ancak şimdi, İzmir’in kıyı şeridine gitmek bile trafik ve kalabalık yüzünden bir çile haline geldi. Kentiçi ulaşımın sıkıntıları, trafik yoğunluğu ve otobüslerdeki yetersiz klima sistemleri, insanları kendi mahallelerinde serinleme yollarına itiyor. Bu, bir yanda sıcaklık sorununun sadece doğaya bırakılmayan bir yanıtı olarak görülebilir, diğer yanda ise altyapının bu gibi hava olaylarına ne kadar hazırlıklı olduğunu düşündürüyor.

    Bornova’da 65 yaşındaki Pınar Hanım’la konuşuyorum. “Serinlemek için tek umudumuz belediyenin bu su arabaları. Eskiden akşamları parkta otururduk, biraz serinlerdi. Şimdi o kadar sıcak ki, dışarı çıkmak istemiyoruz,” diyor. Pınar Hanım’ın bu sözleri, yalnızca yaşadığı mahallenin değil, tüm şehirdeki pek çok insanın duygularını yansıtıyor.

    Belediye, bu hamlesiyle halkın gönlünü kazanmaya çalışırken, asıl soru burada yatıyor: Yerel yönetimler, sıcak yaz günleri için uzun vadeli çözümler üretmek yerine, geçici çözümlerle mi yetinmeli? Bornova’nın sokaklarında dolaşan mobil su araçları, bugün bir nefes aldırıyor olabilir ama uzun vadede şehir altyapısı ve yeşil alan politikaları yeniden gözden geçirilmeli.

    Yaz ayları boyunca sürecek bu sıcak dalgası, Bornova halkını oldukça zorluyor. Ancak su dağıtım araçları sadece bir geçici çözüm. İlerleyen yıllarda iklim değişikliği daha da belirgin hale geldikçe, şehir planlamasının bu değişikliklere nasıl uyum sağlayacağı, asıl tartışılması gereken mesele. Bornova’da yaşayanların bu sıcak günlerde serinlemek için belediyenin su dağıtımına değil, kendi sokaklarında serinleyebilecekleri alanlara erişebilmeleri gerekiyor.

    Pazar yerinde yürürken, kalabalığın içinde bir çocuğun su şişesini kafasına dikerek susuzluğunu gidermeye çalıştığını gördüm. Önümüzdeki yıllarda Bornova’nın, bu çocuklar için daha çevreci, daha serin mahalleler yaratması gerekecek. Bugün mobil su araçları ile bir damla serinlik getiren belediye, yarın bu çocuklara ve tüm mahalleye daha kalıcı çözümler sunmayı becerebilecek mi? Bu sıcak yaz günleri, gelecekte hava koşullarına daha hazırlıklı olmanın gerekliliğini anlamamız için bir fırsat. Belki de Bornova’nın sokaklarında gerçekten serin bir nefes almak, bir dahaki yaza kalmayacaktır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Bornova Belediyesi mobil su dağıtımını neden başlattı?

    Bornova Belediyesi, artan yaz sıcaklarında vatandaşlara geçici serinlik sağlamak amacıyla mahallelerde mobil su dağıtım araçlarıyla ücretsiz su dağıtımı başlattı.

    Bornova’da sıcaklıklar kaç dereceye ulaştı?

    Bornova’da son haftalarda sıcaklıklar 36 dereceyi aşıyor.

    Mobil su dağıtımı ne kadar kalıcı bir çözüm?

    Mobil su dağıtımı geçici bir çözüm olarak görülüyor; makalede kalıcı serinlik için şehir altyapısı ve yeşil alanların önemine dikkat çekiliyor.

    Vatandaşlar serinlemek için başka hangi yolları kullanıyor?

    Vatandaşlar eskiden sahil kenarındaki esintilerle veya parklarda serinlemeyi tercih ediyordu, ancak trafik ve yetersiz klima nedeniyle bu seçenekler kısıtlandı.

    Bornova’da uzun vadeli serinlik için ne öneriliyor?

    Makalede, uzun vadeli serinlik için şehir altyapısının ve yeşil alan politikalarının yeniden gözden geçirilmesi öneriliyor.

  • Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Sabahın erken saatlerinde Karşıyaka İskelesi’nde balık istifi misali vapur kuyruğunu görünce, ‘İzmirli olmak çok mu zorlaştı yoksa?’ diye sordum kendi kendime. Tepende serin deniz esintisi yerini bir an önce kalkmak isteyen insanların birbirine karışmış sabırsız nefeslerine bırakmış. Kim demiş İzmir’de deniz ulaşımı rahat olur diye? Sabahın ahengi, vapur düdüğünün telaşıyla bölünüyor.

    Karşıyaka-Alsancak hattı, İzmir’in en işlek deniz ulaşım yollarından biri. Yıllardır Ege’nin esintisini insanlara en güzel haliyle sunarken, bu sabah başka bir telaşın içine düştü. Yolcu kapasitesinin yüzde 120’ye ulaşması, sadece toplumun deniz ulaşımına olan talebini değil, plansızlığın nelere sebep olabileceğini de bir kez daha gösterdi. Herkesin içinden bir haykırış: ‘Ne zaman bitecek bu yoğunluk?’

    İZDENİZ yetkilileri ise yeni sefer düzenlemeleri için masabaşında. Herkesin gözü onlar da, ellerinde bir çözüm var mı diye. Ama sadece masada konuşmak yetmiyor, bu sorunun aslında daha derin bir kökeni var. İzmir’in nüfus artışı, kentleşme ve plansız toplu taşıma politikaları başlı başına birer sorun yumağı haline geldi. İZDENİZ’in yeni bir sefer planı elbette ki gerekli, fakat diğer birçok ulaşım aracıyla da eşzamanlı düşünülmesi şart.

    Bornova’da Hatice Teyze, bu yoğunluktan en fazla muzdarip olanlardan. Her sabah çalıştığı yere gitmek için vapur sırasına girerken, ‘Geç kalmamak için daha erken mi kalkmalıyım?’ diye düşünürken buluyor kendini. Bir yandan da işten dönerken aynı kalabalıkla, aynı sıkışıklıkla yüzleşiyor. Azıcık deniz havası almak için bu çileye değer mi? Hatice Teyze için bu sabahlar, mücadelenin ve sabrın birleştiği anlar sanki.

    Kent yaşamının ortasında, vapur yolculuğunun bu kadar zor olması ne acı! Halbuki bir deniz ülkesiyiz ve deniz ulaşımı en büyük avantajlarımızdan biri olmalıydı. Fakat bu yoğunluk ve plansızlık içinde, küçük insanın sesini kim duyacak? İZDENİZ masada tartışırken, bizler hangi deniz havasını soluyoruz? İşte bu, hepimizin göğsünü sıkan bir gerçek. Gözler hep yaşananlarda; ama kimse gerçekten çözüm bulmaya niyetli mi, işte asıl soru bu! İşte gözlemlediğim bu yoğunluk, küçük bir vapurda yaşanan büyük bir şehir hikayesi. Tedirgin ama sıcak; umutsuz ama kararlı; İzmirli olmak belki de bu demek, kim bilir…

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Suya Zam, İzmirli Kadınlara Yük

    Suya Zam, İzmirli Kadınlara Yük

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Bornova’nın sevilen pazarlarından birinde, tezgahların arasından yükselen “sıcak” sesler, bugünlerde başka bir konuya odaklanmış durumda. Cebindeki her kuruşu hesaplayan Hatice teyze, yanındaki komşusuna dert yanıyor: “Suya bir zam daha gelmiş. Bu yaz nasıl geçecek, Allah sonumuzu hayretsin!”

    İzmir’de yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında serinlemenin en temel yolu soğuk bir bardak su. Ancak, suyun fiyatı serinlemenin önünde büyük bir engel oluşturmaya başladı. Haziran ayında damacana suya gelen 30 TL’lik yeni zam, İzmirli ailelerin bütçelerini derinden sarsıyor. Özellikle dar gelirli ailelerde su, artık bir lüks haline geldi desek abartmış olmayız. İlginçtir ki, bu ekonomik yük de en çok ev ekonomisinin asıl yükünü çeken kadınların omuzlarına biniyor.

    Geçmiş yıllarda da benzer zamlar yaşandı elbette, ama bu seferki artış, suyun temel bir ihtiyaç olduğunu unutturmaya yetecek kadar sert. Üstelik, artan maliyetlerin, su dağıtım şirketleri için bir bahane mi yoksa gerçek bir maliyet artışı mı olduğuna dair tartışmalar da sürüyor. Firmalar, üretim ve taşıma maliyetlerinin arttığını iddia ediyor. Ancak bu durumdan kimler, ne kadar çıkar sağlıyor, işte burası biraz karışık.

    Özellikle tek maaşla geçinmeye çalışan ailelerde, evdeki kadınlar ekonomiyi dengelemenin yollarını arıyor. Konak’taki iki çocuk annesi Ayşe, “Markete gidip bir ekmek alana kadar bile düşünmek zorundayım artık. Çocuklar susadığında su verememek ne demek, bir bilseniz,” diyor. Ayşe gibi kadınlar, bu yeni zamlarla başa çıkmanın yollarını bulmaya çalışırken, bir yandan da artan diğer yaşam maliyetleriyle savaşıyor.

    Su, bir yandan yaşamın kaynağı, diğer yandan İzmir gibi sıcak şehirlerde hayatta kalmanın en temel yollarından biri. Her yaz, su fiyatlarının artışı karşısında aynı huzursuzluk kendini gösteriyor. Bu artışlar sadece aile bütçelerini değil, toplumun suya erişim hakkını da tehdit ediyor. Yerel yönetimler, bu konuda daha etkili adımlar atmalı. Su gibi temel bir ihtiyaç, lüks olmaktan çıkarılıp herkesin kolayca erişebileceği bir düzene kavuşmalı.

    Peki, bu zamların arkasında kim var? Su dağıtım firmaları mı, üretim maliyetleri gerçekten bu kadar mı arttı yoksa başka birileri mi çıkar sağlıyor? Suya ulaşmak bu kadar zorlaşırken, kimse bu soruların yanıtını net bir şekilde veremiyor. Ancak şurası bir gerçek ki İzmirli kadınlar, bu yaz yine evdeki bütçeyi dengelemek için yeni çözümler arayacak.

    Sonuçta, suyun damlası bile kıymetli. İzmir’in sıcağı kavurur ama suyu serinletir. Fakat bu serinlik, erişimi bu denli kısıtlıyken nasıl bir huzur getirebilir? Hatice teyzeler, Ayşeler ve daha niceleri, bu yazın da üstesinden gelmenin bir yolunu bulacaklar elbette. Ama bu kez, biraz daha fazlasını sorgulamak gerekiyor: Temel bir ihtiyacın ticari bir sürpriz olarak sunulması kabul edilebilir mi?

    Yaz sıcağında suya erişmek, herkes için bir hak olmalı, bir lüks değil. Bugün pazar yerlerinde yankılanan şikayetler sadece ekonomik krizin değil, aynı zamanda sosyal bir adalet sorununun da habercisi. İzmir’in güçlü kadınları bu sorunların da üstesinden gelir mi? Muhakkak! Ancak, bu su damlasının önlerini daha da fazla kesmemesi için bir şeyler değişmeli. İzmir’deki bu su zammı, belki de bir eşik. Bir damla suyun, bütçede nasıl dalga yarattığını iyi düşündüren bir eşik.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Ödemiş’te Patatesin Acı Tadı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Ödemiş’te sabahın erken saatlerinde, güneş henüz yüzünü göstermemişken, patates tarlalarının etrafında hummalı bir hareketlilik vardı. Çiftçi Mehmet, traktörüne yanaşıp motorunu çalıştırırken, bugün Tarım Bakanlığı yetkilileriyle yapılacak toplantının biraz olsun içini rahatlatmasını umuyordu.

    Bu topraklar, yıllardır patatesin bereketli kucağına sahip. Ödemiş, patates üretiminin kalbinin attığı yerlerden biri. Üretici, her sezon sabahın ilk ışıklarından akşamın alacakaranlığına kadar toprağı işleyip, ürününü en iyi şartlarda yetiştirmeye çalışır. Ancak son yıllarda fiyat dalgalanmaları ve artan maliyetler yüzünden çiftçinin beli bükülmeye başladı.

    Tarım Bakanlığı ve patates üreticilerinin arasındaki bugünkü toplantı, bu sorunların biraz olsun hafiflemesi için bir umut ışığı. Çiftçiler, bu toplantıda ellerindeki patatesin gerçek değerini bulmasını ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için destek sözü almayı bekliyor.

    Toplantının yapıldığı salonda, köylerinden, kasabalarından kalkıp gelen üreticilerin yüzlerinde hem bir umut hem de tedirginlik hakim. Herkesin gözü, masanın başında oturan bakanlık yetkilisinde. “Acaba bu sefer gerçekten sesimizi duyacaklar mı?” diye mırıldanıyor yan masadaki Ayşe teyze. O da köyünde yıllardır patates ekip biçenlerden. Kızının düğününü yapabilmek için bu yılki hasadın iyi geçmesi gerekiyor.

    Tarım politikaları, çoğunlukla büyük şehirlerde alınıp verilen kararların birer sonucu olarak, kırsaldaki gerçek hayatla olan bağlantısını yitiriyor. Patatesin fiyatı yükseldiğinde, bu şehirde yaşayanlar için belki bir miktar artan market fişi demek. Ancak Ayşe teyze için bu, kızının düğününde takacağı bileziğin, Mehmet için ise traktörünün yıllık bakımının yapılabilmesi anlamına geliyor.

    Tüm bu insanların yaşamları, masadaki bir kararın hangi yöne doğru esip esmemesiyle şekilleniyor. Tarım Bakanlığı yetkilisi, çiftçilerin taleplerini dinlerken notlar alıyor, kafasını sallıyor ama sanki burada öne çıkan tek şey, masanın diğer tarafının ne kadar farklı bir dünyada yaşadığı.

    Toplantı sonrası, salondan çıkan çiftçilerin çoğu, ellerinde hâlâ bir netlik olmadan, tarlalarına geri dönerken birbirlerine sarılarak teselli buluyorlar. Bir umut ışığı yanmış mıydı? Bunu zaman gösterecekmiş gibi.

    Ayşe teyze, bu yıl da aynı gayretle toprağını ekip biçmeye devam edecek. Ama bu sefer belki bir gözünde damlaya hazır bir yaş, diğer gözünde de geleceğe dair bir parça umutla.

    Bu toplantılar, çiftçilerin taleplerinin duyulup duyulmadığını bir kez daha sorgulatıyor. Çiftçilerin sesini gerçek anlamda duyan var mı? Sorunu çözecek olan sadece şu veya bu karar değil, küçük üreticinin yanında duran bir sistem. Belki de bir gün, patatesin acı tatları tatlıya bağlanır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Bir Boyozun Ardından: Buca’da Küçük Esnafın Büyük Mücadelesi

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Sabahın ilk ışıklarıyla beraber Buca sokaklarında bir hayat telaşı başlıyor. Sokak aralarına yayılan taze boyoz kokusu, birçok Bucalı için güne başlama sinyali. Her sabah olduğu gibi yine fırının önünde bir kuyruk. Ama bu kuyruk eskisi kadar uzun değil. Gözler, müşterilerden çok, küçük esnafın yüzündeki endişeyi arıyor.

    Buca’nın simgesi haline gelmiş, nesilden nesile geçen boyozculuk, hem kültürel bir miras hem de ekonomik bir bumerang. Geçen yılların getirdiği ekonomik zorlukların gölgesinde, boyozun sıcaklığı artık eskisi gibi ısıtamaz oldu içimizi. Pandemi dönemi, zaten sıkıntıda olan esnafın belini iyice bükmüş, üzerine gelen zam yağmuru ise işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş.

    Tarih boyunca Buca, küçük esnafıyla, mahalle aralarında kendine yer eden küçük dükkanlarıyla var olmuş. Her biri kendi hikayesiyle ayakta duran bu esnaf, Buca’nın ruhunun bir parçası. Ancak ekonomik ve sosyal dalgaların etkisi, bu küçük kaleleri birer birer ayakta kalma mücadelesine zorluyor. Alışveriş merkezlerinin devasa gölgelerinde kalan bu küçük işletmeler, günbegün silikleşiyor.

    İronik olan şu ki, boyozun tadına bakmak isteyen onlarca turist, belki de son kez bu lezzeti tatma şansına erişecekler. Yeni nesil, Buca’nın efsane boyozcularını yalnızca eski fotoğraflarda, belki de hatıralarda bulacak. Boyoz denince atalarımızın sofralarında yer etmiş o koca tepsiler, kültürümüzün birer parçası olarak anılacak. Fakat şu an, bu lezzeti yaşatmak için direnen birkaç esnaf dışında pek kimse kalmayacak.

    Buca’da Hatice teyze ile konuşuyorum. Elleri, her sabah taze boyozları dizmekten yorgun ama bir o kadar da alışkın. “Çocuklarımın geleceği için, bu tezgâhı bırakmak istemem” diyor. “Ama artık un, yağ, her şey ateş pahası.” Hatice teyze, yıllardır boyozun sırrını koruyanlardan biri. Sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir kültürü de yaşatıyor. Bu sürecin en sessiz tanığı, Hatice teyze gibi birçok esnaf.

    Ekonomi ve kültür ekseninde, Buca’nın boyozları sadece bir yiyecek değil; bir direnişin de sembolü. Küçük esnafın bu mücadelesi, hepimize bir şeyler söylüyor. Bugün boyozlar belki azaldı ama hikayeleri asla bitmeyecek. Kapanan her dükkân, bir daha açılmamak üzere kapansa da, bir başka köşe başında, belki bir başka gencin rüyasında yeniden hayat bulacak.

    Gözlerimde geçmişin ve geleceğin bir arada olduğu bu sokaklar, belki bir gün tekrar canlanır. Bugün bize düşen, geçmişin mirasına sahip çıkmak, bu küçük hikayelerin büyük anlamlarını unutmamak. Peki, siz bu sıcak boyozu son kez ne zaman tattınız? Gözlerinizi kapatıp, lezzetli bir hatıraya yolculuk yapmanın sırası, belki de tam da şimdi.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları