Yazar: Sıdıka Mendilci

  • Kemeraltı’nda Yanan Ekmek: Kriz ve Dayanışmanın İki Yüzü

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Kemeraltı’nın mis gibi ekmek kokan sabahına, bu kez yangın alarmının tiz sesi karıştı. Birkaç dakika içinde sokaklarda toplanan kalabalık, dumanların yükseldiği tarihi fırının önünde nefes nefese kalmıştı. Esnaf, müşteriler, mahalle sakinleri—herkesin bakışları yangına, yürekleri ise fırının sahibi Halil Usta’ya dönmüştü.

    Kemeraltı, İzmir’in kalbinde atan bir vaha gibidir. Bu baş döndürücü labirent, tarih boyunca ticaretin, kültürün ve sosyal hayatın merkezi oldu. Her sabah açılan panjurlar, günün ilk ışıklarıyla birlikte umut dolu bir telaşa ev sahipliği yapar. Ama bu sabah yaşanan yangın, o günlük rutinin kırılgan dengelerini nasıl altüst edebileceğini gösterdi.

    Halil Usta’nın ekmek fırını, Kemeraltı’nın en eski mekanlarından biri. Dededen toruna geçen bu mekan, sadece bir ticarethane değil, aynı zamanda bölge halkının buluşma noktası. Halil Usta’nın sıcak ekmekleri, mahallelinin karnını doyurduğu kadar, gönüllerine de hitap ederdi. Ancak, bu sabah yaşanan yangın, Halil Usta’nın ve diğer esnafın sırtındaki ekonomik yükün ne denli ağır olduğunu bir kez daha hatırlattı.

    Yangın, kısa sürede kontrol altına alınsa da geride bıraktığı hasar, tamir edilemeyecek türden. Küçük esnaf için her gün bir mücadele. Artan maliyetler, düşen gelirler, bir de üzerine bu tür beklenmedik bir felaket. Kimse sigorta yaptırmıyor, çünkü aylık primler, kasada kalan buğday unundan daha pahalı görünüyor. Halil Usta’nın yüzündeki çizgiler, sadece yaşanmış yılların değil, ekonomik çarkların yarattığı baskının da birer izi.

    Ancak Kemeraltı halkı, bu tür zor günlerde nasıl bir araya geleceğini iyi bilir. Yanan fırının önünde toplanan gençler, yaşlılar, kadınlar ve erkekler, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” sözünün canlı bir kanıtıydı. Herkes elinden geleni yaptı. Mahalleli, yangının ardından Halil Usta’nın yaralarını sarmak için seferber oldu. Bu dayanışma, İzmir’in o sıcak ve samimi ruhunun özeti.

    Bir yandan da bu yangın, büyük sorunların habercisi. Küçük esnafın karşı karşıya olduğu ekonomik zorluklar, yerel yönetimin dikkatini çekmediği sürece, bu tür krizlerin sayısı artacak. Çıkarılacak dersler net: Küçük işletmeleri korumak, sadece onların değil, tüm mahallenin geleceğini korumak demek. Tıklım tıklım dolu olan Kemeraltı, bu ekonomik zorluklarla başa çıkabilecek mi? Yerel yönetim, küçük esnaf için hangi adımları atacak?

    Her şey bir yana, Halil Usta’nın fırınında yanan ekmeklerin kokusu hâlâ burunlarda. İlk göz açtığınızda duyduğunuz o sıcak ekmek kokusu, bir sabah vakti yangınla karışsa da insanların yüreğindeki umut sönmedi. Kim bilir, belki de bu felaket, daha sağlam bir dayanışmanın başlangıcı olur. Halil Usta’nın elleri yeniden unu yoğurduğunda, Kemeraltı’nın sokakları o mis kokulu ekmeklerle dolacak mı? İşte burası, İzmir’in ve onun insanlarının sonsuz yaşam enerjisinin en gerçekçi göstergesi.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Kemeraltı’nda hangi fırında yangın çıktı?

    Yangın, İzmir Kemeraltı’nda Halil Usta’nın tarihi ekmek fırınında çıktı.

    Yangında fırında ne kadar hasar oluştu?

    Yangın kısa sürede kontrol altına alınsa da fırında ciddi hasar meydana geldi.

    Küçük esnaf neden sigorta yaptıramıyor?

    Küçük esnaf, artan maliyetler ve düşük gelirler nedeniyle sigorta primlerini karşılayamıyor.

    Mahalleli yangından sonra nasıl bir dayanışma gösterdi?

    Mahalleli, yangının ardından Halil Usta’nın yaralarını sarmak için seferber oldu ve dayanışma örneği gösterdi.

    Makale yerel yönetimden ne talep ediyor?

    Makale, yerel yönetimin küçük esnafı desteklemesi gerektiğini vurguluyor.

  • Bir Kırmızı Kartın Ardından: Emekçinin Hak Arayışı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Konak meydanında hafif bir rüzgar esiyor, sabah güneşi binaların duvarlarına vururken belediye binasının önünde bir kalabalık toplanmış. Ellerinde tuttukları kırmızı kartlar, sessiz bir çığlık gibi havada dalgalanıyor. Her kartın arkasında bir hikaye, bir aile, bir umut var. Memurlar, ödenmeyen alacakları için seslerini duyurmak istiyor.

    İzmir’de Konak Belediyesi, tarih boyunca kentin kalbi olmuştur. Burası, hem ticari hem de sosyal hayatın merkezi, tarihin tanığıdır. Ancak bugün, bu tarihi binanın önünde toplanan memurların talepleri geçmişten çok bugüne dair. Ödenmeyen maaşlar, geciken ödemeler ve yaşam mücadelesi, kağıt üstündeki sözlerle çözülmeyi bekliyor.

    Belediye, kent yönetiminde önemli bir role sahip. Ancak ekonomik sıkıntılar, yerel yönetimlerin üzerindeki baskıyı artırıyor. Kemer sıkma politikaları, tasarruf tedbirleri derken, en temeldeki memur bile bu yükün altında eziliyor. Ülke genelindeki ekonomik dalgalanmalar, umudu ve istikrarı tehdit ediyor. Bu yüzden Konak’taki memurlar da çareyi kırmızı kartla protesto etmekte buluyor.

    ‘Bir belediye çalışanı olarak sesimizi duyurmak zorundayız,’ diyor Konak’ta uzun yıllardır görev yapan Hatice. ‘Biz sadece emeğimizin karşılığını istiyoruz. Ailelerimiz var, sorumluluklarımız var. Her ay geciken maaşlarımızla nasıl geçineceğiz?’ diye ekliyor. Hatice’nin sesi, Konak Meydanı’ndan yükselen çok sayıda sesin sadece bir tanesi. Bu sesler, bir araya geldiğinde güçlü bir yankı yaratıyor.

    Yerel yönetimlerin ekonomik sıkıntıları, çalışanları doğrudan etkiliyor. Belediyeler, devletin küçük birer parçası olarak büyük bütçe kısıtlarıyla mücadele ediyor. Ancak, yönetimlerin bu tür sorunlara karşı bir çözüm üretmesi, bir plan geliştirmesi gerek. Bu tür eylemler, yalnızca geçici bir rahatlık sağlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumun dikkatini de çeker.

    Peki, kırmızı kart gösterisinden sonra ne olacak? Başkan Mutlu, bu sesleri duyacak mı? Veya duyup duymadığını nasıl anlayacağız? İşte burada, sorulması gereken asıl soru: Bu kırmızı kartlar, sadece kağıt parçası mı yoksa gerçek bir değişimin işareti mi? Fakat unutulmamalıdır ki gerçek değişim, sadece ses çıkarmakla değil, aynı zamanda bu seslerin karşılık bulmasıyla mümkün olur.

    Konak meydanındaki kırmızı kartlı eylem, bir uyarıdır. Memurlar, yerel yönetimlerin bu çağrıyı duymasını istiyor. ‘Ben buradayım, ben varım’ demek istiyorlar. Bu kırmızı kartlar, belki de sadece bugün için değil, önümüzdeki günlerde de konuşulacak. Eğer sesleri duyulmazsa, acaba başka hangi renklerle hangi eylemler ortaya çıkacak? Sorular cevapsız kalırsa, daha kaç kırmızı kart gösterilecek?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Konak Belediyesi çalışanları neden kırmızı kartla protesto yaptı?

    Çalışanlar, ödenmeyen maaşları ve ekonomik sıkıntıları protesto etmek için kırmızı kartlarla eylem yaptı.

    Konak Belediyesi’ndeki kırmızı kart eylemi nerede gerçekleşti?

    Eylem, İzmir Konak Meydanı’nda, belediye binası önünde gerçekleşti.

    Protestoya katılan çalışanlar ne talep ediyor?

    Çalışanlar, emeklerinin karşılığını almak ve seslerini duyurmak istiyor.

    Belediyedeki ekonomik sıkıntılar çalışanları nasıl etkiliyor?

    Ekonomik sıkıntılar ve bütçe kısıtları nedeniyle maaşlar ödenmiyor veya gecikiyor, bu da çalışanların geçim sıkıntısı yaşamasına yol açıyor.

    Makale yazarının adı ve deneyimi nedir?

    Makale yazarı Sıdıka Mendilci, 20 yıllık İzmirli muhabir ve köşe yazarıdır.

  • Okul Yolu El Yakıyor: Veliler Fiyat Yükü Altında

    Okul Yolu El Yakıyor: Veliler Fiyat Yükü Altında

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Bornova’nın hareketli bir sokağına adım attığımda, okul sezonunun başlamasıyla tezgahlar dökülmüş, kırtasiye dükkanlarının önünde kuyruklar uzamıştı. Bir yanda çocuğunu okul servisine bindirmek için bekleyen anne babalar, diğer yanda çantalarını dolduran öğrenciler… Bugün yine İzmir’in gündeminde eğitim vardı.

    Eğitim yılı başlarken velilerin en büyük derdi, masrafların her geçen gün artması. İzmir’de birçok aile, bu yükün altında ezilmemek için çabalıyor. Geçen yılın kırtasiye alışverişi faturalarını hatırlayanlar, bu yılın fiyatlarını görünce adeta şok geçiriyor. Kaleminden defterine, çizgisinden boyasına, her kalemin fiyatı neredeyse iki katına çıkmış durumda.

    Servis ücretleri deseniz, onlar da aynı durumda. İzmir’in semtlerinden okula giden çocuklar için servis ayarlamak adeta bir lüks haline gelmiş. Özellikle iki veya daha fazla çocuğu olan aileler için bu yük, omuzlanacak gibi değil. Muharrem Bey, iki çocuğunu da aynı servise kaydetmeye çalışırken, geçen yılın neredeyse iki katı olan fiyat karşısında ne yapacağını bilemez haldeydi.

    Veliler, eğitim hakkının ulaşılabilirliği üzerine düşünürken, yerel yönetimler ve ilgili kurumlar ise bu konuda yeterince adım atmıyor gibi. Yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülmeyen bu mesele, her yeni okul yılı başında daha da belirginleşmekte. Artan enflasyon, döviz kurları, tedarik zincirlerindeki sorunlar; her biri ayrı bir etken olarak fiyatları şişiriyor.

    Ancak bu krizin ortasında, asıl mağduriyeti yaşayanlar çocuklar ve onların aileleri. Velilerin bu süreçteki talepleri oldukça basit: Daha makul fiyatlar ve kolaylaştırıcı önlemler. Fakat bu taleplerin karşılanabilmesi için kimin ne yaptığını sorgulamak gerekiyor. Okullar mı, servis firmaları mı, kırtasiyeciler mi suçlu? Yoksa bu üçgenin tümü mü? Herkesin parmağı birbirine dönüyor ama çözüm arayan yok.

    Bornova’da Ayşe Hanım, bir devlet okulunda öğretmen. Her gün öğrencilerinin gözlerindeki umudu ve ailelerinin yüzlerindeki kaygıyı görüyor. “Çocuklar ellerinde eski, yıpranmış defterlerle geliyorlar. Kimi zaman yeni bir kalem almak bile lüks. Eğitimde eşitlikten bahsediyoruz ama bu eşitlik kağıt üzerinde kalıyor,” diyor. Sınıfındaki çocuklar arasında, ekonomik eşitsizliklerin derslere katılımı nasıl etkilediğini her gün deneyimliyor.

    Peki bu durumun gerçek sorumlusu kim? İzmir’in kalbinde, eğitim gibi temel bir ihtiyacın bu kadar zorlayıcı hale gelmesi, kimin işine yarıyor? Kimse kesin cevabı veremese de, herkesin bir şeyler yapabileceği ortada. Veliler, yerel yönetimlere daha fazla baskı yapabilir. Okul yönetimleri, sosyal yardımların artırılması için projeler geliştirebilir. Kırtasiyeciler ve servis firmaları, makul kazanç sınırları belirleyebilir.

    Sonuçlar ne kadar yavaş ve kısıtlı olsa da, her adım önemlidir. İzmir’de bu yıl da cüzdanlar yanacak gibi görünüyor, ama belki de bu ateşi küçültmek elimizde. Küçük ellerin kalem tutabilmesi, her çocuğun hakkı olarak kalmalı. Eğitim bir ayrıcalık değil, haktır. Bunun bilincinde olarak, çözümler üretmemiz gerekiyor. Bugün okul çantasını sırtlayan çocuk, yarın bu şehrin geleceği olacak. Veliler kadar, tüm toplumun bu yükü paylaşması şart. Acaba, bu yıl bu değişim için bir adım atabilir miyiz?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Bölgesel Kalkınma mı, Yoksa Merkez Yemeği mi?

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    İzmir’in sıcak eylül akşamlarından biri. Enternasyonal Fuarı’nın ışıkları, Kültürpark’ın üzerini aydınlatırken, Bornova’dan Hatice teyze mutfağında akşam yemeğini hazırlıyor. Yıllardır İzmir’de yaşayan biri olarak, fuarın şehir ekonomisine katkılarını biliyor; ancak bu yıl işler sanki biraz farklı.

    İzmir Enternasyonal Fuarı, yıllardır şehrin ekonomik ve kültürel hayatına renk katan, birçok sektörün can simidi olmuş bir etkinlik. Fuar, Kültürpark’ta kurulup, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlarken, İzmir’in sadece merkezine değil, çevre ilçelere de hareketlilik getirmesi beklenir. Ancak bu yıl işler pek de böyle gitmedi. İzmir’deki lokantacıların şikayet ettiği gibi, etkinlik bu kez sadece merkezde yoğunlaşan bir kazanç sağladı.

    Bu durum, bir yandan kent merkezindeki ekonomik yapının sıkıntılarına işaret ederken, ama çevre ilçelerin kalkınma potansiyelinin neden yeterince desteklenmediği sorusunu akıllara getiriyor. Çoğu esnaf bu durumu “Merkez kazanıyor, biz bakıyoruz” diyerek özetliyor.

    Bölgesel kalkınmanın önemini vurgulayan uzmanlar, fuarın sadece merkezde değil, tüm şehir geneline yayılan bir etkisi olması gerektiğini belirtiyor. Ancak, görünen o ki, bu yıl İzmir Enternasyonal Fuarı, şehir ekonomisine gereken katkıyı sağlayamadı. Bunun nedenleri arasında etkinliğin şehre yayılma stratejilerindeki aksaklıklar, ziyaretçi profilinde yaşanan değişimler ve belki de genel ekonomik durgunluk etkili olabilir.

    Bornova’da Hatice teyze’nin oğlu Ali, bir yıl önce Kemeraltı’nda küçük bir lokanta açtı. Büyük umutlarla başladığı bu iş, ne yazık ki fuar sezonunda bile beklediği hareketliliği görmedi. “Fuar zamanı bizim gibi küçük işletmelerin canlanması lazım ama işler durgun,” diyor Ali. Bu, sadece onun değil, birçok küçük esnafın yaşadığı bir sorun.

    Bütün bu olaylar gelişirken, İzmir’deki yerel yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Etkinliklerin, şehrin tamamında ekonomik hareketlilik yaratacak şekilde planlanması gerekiyor. Bölgesel teşvikler, ulaşım kolaylıkları ve tanıtım çalışmalarıyla bu sorunların önüne geçilebilir.

    İzmir Enternasyonal Fuarı, aslında İzmir’in sadece merkezini değil, tüm ilçelerini kapsayacak şekilde yeniden düşünülmeli. Şehirdeki ekonomiyi daha adil bir şekilde dağıtmak için bu tür etkinlikler, sadece merkezde değil, şehrin dört bir yanındaki esnafa da nefes aldırmalı.

    Peki, önümüzdeki yıllarda bu sorunun çözümü için neler yapılabilir? Yerel yönetimler, daha kapsamlı bir planlama ile tüm ilçelerin bu tür etkinliklerden faydalanmasını sağlayabilir mi? Belki de çözüm, şehrin bütününe yayılan bir dayanışma ve ekonomik kalkınma stratejisinde yatıyor. İzmir’in, merkez yemeği olmaktan çıkıp, tüm ilçeleri kapsayan bir lezzet sofrasına dönüşmesi dileğiyle.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir Enternasyonal Fuarı bu yıl neden beklenen ekonomik hareketliliği sağlayamadı?

    Fuar kazançları ağırlıklı olarak şehir merkezinde yoğunlaştı, çevre ilçelerdeki esnaf yeterince fayda göremedi.

    Çevre ilçelerdeki esnaf İzmir Enternasyonal Fuarı’ndan neden şikayetçi?

    Çünkü fuar döneminde beklenen hareketliliği yaşamadılar ve ekonomik olarak yeterince fayda göremediler.

    Makaledeki örnek esnaf kimdir ve ne sorun yaşadı?

    Bornova’da Hatice teyze’nin oğlu Ali, Kemeraltı’ndaki lokantasında fuar döneminde beklenen hareketi göremedi.

    Makale hangi çözüm önerisini sunuyor?

    Etkinliklerin tüm şehir geneline yayılması ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.

    İzmir Enternasyonal Fuarı’nın şehir ekonomisine katkısı neden azaldı?

    Etkinliğin şehre yayılma stratejilerindeki aksaklıklar, ziyaretçi profilindeki değişimler ve genel ekonomik durgunluk etkili olabilir.

  • Karabağlar’ın Soğuk Gecesi: Bir Arabanın İçinde Korku ve Sessizlik

    Karabağlar’ın Soğuk Gecesi: Bir Arabanın İçinde Korku ve Sessizlik

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Cumartesi akşamı Karabağlar Eskiizmir Mahallesi’nde, sokaklar normalde olduğu gibi sessizliğe bürünmüştü. Ancak bu sefer bir şeyler farklıydı. Park halindeki bir otomobilin içinde, mahalle sakinlerinden biri tarafından bir ceset bulundu. Soğuk metal kapıların ardında, yankılanan siren sesleri ve mavi-kırmızı ışıkların altında herkesin aklında aynı soru vardı: Bu korkunç olayın sebebi neydi?

    İzmir, alışık olmadığı türden bir huzursuzlukla sarsıldı. Karabağlar, son yıllarda artan nüfusu ve hızlı kentleşmesiyle sürekli bir değişim içinde olan bir mahalle. Ancak bu ani ve trajik olay, mahalledeki herkesin dikkatini çekti. Karabağlar gibi mahallelerde, gündelik hayatın iç dinamikleri ve komşuluk ilişkileri, kentleşmenin etkileriyle şekillenir. Fakat bu tür trajik olaylar, var olan dengeleri alt üst eder.

    Mahalledeki birçok kişi, olayın ardından kapılarını kilitleyip pencerelerinin perdelerini çekti. Suzan Teyze, hemen yan sokakta oturan bir mahalle sakini olarak, “Son zamanlarda böyle bir şey yaşamamıştık. İnsan içeri girip çıkmaya bile korkuyor,” dedi. Suzan Teyze’nin kaygısı sadece birer kişinin değil, tüm mahallenin ortak duygusu olmuş durumda.

    Polis olay yerinde detaylı bir inceleme başlattı. Ancak herkesin merak ettiği konu, bu ölümün arkasında yatan neden. Sosyal medyada yayılan iddialar, mahalledeki dedikodularla birleşerek bir bilgi kirliliği yarattı. Resmi bir açıklama gelmeden önce ortaya çıkan bu spekülasyonlar, insanların kafasında daha fazla soru işareti oluşturdu.

    Olay yerindeki polisler, güvenliği sağlamak için bölgede sürekli devriye gezmeye başladı. Ancak bu görünür güvenlik önlemleri, mahalle sakinlerinin iç huzurunu artırmak bir yana, onların içsel korkularını daha da derinleştirdi. Evinin penceresinden olan biteni izleyen Fatma Hanım, “Polisler burada, ama bu bizi daha rahat değil, daha da tedirgin ediyor. Ne zaman ne olacağından emin olamıyoruz,” diyerek endişelerini dile getirdi.

    Bütün bu karmaşa içinde, yetkililerin olaya ilişkin açıklamaları bekleniyor. Ancak bu süre zarfında mahalle sakinleri, kendi içlerinde bu olayın getirdiği korkuyla baş etmeye çalışıyor. Komşular, birbirlerine destek olmaya çalışırken, mahalledeki birlik duygusu da güçleniyor. Belki de bu trajik olay, mahalledeki dayanışmayı artıracak ve insanlar arasındaki bağları güçlendirecek.

    Karabağlar’ın gecesi, bu korkunç olayın ardından inceden bir sessizliğe gömüldü. Ölüme dair bu beklenmedik karşılaşma, mahallede uzun süre unutulmayacak bir iz bıraktı. Ancak, belki de bu olay, Karabağlar’ın sadece kendi korkularıyla değil, aynı zamanda birlikte aşabilecekleri zorluklarla nasıl başa çıktığını gösteren bir örnek olarak hatırlanacak. Şimdi mahalle sakinlerinin en büyük duası, bir daha böyle bir olayla karşılaşmamak. Peki, bu isteği gerçekleştirmek adına neler yapılabilir? Belki de bu sorunun cevabı, sadece güvenlik önlemlerinde değil, komşuluk ilişkilerinin derinliğinde saklıdır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karabağlar Eskiizmir Mahallesi’nde ne oldu?

    Cumartesi akşamı bir otomobilin içinde mahalle sakinlerinden biri tarafından bir ceset bulundu ve polis olayla ilgili inceleme başlattı.

    Olay sonrası mahallede nasıl bir atmosfer oluştu?

    Mahallede korku ve huzursuzluk hakim oldu, birçok kişi kapılarını kilitleyip endişe içinde beklemeye başladı.

    Polis olayla ilgili ne tür önlemler aldı?

    Polis olay yerinde detaylı inceleme başlatıp mahallede devriye gezmeye başladı.

    Mahalle sakinleri olay hakkında ne düşünüyor?

    Mahalle sakinleri endişeli ve tedirgin; komşular birbirlerine destek olmaya çalışıyor.

    Olay hakkında resmi bir açıklama yapıldı mı?

    Olayla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı, mahalle sakinleri açıklamayı bekliyor.

  • Ya Hazır Olursak?

    Ya Hazır Olursak?

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Çarşamba sabahı Bornova Pazarı’nın kalabalığında sebze-meyve reyonları arasında dolanırken, kulak misafiri olduğum bir sohbet beni düşündürdü. Perşembe’nin Hatice Teyze’si, komşusu Selma Hanım’a “Naci Hoca gene deprem dedi, ne yapacağız biz?” diye sordu. Selma Hanım ise eldivenleriyle domates seçerken, “Valla Hatice, ne yapacaksak önce şu çatlak duvarı halletmemiz lazım,” diye yanıt verdi.

    İzmir, Ege Bölgesi’nin en büyük kentlerinden biri, depremlerle sık sık hatırlatılan bir gerçekliğin gölgesinde yaşıyor. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından geçen yıllar boyunca, pek çok uyarı yapıldı, pek çok plan açıklandı ama iş uygulamaya gelince hep bir eksiklik hissi kaldı. Prof. Dr. Naci Görür’ün son uyarısında belirttiği gibi, hazırlıkların bir an önce hızlandırılması gerekiyor. Ancak bu hızlandırma nasıl olacak, kim bu konuda sorumluluk alacak, bunlar hâlâ belirsiz.

    Mahalle arasında gezerken, çatlak duvarlar, eğri büğrü pencereler dikkatimi çekiyor. Belli ki yılların ihmali, deprem riskini görmezden gelen bir hüsranın izlerini taşıyor. Ve işte o an soruyorum kendime: Gerçekten hazır mıyız? Her büyük deprem sonrası alınan önlemler, uygulanan acil eylem planları, gerçekleştirilen tatbikatlar yeterli mi? Yoksa bu panik anları geçince yine eskisi gibi mi davranıyoruz?

    Birkaç gün önce bir muhtar ziyareti sırasında, Konak’ta Mahmut Muhtar’ın kapısını çaldım. Çay sohbetine geçince, “Her deprem sonrası gelen bilgi formülleri, broşürler var ama kimse okumuyor Sıdıka Hanım,” diye dert yandı. “Oysa, eğitim önemli. Toplumun her kademesinde bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı. Sadece okul öğrencileri değil, yetişkinler de bu konuda eğitilmeli.”

    Bornova’da yaşayan Hatice Teyze, çabasıyla en azından kendi evini güçlendirmeyi hayal ediyor. Ancak bunun maliyetli olduğunun farkında. “Komşumuz Ahmet Bey’in inşaat işleriyle uğraşan bir akrabası varmış, onunla konuşuyoruz. Ama fiyatlar malum, her şey çok pahalı,” diyor. Ekonomik baskılar, vatandaşın hazırlık yapma çabalarını da etkiliyor. Zamlar, kısıtlı bütçelerle yaşayan ailelerin güvenliğe yatırım yapmasını zorlaştırıyor.

    Büyük kentlerde, özellikle de böyle potansiyel risk taşıyan yerlerde, yerel yönetimlerin daha aktif olması gerekiyor. Yalnızca projeler geliştirmekle kalmamalı, uygulamada da etkin rol oynamalılar. Vatandaşın bilgiye, eğitime ve maddi desteğe ihtiyacı var. Kentsel dönüşüm projelerinin hız kazanması, eski ve riskli yapıların yenilenmesi önem taşıyor.

    Deprem riskiyle yaşayan bir şehirdeyiz. Hatice Teyze’nin dediği gibi çatlak duvarlar herkesin değil ama bazılarımızın gerçeği. Bu gerçekliğin sonuçlarından kaçmak mümkün değil. Sorun şu ki; ne kadar zamana sahip olduğumuzu bilmiyoruz ve mesele, yalnızca bir ihtimalmiş gibi davranmakta değil.

    Şu sıcak yaz günlerinde, her an depremle yüzleşme ihtimalinin farkında olmak, belki de bizi gerekli önlemleri almaya itebilir. Belki de Hatice Teyze’nin ve Selma Hanım’ın pazarda konuştuğu gibi, daha fazla kişi “Ne yapmalıyız?” diye sormalı ve bu sorunun cevabını aramalı. Çünkü bu soru, yalnızca bireysel olarak değil, toplumsal olarak hepimizi ilgilendiriyor.

    Ve sormadan edemiyorum: Ya gerçekten hazır olursak? Bu, bir ütopya mı yoksa başarabileceğimiz bir hedef mi? Cevabı birlikte aramalıyız, çünkü bu kentte hepimiz aynı gemideyiz.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de deprem hazırlıkları neden yetersiz kalıyor?

    Ekonomik zorluklar ve bilgi eksikliği nedeniyle İzmir’de deprem hazırlıkları yetersiz kalıyor.

    Vatandaşlar deprem hazırlığı için hangi engellerle karşılaşıyor?

    Vatandaşlar, ekonomik baskılar ve bilgi eksikliği nedeniyle deprem hazırlığı yapmakta zorlanıyor.

    Yerel yönetimlerin deprem hazırlığında nasıl bir rolü olmalı?

    Yerel yönetimler sadece proje geliştirmekle kalmamalı, uygulamada da etkin rol almalı ve vatandaşa maddi destek sağlamalı.

    Prof. Dr. Naci Görür İzmir için ne uyarıda bulunuyor?

    Prof. Dr. Naci Görür, İzmir’de deprem hazırlıklarının bir an önce hızlandırılması gerektiğini belirtiyor.

    Deprem bilinci için toplumda hangi çalışmalar yapılmalı?

    Toplumun her kademesinde bilinçlendirme çalışmaları ve eğitimler yapılmalı, sadece öğrenciler değil yetişkinler de eğitilmeli.

  • Alevlerden Kalan Sessizlik: Bir Mahallenin Yas Hikayesi

    Alevlerden Kalan Sessizlik: Bir Mahallenin Yas Hikayesi

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Gece yarısı Konak Altıntaş Mahallesi’nin dar sokaklarında yankılanan siren sesleri, herkesin uykusundan fırladığı o anı işaret ediyordu. Duman, gökyüzünü sararken mahalleli ellerinde kovalarla yangına müdahale etmeye çalıştı. Ancak alevlerin hiddeti, bir kadının hayatını söndürdü ve geriye sessizlik ve yas bıraktı.

    Altıntaş Mahallesi, tarih boyunca birçok yangına tanıklık etti. Ahşap evlerin sardığı sokaklar, bir zamanların huzur dolu yaşam alanıydı. Ancak yapıların eski olması, elektrik tesisatlarının yıpranmışlığı, felaketleri adeta davet eder cinsten. Yıllardır süregelen bu risk, Altıntaş’ta yaşayanların zihinlerinde hep bir soru işareti bıraktı: “Bir sonraki sefer ne zaman olacak?”

    Bu yangınla birlikte yeniden gündeme gelen konu, mahallelerdeki eski yapıların acil yenilenme ihtiyacı. Yerel yönetim, bu bölgelere gereken önemi göstermeli mi? Yoksa bu tarz felaketler ‘yazgı’ olarak mı kabul edilmeli? Bu sorular, yangından etkilenen herkesin aklını kurcalıyor.

    Yangın haberi duyulur duyulmaz, mahalledeki kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Herkes bir umut, bir haber bekliyordu. Ancak yangının ardından eve giremeyen Fatma teyze, “Bir hafta önce elektrikler sürekli gidip geliyordu. Bir şeyler yapmaları gerekiyordu ama kimse kılını kıpırdatmadı” diyerek sitemini dile getirdi. Mahalleli ise, enkaz haline dönen eve bakarak sessizce ellerini semaya kaldırdı.

    Yangın sonrası Altıntaş’ta derin bir sessizlik hâkim. Olayın ardından gelen görevliler, raporlarını hazırlar ve geri dönerken, mahallelinin yüreğinde öfke ve çaresizlik dolaşıyor. Bir kadının daha hayalleri, alevler arasında kayboldu. Peki ya yerel yönetimler? Onlar da bu kaybın bir parçası mı? Alevlerin dindiği bu sokaklarda yankılanan sessizlik, soruları çoğaltmaya devam ediyor.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Gece Yarısı Parklarında Bir Yudum Huzur

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Gece yarısı İzmir’in kalbi Konak’ta, serin bir esintiyle parkta yürüyorsunuz. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş ama park cıvıl cıvıl. Çocuklar dondurma yalıyor, gençler banklarda oturmuş derin sohbetlere dalmış. Kimi kitap okuyor, kimi sadece yıldızları izliyor. Konak Belediyesi’nin sıcak hava dalgasına karşı aldığı kararla parklar şimdi gece 02.00’ye kadar açık ve sanki şehir biraz olsun nefes alıyor.

    İzmir’in yazları bilinir, gündüzleri yakıcı bir güneş, nemden bunaltan saatlerdir. Özellikle geçtiğimiz yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle bu sıcaklıklar iyice dayanılmaz hale geldi. Klima muhtemelen herkesin en iyi dostu oldu ama gelin görün ki elektrik faturaları da yakında dostlukları bitirecek cinsten. İşte bu noktada, Konak Belediyesi’nin yaz gecelerini parklarda serinletme projesi kulağa oldukça hoş geliyor.

    Ancak mesele sadece bir parkta yürümenin çok ötesinde. Bu uygulama, kentin sosyal yaşamını da doğrudan etkiliyor. Gece saatlerinde parklarda oturabilmek, özellikle dar gelirli aileler için bir nebze olsun doğaya kaçış imkânı sunuyor. İklimlendirilmiş, serinletilmiş kapalı alanlara erişimi olmayan insanlar için parklar, kent yaşamında önemli bir sosyal alan olarak öne çıkıyor. Konak Belediyesi’nin bu hareketi, aslında kent insanının sosyal adalete olan ihtiyacını da gözler önüne seriyor.

    Tabii her güzel şeyin altında bir de görünmeyen detaylar var. İlk gece parkında otururken, Bornova’da yaşayan Funda Hanım’la karşılaşıyorum. Emekli öğretmen olduğunu söyleyen Funda Hanım, parkların geç saate kadar açık olmasının harika bir fikir olduğunu ama güvenlik meselesinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. “Gece bu kadar geç saatte parkta oturmak keyifli ama güvenlik ışıkları yeterli mi, güvenlik önlemleri alınmış mı?” diye soruyor, haklı olarak. İşte bu noktada belediyeden beklenen biraz daha fazla çaba belki de.

    Diğer yandan, esnaf için de bu gece mesaisi aslında bir fırsat. Parklardaki dondurma, mısır satan tezgâhlar geceye kadar açık ve işler tıkırında. Ancak bir başka sorun daha var: Çöp. Geceleri parkları kullanan insanların ardında bıraktığı çöpler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir çevre sorunu olarak gün yüzüne çıkıyor. Yerel yönetimin bu konuda da etkin bir temizlik programı uygulaması gerekiyor.

    İzmir’de yazın bunaltıcı sıcaklarında parkları gece geç saatlere kadar açık tutmak, kağıt üzerinde harika bir fikir gibi görünüyor. Ancak bunun gerçekten etkili olabilmesi için güvenlikten temizlik hizmetlerine kadar pek çok detayı da içine alacak şekilde genişletilmesi şart. İzmirlinin beklediği serinlik sadece rüzgarla gelmiyor; biraz da planlama ve dikkatle sağlanıyor.

    Bu yaz gecelerinde parklar İzmir’in akciğerleri olacak mı, yoksa sadece geçici bir çözüm mü sunacak, zaman gösterecek. Umarım ki, her şeyin en iyisi olur ve bizler de bu serin gecelerin tadını çıkarırken, ihtiyacımız olan taze nefesi alabiliriz. Çünkü bilirsiniz, İzmir bir gece yarısı bile olsa şehrin ruhunu hissetmek demektir.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Güzellik Kurbanı: Melike’nin Ardından

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    “Karşıyaka’nın bir köşesinde, sabahın erken saatlerinde, henüz sokaklar uykulu ve serin. Pazara erken gelen birkaç kişi var. Onlar sebzelerin en tazesini seçmenin peşindeyken, herkesin dilinde Melike’nin trajik hikayesi. Konu bir kez daha güzellik ve bunun bedeli.

    Karşıyaka’da Melike Çiftçi adında genç bir kadın, güzellik uğruna hayatını kaybetti. Kendi gibi genç birçok kadın gibi o da güzellik standartlarının peşindeydi. Bir güzellik kursunda yapılan kalça dolgusu işlemi, onun sonu oldu. Bu olay, Karşıyaka’nın sokaklarında sadece bir haber değil, bir uyarı olarak yankılanıyor.

    Güzellik algılarımız ne zaman bu kadar acımasız hale geldi? Hepimiz, dergilerde parlayan, sosyal medyada filtrelenmiş yüzlerce fotoğrafla kuşatılmış durumdayız. Bu imajlar, kendimize bakışımızı şekillendiren güçlü araçlara dönüştü. Melike, bu baskıya karşı koyamayanlardan sadece biriydi. Onun gibi pek çok genç kadın da, ancak zamanın ve modanın belirlediği kalıplara uymadığında kendini yetersiz hissediyor.

    Melike’nin ölümü, güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliğini gözler önüne seriyor. Yetkisiz kişiler tarafından yapılan bu işlemler, genç kadınların hayatlarını tehdit ediyor. Yerel otoriteler bu konuda daha sıkı denetimler yapmalı mı? Yoksa bu sadece yasaların değil, toplumun genel bir sorunu mu?

    Bornova’da Hatice teyze ile sohbet ediyorum. “Kızım, hepimiz gençken güzelliğin peşinde koştuk. Ama böyle değildi o zamanlar,” diyor. Onun zamanında güzellik doğal bir zarafetle gelen bir şeydi; şimdi ise kimyasal dolgularda aranıyor. Hatice teyze, “Kendi hallerinden memnun olmayı öğretemedik biz gençlere,” diye ekliyor.

    Melike’nin hikayesi, güzellik algılarımızı, toplum olarak kendimize ve birbirimize karşı olan tutumumuzu sorgulamamız gerektiğinin kanıtı. Yetkililer bu tür olaylar karşısında önlem almalı, ancak biz toplum olarak da bu baskıyı sorgulamalıyız. Her genç kadın, kendi güzelliğini kendi sınırları içerisinde tanımlamalı.

    Bu olay akıllarda şu soruyu bırakıyor: Kaç Melike daha kaybedeceğiz? Güzellik için verilen bu amansız savaşta, tükenmeden ya da kaybolmadan önce gerçek değerlerimizi bulabilecek miyiz? Melike’nin ardından bu sorular, Karşıyaka’nın pazarında yankılanıyor. Gün, bu sorulara cevap ararken, hayatın anlamını yeniden düşünmekle başlıyor.”

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Melike Çiftçi nasıl hayatını kaybetti?

    Melike Çiftçi, İzmir Karşıyaka’da bir güzellik kursunda yetkisiz kişilerce yapılan kalça dolgusu işlemi sonrası hayatını kaybetti.

    Melike’nin ölümüne neden olan işlem nerede ve kimler tarafından yapıldı?

    İşlem, bir güzellik kursunda ve yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirildi.

    Bu olay toplumsal olarak hangi sorunlara dikkat çekiyor?

    Olay, güzellik algısının toplumsal baskısı ve denetimsiz uygulamaların tehlikesine dikkat çekiyor.

    Güzellik kurslarıyla ilgili makalede hangi eleştiriler yer alıyor?

    Makalede güzellik kurslarının ve bu tür uygulamaların denetim eksikliği eleştiriliyor.

    Melike’nin hikayesi topluma hangi soruları sorduruyor?

    Melike’nin hikayesi, güzellik uğruna kaç kişinin daha kaybedileceği ve gerçek değerlerimizin ne olduğu sorularını gündeme getiriyor.

  • Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Karşıyaka İskelesi’nde güneş henüz tam anlamıyla batmamışken, vapur sırası sanki uzayıp gidiyor. Beyaz köpüklerin üzerine serinlik arayanların, işten çıkıp eve varma telaşında olanların ve günübirlik tatilcilerin oluşturduğu bir karmaşa var burada. Ortada bir vapur, ama ne hikmetse herkes aynı anda binmeye çalışıyor.

    Bu hafta Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısının 25 bine ulaştığı açıklandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ek seferler planladığı duyurulmuş ama henüz hissedilen bir rahatlama yok. Hemen yanı başımda konuşan orta yaşlı bir kadın, “Bu kadar yoğunlukta, ek sefer mi? Yoksa her zamanki gecikmeler mi?” diye soruyor sarkastik bir gülümsemeyle.

    Tarihi Karşıyaka İskelesi, İzmir’in gelişen yüzünü temsil eder. 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet veren bu iskele, kentin ulaşım ağının önemli bir parçasıdır. Ancak, bugünlerde bu tarihi önem ve kültürel miras, bir tür modern sıkışıklığın içinde kaybolmuş. Yolcuların homurtuları arasında, iskelenin eskiden ne kadar huzurlu bir yer olduğuna dair hikayeler duyuluyor.

    Bu yoğunluk, İzmir’in artan nüfusuna ve şehirdeki ulaşım ihtiyacının karşılanması konusundaki yetersiz planlamaya işaret ediyor. Artan yolcu sayısının, yerel yönetim tarafından bir başarı olarak görülmesi, aslında bu ihtiyacın karşılanmasında eksikliklerin olduğunun da bir göstergesi.

    Peki, kimler bu durumdan ne çıkar sağlıyor? İlk akla gelen, tabii ki daha fazla sefer düzenleyen vapur işletmesi. Ancak, işin bir de yolcu tarafı var. Her gün bu yoğunca seyahate maruz kalanlar için, vapur beklemek ve tıklım tıklım bir yolculuğa katlanmak adeta bir işkenceye dönüşüyor.

    Karşıyaka’da oturan emekli öğretmen Funda Hanım, “Bu durum gençler için eğlenceli olabilir, ama ben sadece evime ulaşmak istiyorum,” diyor. İşten çıkıp huzur bulmayı beklerken, bir de kalabalık stresine maruz kalmak, kiminin sabrını taşırıyor.

    İşte tam da burada, bir kişisel hikaye devreye giriyor. Vapur kuyruğunda bekleyen, 7 yaşındaki kızını akşam yemeğine yetiştirmeye çalışan bir anne, sıranın ortasında kızına umutsuzca “Biraz daha bekleyeceğiz, tamam mı tatlım?” derken, sıranın önüne doğru bir kıpırdanma oluyor. Bir yandan bir bebeği sakinleştirmek, bir yandan da vapura binmek için çabalıyor. İşte, günlük yaşamın bu küçük çatışmaları, şehir yaşamının gerçek zorluklarını ortaya koyuyor.

    Günün sonunda, Karşıyaka İskelesi’ndeki karmaşa, belki de İzmir’in daha geniş bir sorununun özetidir. Ulaşım ve altyapı eksiklikleri, günlük yaşamın ritmini kesiyor. Peki, bu durumun bir çözümü var mı? Vapur seferlerinin artırılması ne kadar çözüm olabilir? Yoksa daha kapsamlı bir ulaşım reformuna mı ihtiyaç var?

    İzmir’in bu kalabalık iskelelerinden birinde beklerken, etrafımdaki sesler ve yüzler bana, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. Belki de bu, İzmir’in modernleşme çabasının bir yan etkisi. Ve belki de, bu sıkışıklık içinde ufak bir huzur bulabilmek için, herkesin biraz daha sabırlı olması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Beklemek ile geçen bir hayat, ne kadar huzur getirir?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşmıştır.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur yoğunluğuna nasıl bir çözüm planladı?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planladı, ancak henüz hissedilen bir rahatlama yok.

    Karşıyaka İskelesi’nin tarihi nedir?

    Tarihi Karşıyaka İskelesi 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet vermektedir.

    Yolcular Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluk hakkında ne düşünüyor?

    Yolcular arasında yoğunluk ve gecikmelerden dolayı memnuniyetsizlik var.

    Artan yolcu sayısı ulaşımda ne gibi sorunlara yol açıyor?

    Artan yolcu sayısı, ulaşım altyapısındaki yetersizlikleri ve günlük yaşamda zorlukları ortaya çıkarıyor.

  • Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Pazar sabahı Bornova’nın meşhur Altındağ Pazarı’nda dolaşan tezgahların arasından geçerken, güneşin yakıcı sıcağı ciltte hissediliyordu. Ege’nin bu köşesinde yazlar her zaman sıcak olurdu ama son birkaç haftadır termometreler 36 dereceyi aşıyordu. İşin daha da zor kısmı, pazarın kalabalık ve telaşlı atmosferinde, serin bir esinti bulmanın neredeyse imkansız hale gelmesiydi.

    Bu hafta Bornova Belediyesi, vatandaşları bu yakıcı sıcaklardan biraz olsun rahatlatabilmek için bir adım attı: Mobil su dağıtım araçları mahallelerde gezmeye başladı. Belediye yetkilileri, su dağıtımının sıcak günlerde devam edeceğini ve özellikle kalabalık alanlarda sıklaştırılacağını belirtiyor. Bu geçici çözüm, sıcaktan bunalan vatandaşlar için bir nebze olsun serinlik anlamına geliyor. Ama burada asıl mesele, bu tür çözümlere neden ihtiyaç duyulduğu.

    Geçmişte bu kadar sıcak günlerde Bornova halkı, sahil kenarındaki esintilerle serinlemeyi tercih ederdi. Ancak şimdi, İzmir’in kıyı şeridine gitmek bile trafik ve kalabalık yüzünden bir çile haline geldi. Kentiçi ulaşımın sıkıntıları, trafik yoğunluğu ve otobüslerdeki yetersiz klima sistemleri, insanları kendi mahallelerinde serinleme yollarına itiyor. Bu, bir yanda sıcaklık sorununun sadece doğaya bırakılmayan bir yanıtı olarak görülebilir, diğer yanda ise altyapının bu gibi hava olaylarına ne kadar hazırlıklı olduğunu düşündürüyor.

    Bornova’da 65 yaşındaki Pınar Hanım’la konuşuyorum. “Serinlemek için tek umudumuz belediyenin bu su arabaları. Eskiden akşamları parkta otururduk, biraz serinlerdi. Şimdi o kadar sıcak ki, dışarı çıkmak istemiyoruz,” diyor. Pınar Hanım’ın bu sözleri, yalnızca yaşadığı mahallenin değil, tüm şehirdeki pek çok insanın duygularını yansıtıyor.

    Belediye, bu hamlesiyle halkın gönlünü kazanmaya çalışırken, asıl soru burada yatıyor: Yerel yönetimler, sıcak yaz günleri için uzun vadeli çözümler üretmek yerine, geçici çözümlerle mi yetinmeli? Bornova’nın sokaklarında dolaşan mobil su araçları, bugün bir nefes aldırıyor olabilir ama uzun vadede şehir altyapısı ve yeşil alan politikaları yeniden gözden geçirilmeli.

    Yaz ayları boyunca sürecek bu sıcak dalgası, Bornova halkını oldukça zorluyor. Ancak su dağıtım araçları sadece bir geçici çözüm. İlerleyen yıllarda iklim değişikliği daha da belirgin hale geldikçe, şehir planlamasının bu değişikliklere nasıl uyum sağlayacağı, asıl tartışılması gereken mesele. Bornova’da yaşayanların bu sıcak günlerde serinlemek için belediyenin su dağıtımına değil, kendi sokaklarında serinleyebilecekleri alanlara erişebilmeleri gerekiyor.

    Pazar yerinde yürürken, kalabalığın içinde bir çocuğun su şişesini kafasına dikerek susuzluğunu gidermeye çalıştığını gördüm. Önümüzdeki yıllarda Bornova’nın, bu çocuklar için daha çevreci, daha serin mahalleler yaratması gerekecek. Bugün mobil su araçları ile bir damla serinlik getiren belediye, yarın bu çocuklara ve tüm mahalleye daha kalıcı çözümler sunmayı becerebilecek mi? Bu sıcak yaz günleri, gelecekte hava koşullarına daha hazırlıklı olmanın gerekliliğini anlamamız için bir fırsat. Belki de Bornova’nın sokaklarında gerçekten serin bir nefes almak, bir dahaki yaza kalmayacaktır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Bornova Belediyesi mobil su dağıtımını neden başlattı?

    Bornova Belediyesi, artan yaz sıcaklarında vatandaşlara geçici serinlik sağlamak amacıyla mahallelerde mobil su dağıtım araçlarıyla ücretsiz su dağıtımı başlattı.

    Bornova’da sıcaklıklar kaç dereceye ulaştı?

    Bornova’da son haftalarda sıcaklıklar 36 dereceyi aşıyor.

    Mobil su dağıtımı ne kadar kalıcı bir çözüm?

    Mobil su dağıtımı geçici bir çözüm olarak görülüyor; makalede kalıcı serinlik için şehir altyapısı ve yeşil alanların önemine dikkat çekiliyor.

    Vatandaşlar serinlemek için başka hangi yolları kullanıyor?

    Vatandaşlar eskiden sahil kenarındaki esintilerle veya parklarda serinlemeyi tercih ediyordu, ancak trafik ve yetersiz klima nedeniyle bu seçenekler kısıtlandı.

    Bornova’da uzun vadeli serinlik için ne öneriliyor?

    Makalede, uzun vadeli serinlik için şehir altyapısının ve yeşil alan politikalarının yeniden gözden geçirilmesi öneriliyor.

  • Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Sabahın erken saatlerinde Karşıyaka İskelesi’nde balık istifi misali vapur kuyruğunu görünce, ‘İzmirli olmak çok mu zorlaştı yoksa?’ diye sordum kendi kendime. Tepende serin deniz esintisi yerini bir an önce kalkmak isteyen insanların birbirine karışmış sabırsız nefeslerine bırakmış. Kim demiş İzmir’de deniz ulaşımı rahat olur diye? Sabahın ahengi, vapur düdüğünün telaşıyla bölünüyor.

    Karşıyaka-Alsancak hattı, İzmir’in en işlek deniz ulaşım yollarından biri. Yıllardır Ege’nin esintisini insanlara en güzel haliyle sunarken, bu sabah başka bir telaşın içine düştü. Yolcu kapasitesinin yüzde 120’ye ulaşması, sadece toplumun deniz ulaşımına olan talebini değil, plansızlığın nelere sebep olabileceğini de bir kez daha gösterdi. Herkesin içinden bir haykırış: ‘Ne zaman bitecek bu yoğunluk?’

    İZDENİZ yetkilileri ise yeni sefer düzenlemeleri için masabaşında. Herkesin gözü onlar da, ellerinde bir çözüm var mı diye. Ama sadece masada konuşmak yetmiyor, bu sorunun aslında daha derin bir kökeni var. İzmir’in nüfus artışı, kentleşme ve plansız toplu taşıma politikaları başlı başına birer sorun yumağı haline geldi. İZDENİZ’in yeni bir sefer planı elbette ki gerekli, fakat diğer birçok ulaşım aracıyla da eşzamanlı düşünülmesi şart.

    Bornova’da Hatice Teyze, bu yoğunluktan en fazla muzdarip olanlardan. Her sabah çalıştığı yere gitmek için vapur sırasına girerken, ‘Geç kalmamak için daha erken mi kalkmalıyım?’ diye düşünürken buluyor kendini. Bir yandan da işten dönerken aynı kalabalıkla, aynı sıkışıklıkla yüzleşiyor. Azıcık deniz havası almak için bu çileye değer mi? Hatice Teyze için bu sabahlar, mücadelenin ve sabrın birleştiği anlar sanki.

    Kent yaşamının ortasında, vapur yolculuğunun bu kadar zor olması ne acı! Halbuki bir deniz ülkesiyiz ve deniz ulaşımı en büyük avantajlarımızdan biri olmalıydı. Fakat bu yoğunluk ve plansızlık içinde, küçük insanın sesini kim duyacak? İZDENİZ masada tartışırken, bizler hangi deniz havasını soluyoruz? İşte bu, hepimizin göğsünü sıkan bir gerçek. Gözler hep yaşananlarda; ama kimse gerçekten çözüm bulmaya niyetli mi, işte asıl soru bu! İşte gözlemlediğim bu yoğunluk, küçük bir vapurda yaşanan büyük bir şehir hikayesi. Tedirgin ama sıcak; umutsuz ama kararlı; İzmirli olmak belki de bu demek, kim bilir…

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
☀Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları