Çeşme’nin Ilıca Plajı’na doğru yürüyüşe çıkmıştım. Sabahın ilk saatleriydi; deniz sessiz, kumsallar boş, sadece martıların narin çığlıkları yankılanıyordu. Bir yandan esnaf dükkanlarını açıyor, plaj kafeleri kahvaltı servisi için hazırlanıyordu. İşte bu huzur dolu sabahın içine karışmış bir ses, bambaşka bir gerçekliğin kapısını araladı: “Duydun mu, belediyede rüşvet meselesi patlak vermiş.”
Çeşme’de rüşvet iddiası, aslında birçok insan için şaşırtıcı değildi. Yıllardır turizmin kalbi sayılan bu yarımada, belediye koridorlarında dönen dolaplarla zaman zaman anılır. Geçmişte de benzer söylentilerle karşılaşmıştık, ancak bu sefer işin boyutu biraz daha farklı gibi. Görüntüler, olayın bir hayal ürünü olmadığını somut bir biçimde ortaya koyuyor.
Buralarda turizm sezonu, altın değerindedir. Her yıl binlerce turistin akını, yerel esnaf ve turizm işletmelerinin en büyük geliri olur. Ancak bu yoğunluk, bazı fırsatçıların iştahını kabartıyor. Belediyede belirli pozisyonlarda olanlar, işin kolayını bulup cebe çalışan bazılarını rahatsız etmiyor. Üstelik bu işten sadece birkaç kişi değil, organizasyonun daha geniş bir kesimi çıkar sağlıyor gibi görünüyor.
Rüşvet iddiasının ortaya çıkması elbette birçok soruyu beraberinde getiriyor. Bu işin sorumlusu kim? Kim hangi oranda bu işten yararlanıyor? Görüntüleri çeken mimar, belki de farkında olmadan daha derin bir bataklığın kapağını aralamış olabilir. Belediye yönetimi, bu durumu açıklığa kavuşturmak, kamu güvenini yeniden inşa etmek zorunda.
Belediyelerde rüşvet iddiaları, kamu hizmetine gölge düşüren bir gerçek. Her seçim döneminde vaat edilen ‘temiz yönetim’ ilkelerinin bir hikaye mi yoksa gerçek bir söz mü olduğunu sorgulatıyor. İster istemez, ‘yaşananlar buzdağının görünen kısmıysa?’ diye düşünmekten alıkoyamıyor insanı.
Gevrekçi Hakan abi, sabah saatlerinde hem gevreği satıyor hem de yanındaki müşterilerle olan biteni konuşuyordu. “Biz burada ekmek derdindeyiz ama bak gör, onlar cebi doldurma peşinde.” dediğinde, plajdaki huzurun üzerindeki kara bulutları hissettim. Yılların esnafı o, Çeşme’nin tüm yükseliş ve düşüşlerine tanıklık etmiş bir isim.
Bu tür olayların üzerine gitmek, sorumluları ve sistemdeki aksaklıkları bulmak gerek. Yetkililerin bu olay karşısında nasıl bir duruş sergileyeceği, gelecekte benzer durumların önlenmesi açısından önem taşıyor. Sorun sadece Çeşme’ye özgü değil; bu tür olaylar ülkenin pek çok bölgesinde görülmekte. Ancak bu sefer Çeşme’nin temiz kumsalları, belki de ilk kez bu kadar kirli bir olayla yıkanıyor.
Turizmin getirdiği parıltı, bir yandan beyaz kumları altına çevirirken, ama aynı kumlara kara bir leke düşürüyor. Çeşme’nin, fotoğraflarda rengarenk görünen, ama gerçekte rüşvetle kirlenen kumsalları, bu iddialarla daha da grileşiyor. Yetkililerin, bu kirli lekenin temizlenmesi için harekete geçmesi artık bir zorunluluk. Yarın sabah yine Ilıca Plajı’na doğru yürüdüğümde, martıların sesine karışacak başka kirli hikâyelerin duyulmaması umuduyla…
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın