Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarından birine giriyorsunuz. Yaz sıcağının bunaltıcı etkisinden kaçamayan gömlekli, pantolonlu bir esnaf, kaldırımın kenarına oturmuş, elindeki çay bardağından dumanlar yükselirken derin bir iç çekiyor. Yüzündeki yorgun ifade, yalnızca havanın ağırlığından değil, geleceğe dair belirsizliğin de yükünden.
İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı, her köşesinde geçmişin izlerini, her adımında ise zamana karşı direnişi barındırıyor. Osmanlı’dan bu yana ticaretin merkezi olan bu alan, günümüzde ekonomik baskıyla boğuşuyor. Yüzde 60’a varan kira artışları, esnafın belini büküyor. Sadece kâr marjı değil, yaşam mücadelesi veren dükkanlar her geçen gün kepenk kapatıyor.
Kemeraltı’nın esnafı, nesilden nesile aktarılan dükkanlarla, babadan kalma yöntemlerle günümüz ekonomik dalgalarına karşı direniyor. Geçmişte, kalabalık caddelerinde yankılanan pazarlık sesleri, bugün endişe dolu fısıltılara dönüşmüş durumda. Kiralar birer birer yükselirken, müşteriler ise her geçen gün azalıyor.
Zamana karşı koymak kolay bir iş değil. Bir yanda tarihi koruma altına almak isteyenler, diğer yanda modernleşmenin kaçınılmaz geldiğini söyleyenler. Kemeraltı’nın ortasında duran esnaf, bu iki kuvvet arasında sıkışmış durumda. Yerel yönetimler geçmişten kopmadan yenilik getirmeye çalışıyor ama her yenilik beraberinde yeni maliyetler getiriyor.
Belediye, esnafın bu serzenişlerine kulak veriyor mu dersiniz? Kira artışlarına karşı esnafın yanındaymış gibi görünüyorlar belki ama işin özüne inildiğinde, çoğu zaman bu yalnızca bir görüntüden ibaret kalıyor. Hedef kitle olan turist ve yerel halk, en küçük bir fiyat artışından bile etkilenirken; dükkan sahiplerinin bu maliyeti müşteriye yansıtması da kaçınılmaz bir durum oluveriyor.
Gürsel Aksel Stadyumu’nu dolduran binlerce taraftarın aksine, Kemeraltı esnafının dükkan önlerinde bekleşen birkaç müşteriyle yetinmek zorunda olması düşündürücü. Bu tarihî mekânda alışveriş yapmak bir zamanlar bir gelenekken, şimdi sadece nadiren hatırlanan bir nostaljiye dönüşmüş. Ziraat mühendisi olmak için üniversiteye hazırlanan bir genç, “Babamın dükkanı kapanırsa bu yaz tatilinde ne yaparım?” diye soruyor içten içe.
Kemeraltı, İzmir’in ruhunu taşıyan bir mekân. Ancak yüksek kiralar bu ruhu zedelemekte. Metrekare başına düşen kira bedelleri, bu tarihi çarşıyı başka bir çarşı olmaktan çıkarıp, neredeyse turist odaklı bir müze parçasına dönüştürme tehlikesi taşıyor.
Günlük kapı önünde simit satan Hakan Abi, elinde kalan son birkaç simidi satarken “Bu iş böyle gitmez” diyor. Esnaf ve zanaatkârların olduğu bir çarşıda, gerçek anlamda ticaretin ve yerel lezzetlerin sürdürülebilirliği sorgulanıyor. Yüksek kiraların gölgesinde kalan çarşının, ruhunu kaybetmeden yaşaması nasıl mümkün olacak?
Kemeraltı’nın gün be gün daralan nefesi, İzmir’in de içinden bir parça koparıyor. Gelecek mi geçmişi şekillendirecek, yoksa geçmiş mi geleceğe ilham olacak? İzmir’de bir taşın altına taş koymak, sadece nostaljiye değil, bugünün gerçeklerine de kulak vermekle mümkün olur mu?
— Cengiz Akın · Köşe yazarı


