Yazar: Cengiz Akın

  • Boyozun Sessiz Çığlığı: Efsane Batar mı?

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Sabahın erken saatlerinde Buca’nın eski bir kahvehanesine girdim. Köşede ufak bir masada oturan iki yaşlı adam sessizce çaylarını yudumluyordu. Konu, memleket meselelerinden çok, mahallenin efsane boyozcusunun içinde bulunduğu güçlüklerdi. “Bizim eski tatlar yok olursa,” dedi biri, “bu şehir de farklı olur.”

    Boyoz, İzmir için sadece bir sokak lezzeti değil, bir simge, bir kültürdür. Buğulu camlı vitrinlerin ardında, demli çayla yarenlik eden boyoz, nice İzmirlinin sabah ritüelinin ayrılmaz parçası olmuştur. Ancak son yıllarda memleketi sarsan ekonomik zorluklar ve pandemi, bu kültürel miras noktalarını da tehdit ediyor.

    Geçmişte bu topraklarda zorlu ekonomik koşullarda bile boyozcu dükkanları ayakta kalmayı başardı. Mahalleli, sabahları boyoz kuyruğunda beklerken dertlerini de paylaşırdı. Ancak şimdi, döviz kuru artışları, değişen tüketim alışkanlıkları ve pandemi sonrası azalan müşteri trafiği, küçük esnafı köşeye sıkıştırmış durumda.

    Bir dönem, kahvehanelerde sohbetler boyozcunun dükkan önünde buluşur, günlük meseleler burada tartışılırdı. Ama şimdi herkes akıllı telefonlarda kaybolmuş, geleneksel buluşma yerleri önemini yitiriyor gibi. Eski dostluklar, modern zamanların telaşı içinde eriyip giderken, boyozun sıcaklığı da bizimle birlikte soluyor.

    Buca’nın bu meşhur boyozcusu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Yerel yönetim, esnafı ayakta tutmak için ne yapabilir, diye düşünmeden edemiyor insan. Şehir planlaması, destek projeleri ya da başka çözümler ile bu kültürel değerler korunabilir mi?

    Gevrekçi Hakan abinin anlattığı gibi, “Her sabah şu sokakta yürürken, boyozun kokusu olmasa İzmir güne uyanır mı?” Sorun sadece bir işletmenin kapanması değil, bir kültürel mirasın kayboluşu. Bu sadece Buca’nın ya da İzmir’in değil, tüm Türkiye’nin meselesi.

    Boyozu kaybetmek, aslında kent belleğinden bir parçayı da kaybetmek demek. Küçük esnafa ve yerel lezzetlere sahip çıkmak, aslında kendi tarihimizi ve kültürümüzü de korumak anlamına geliyor. Bu şehir, küçük ama güçlü değerleriyle ayakta kalıyor.

    İzmir acaba bir gün bu lezzetini de kaybeder mi? Belki de çözümler, küçük adımlarda gizlidir. Ama biz gerçekten elimizden geleni yapıyor muyuz? Herkesin kendi cevabını bulması gereken, küçük ama derin bir soru bu.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Boyozun İnce Hamuru ve Kalın Sorunlar

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Güneş henüz tam tepeye varmadan, Buca’nın dar sokaklarında mis gibi boyoz kokusu yükselmeye başlamıştı. Sabahın koşturmacasında bir simitçiye selam çakan bir yaşlı amca, ‘Buca’nın boyozu giderse ne yaparız bilmem’ diye kendi kendine söyleniyordu. İşte, boyozun ince hamurunda bu memleketin tarihi ve kimliği vardı, kaybolursa ne yazık ki sadece bir lezzet değil, bir kültür mirası da kaybolacak.

    Buca’nın efsanevi boyozcusu kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Evet, sadece bir pastahane değil, İzmir’in özünden bir parça bu. Pandemi öncesinde de zorluklar yaşamıştı; ekonominin dalgalı denizlerinde ayakta kalmak hiç de kolay değil. Ancak sosyal dayanışma ve yerel ekonominin desteklenmesi, her daim İzmirlinin gündeminde olmuştu. Şimdi ise bu dayanışma ruhunu yeniden canlandırmak gerekiyor.

    Kültürel değerlerimizin hızla yok olması, büyük ölçüde küreselleşmenin etkisiyle geleneksel işletmelerin ayakta kalamamasıyla ilgili. Geçmişte de benzer kaderi paylaşan birçok yerel işletme oldu. Kemeraltı’ndaki tarihe tanıklık eden dükkanların yerini ulusal ve uluslararası zincir mağazalar aldı. Her gelen ağacı köküyle söker, ancak İzmirli köklerini toprağa daha sıkı bağlar.

    İzmir’in sembollerinden boyoz, basit bir hamur işi değil, kentin geçmişine ışık tutan bir hazine. Bir yandan göçmenlerin sofralarında yer bulurken, diğer yandan İzmirlinin sabah kahvaltısında çayın yanında eksik olmaz. Boyozun bu kadar benimsenmesi, kentin çok kültürlü dokusunun bir yansıması. Ancak ekonomik baskılar karşısında direnmesi, sadece işletmecilerin değil, tüm İzmirlinin sorumluluğu.

    Sokak köşelerinde, eski usul pastanelerde, hani şu ucuza doyulacak yerlerde, bir köşe kapmış İzmirli vatandaşların gönlünde nasıl bir yeri var boyozun, hiç düşündünüz mü? Gevrekçi Hakan abi, ‘Ben çocukken de gelirdim bu pastahaneye. Annem elime birkaç kuruş sıkıştırırdı, boyoz almadan dönemezdim. Şimdi çocuklarımıza anlatacak bir hikaye daha kaybetmek istemem’ diyor. İşte bu, sadece bir boyoz meselesi değil, memleket meselesi.

    Tenekeci esnafından üniversiteli genç kıza, herkesin bir kez olsun uğradığı bu mekanlar, şehrin dinamik sosyal yapısının bir parçası. Eğer bir şeyler değişmezse, sadece bir tat değil, aynı zamanda Buca’nın, hatta tüm İzmir’in ruhu da eksilecek.

    Şimdi soruyorum: Bu akan zamana, bu değişen dünyaya karşı boyozun ince hamurunu nasıl koruyacağız? Esnafı nasıl destekleyeceğiz? Yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için, sadece nostaljide takılı kalmamalı, elimizdeki değerlerin kıymetini bilmeliyiz. İzmirli, kalbinden çıkarıp gözlerin önüne koyar. Başka yere gitmez, burada kök salar. Hadi bakalım, bir boyoz eşliğinde düşünme zamanı: Yarın ne yapacağız ki, bu değerleri yarına taşıyalım?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Boyozun İzinde: Giden Bir Değerin Ardından

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Sabahın ilk ışıkları henüz gün yüzüne çıkmamışken, Buca’nın arka sokaklarından mis gibi boyoz kokusu yükseliyordu. Emektar bir boyozcu, elindeki tepsiyle dükkânının demir kapısını açtı ve bir umutla yeni güne başladı. Fakat ne var ki, o sabah boyozlar daha az sayıda pişmişti — içerideki endişe kokusunu bastırmaya yetmeyen sıcak hamurların yanında.

    Bu memleketin mutfağı, her zaman zenginliği kadar direnciyle de anılır. Buca’nın boyozcusu da tam bu direncin sembolüydü. İzmir’in meşhur lezzeti, belki de bir Yahudi mirası olarak bu topraklara taşınmıştı. Yıllar boyu, kemikleşmiş bir alışkanlıkla İzmirlilerin kahvaltı sofralarını süsledi. Ancak şimdi bu boyozcu, ekonomik zorluklarla boğuşuyor ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Ekonomik sıkıntılar, pandemi sonrasında daha da ağır bir hale büründü. Kiraların süreki artışı, un fiyatlarındaki dalgalanmalar ve enerji maliyetleri… Küçük esnaf, dev bir dalga gibi üzerine gelen bu yüklerin altında eziliyor. Belki de bu yüzden, yılların emektarı boyozcu, bir sabah daha eksik tepsiyle karşılıyor müşterilerini.

    Buralarda esnaf olmak her zaman zordu. İzmir’in geçmişinde pek çok anı, sokak aralarındaki bu küçük dükkânlarda birikir. 1970’lerde, öğrenciler sabah derslerine yetişirken ellerinde boyoz kağıtlarıyla koştururdu. Şimdi o gençler, belki de torunlarına anlatacak hikâyeler bulamayacak. Çünkü efsane boyozcular büküldüğünde, kent de bir parçacığını kaybeder.

    Boyoz, sadece un, su ve yağdan ibaret değildir. İçinde yılların emeği, ustanın sevgisi ve İzmir’in ruhu vardır. Efsaneleşmiş bir boyozcunun kapanma riski, bir kültürel mirasın göz göre göre yitip gitmesi anlamına gelir.

    Gevrekçi Hakan Abi, her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde işine koyulmuştu. Boyozcunun önünden geçerken, “Ne olacak bu işlerin sonu?” diye düşünmekten kendini alıkoyamadı. Bakışlarındaki tedirginlik, aslında bir mahallenin ortak duygusuydu.

    Yitip giden sadece bir boyozcu değil, bir kentin kültürel dokusunu oluşturan o küçük taşlar. Sözde büyük projeler, devasa yatırımlar konuşulurken, mikro düzeyde değerlerin unutulması ne acı. Her şeyin daha geniş bir perspektifte değerlendirildiği şu günlerde, bu tür küçük işletmeler ne yazık ki gözden kaçıyor.

    Bir sabah uyandığımızda, o tanıdık kokunun yerini koca bir boşluk aldığında ne yapacağız? Kapanan bir dükkân yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. Sokağın sesi, kültürün nefesi ve insanların hatıraları da onunla birlikte silinir. İşte o zaman, kent bir daha asla eskisi gibi olmayacak.

    — Cengiz Akın · İzmir Radar köşe yazarı