Kategori: Köşe Yazıları

Cengiz Akın’ın günlük köşe yazıları — İzmir gündemi yorumu, hikaye-vari analiz.

  • Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Karşıyaka İskelesi’nde bir sabah… Herkes derin bir nefes alıyor, çünkü vapur kuyruğundaki kalabalık, sabahın mahmurluğunu çoktan üzerlerinden atmış. Yoğunluk her zamanki gibi: işçiler, öğrenciler ve tatilciler. Gözler denizdeyse, kulaklar vapuru bekliyor. Günlük 25 bin yolcuya ulaşan bu sayı, İzmir’in bir iç deniz sefasının değil, sabır testinin tarifi gibi görünüyor.

    Burası eskiden, İzmir’in sakin ve huzur dolu köşelerinden biriydi. Öyle ya, Karşıyaka’dan Alsancak’a geçmek bir keyifti, denizin ayaklarınızın altında olduğu bir yolculuk… Şimdi bu güzergâh, bir hengame ve bekletinin sahnesi. O eski sakince akıp giden zaman, yerini aceleye ve sıkışıklığa bıraktı. Vapurlar, şehrin kalabalığının dilini konuşan tek ulaşım aracıydı; şimdi ise, o dil karışık bir uğultuya dönüştü.

    Karşıyaka İskelesi’nin işlevi yıllar içinde değişti. Eskiden sadece bir ulaşım noktasıydı, ama şimdi şehirdeki tüm ekonomik ve sosyal dalgalanmaların buluşma noktası. İşçilerin, tatilcilerin, öğrencilerin ve alışveriş çılgınlarının kesiştiği yer. İzmir’in ekonomik baskılar altında giderek daha da sıkıştığı bu dönemde, vapur kuyruğu da şehrin bu yeni gerçeğinin aynası gibi.

    Ama asıl mesele, bu kalabalık ve bekleyişin ardında yatan eksiklikler. İzmir Büyükşehir Belediyesi ek seferler planlıyor, fakat her çözüm yeni bir bekleme süresiyle geliyorsa ne olacak? İzmir’in yaz sıcağında, 40 dereceyi aşan sıcakların da etkisiyle, insanların beklerken yaşadığı stresin boyutunu kimse anlayamıyor mu?

    Kuyruktaki bir işçi, Ahmet Bey, her sabah erken saatlerde kalkıp işine gitmek zorunda. Saatlerce bekleyip vapura binmek, onun için artık sıradan bir iş haline gelmiş. “Eskiden vapur beklemek bu kadar dert değildi,” diyor Ahmet Bey. Şimdi ise, bu bekleyiş sabahın ilk saatlerinde karşılaştığı engellerden sadece biri. “Evde çocuklar var, eşim de çalışıyor. İşe geç kaldığımda, bütün düzen bozuluyor,” diye ekliyor.

    Ahmet Bey yalnız değil. Binlercesi onunla aynı vapur kuyruğunda, aynı sabır testinden geçiyor. Kimse bu kuyrukta olmak istemiyor, ama herkes orada. Ve işte ironi burada başlıyor. Vapur kuyruğu, İzmir’in yalnızca ulaşım sorununu değil, toplumsal dayanışmasının da nerede çatladığını gösteriyor. İnsanlar aynı vapuru beklerken, birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

    Beklemek, kimine göre bir sanat, kimine göre bir eziyet. Ama şehir bunu nasıl çözmeyi düşünüyor? Ek seferler mi? Ya da daha fazlasını vaat eden ama pek azını sunan çözümler mi? Karşıyaka İskelesi’ndeki bu bekleyiş, biraz da şehrin ve insanlarının birlikte çözmesi gereken bir mesele.

    Bekleme, bazen kaçınılmazdır. Ama bir şehir, insanlarını bekletmenin ötesine geçip onları birleştirebiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda ilerlemiş demektir. Karşıyaka İskelesi’nde vapur bekleyen o kalabalık, İzmir’in sadece bugünkü değil, gelecekteki hikayesini de yazıyor. Ve bizler, bu hikayenin içinde nasıl bir rol üstleneceğiz, asıl soru bu olmalı.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nden günde kaç yolcu geçiyor?

    Karşıyaka İskelesi’nden günlük yaklaşık 25 bin yolcu geçiyor.

    Vapur kuyruğunda kimler bekliyor?

    Vapur kuyruğunda işçiler, öğrenciler, tatilciler ve alışveriş yapanlar bir araya geliyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur kuyruğu sorununa ne çözüm planlıyor?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planlıyor.

    Yaz aylarında vapur kuyruğunda beklemek neden zorlaşıyor?

    Yaz aylarında sıcaklıklar 40 dereceyi aşıyor ve bu bekleyişi daha da zorlaştırıyor.

    Vapur kuyruğu İzmir’deki hangi toplumsal sorunu simgeliyor?

    Vapur kuyruğu, beklemenin yarattığı melankoliyi ve şehirdeki dayanışmanın zayıflamasını simgeliyor.

  • Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Cumartesi sabahı Karşıyaka İskelesi’nde yürüyen merdivenlerin çıkışında duruyordum. İskelenin önünde uzayıp giden kalabalığın uğultusu, martıların kanat çırpışlarıyla kesiliyordu. Sabahın erken saatlerinde, karşı kıyıya geçmeye çalışan insanlar arasında bir tatlı telaş, işçilerin yorgun adımları ve tatilcilerin parlak şapkalarının ışıldayan renkleri bir aradaydı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin son günlerde vapur seferlerini artırma kararının arkasında, Karşıyaka İskelesi’nde yaşanan yoğunluk yatıyor. Günlük yolcu sayısının 25 bine ulaşması, İzmir’in bir ulaşım sorununu gözler önüne seriyor. Ancak bu kalabalık, sadece bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda İzmir’in sosyal ve ekonomik yapısının sembolik bir yansıması.

    Geçmişte, İzmir’in deniz ulaşımı, kentin hem ticaret hem de sosyo-kültürel yaşamının ayrılmaz bir parçasıydı. Karşıyaka İskelesi, kentin farklı bölgelerinden gelen insanların buluşma noktası haline gelmişti. Ancak yıllar içinde artan nüfus ve şehirleşme baskısı, bu nostaljik ulaşım yolunu zorluklarla dolu bir günlük rutin haline getirdi. Vapur seferlerinin sıklaştırılması, sadece bir çözüm değil, aynı zamanda daha geniş bir sorunun yüzeysel bir müdahalesi olarak görülüyor.

    Yerel yönetimlerin bu artan talebe cevap verme çabası, her zamanki gibi ‘çözüm’ kelimesinin sınırlarını zorluyor. Ek seferlerin konulması olumlu bir adım gibi görünse de, asıl mesele kentin ulaşım altyapısının yıllardır ihmal edilmiş olması. Her şeyin olduğu gibi kalması ve sadece yüzeyde yapılan değişikliklerle yetinilmesi, asıl nüfus artışı ve şehirleşme sorunlarını çözmez. Mevcut düzenlemeler, uzun vadeli bir stratejinin yokluğunda sadece geçici çözümler sunar.

    Bu yoğunluğun ardındaki hikayeler, aslında çok daha derin. Her sabah iskeleye gelen Hüseyin Amca, vapur beklerken elinde tuttuğu gazeteyi okumaya çalışıyor. Otobüsle gelmesi çok zor olan işine gitmek için bu vapur seferine mahkum. Tatilcilerin arasında kaybolduğunda, kalabalıktan bunalmış, sadece günlük hayatını sürdürmeye çalışan bir adam olarak görüyoruz onu. İşini kaybetmek, ekmeğini kazanmak için zamana karşı yarış veren Hüseyin Amca’nın hikayesi, kent yaşamının acımasız temposunun bir yansıması.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki kalabalık, sadece bir ulaşım sorununun değil, aynı zamanda toplumun biraz daha dikkatle bakması gereken bir iç yüzünün yansıması. Her gün orada olan bizler, bu manzaraya alışkınız, ama belki de olumsuzluklara alışmamız gerekmiyor. Bu kalabalık, sadece bir yerden bir yere gitmek için bekleyen insanlar değil; aynı zamanda daha büyük bir hikayenin, İzmir’in ekonomik ve sosyal altyapısının iflasının göstergesi. Soru şu: Ne zaman bu hikayeyi gerçekten dinlemeye başlayacağız?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de vapur seferleri neden artırıldı?

    İzmir’de artan yolcu yoğunluğu ve ulaşım altyapısındaki eksiklikler nedeniyle vapur seferleri artırıldı.

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşıyor.

    Vapur seferlerindeki yoğunluğun asıl sebebi nedir?

    Vapur seferlerindeki yoğunluk, İzmir’in artan nüfusu, şehirleşme baskısı ve ulaşım altyapısının yetersizliğinden kaynaklanıyor.

    Vapur seferlerinin artırılması ulaşım sorununu tamamen çözüyor mu?

    Hayır, vapur seferlerinin artırılması sadece geçici bir çözüm sunuyor; asıl sorun, uzun vadeli ulaşım stratejisinin eksikliği.

    Makaledeki Hüseyin Amca’nın hikayesi neyi temsil ediyor?

    Hüseyin Amca’nın hikayesi, İzmir’deki ulaşım sorunlarının kent yaşamındaki bireyler üzerindeki etkisini ve toplumsal yapının zorluklarını simgeliyor.

  • Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Vapur ve Bekleme: Karşıyaka İskelesi’nde Günlük Hayat

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Karşıyaka İskelesi’nde güneş henüz tam anlamıyla batmamışken, vapur sırası sanki uzayıp gidiyor. Beyaz köpüklerin üzerine serinlik arayanların, işten çıkıp eve varma telaşında olanların ve günübirlik tatilcilerin oluşturduğu bir karmaşa var burada. Ortada bir vapur, ama ne hikmetse herkes aynı anda binmeye çalışıyor.

    Bu hafta Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısının 25 bine ulaştığı açıklandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ek seferler planladığı duyurulmuş ama henüz hissedilen bir rahatlama yok. Hemen yanı başımda konuşan orta yaşlı bir kadın, “Bu kadar yoğunlukta, ek sefer mi? Yoksa her zamanki gecikmeler mi?” diye soruyor sarkastik bir gülümsemeyle.

    Tarihi Karşıyaka İskelesi, İzmir’in gelişen yüzünü temsil eder. 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet veren bu iskele, kentin ulaşım ağının önemli bir parçasıdır. Ancak, bugünlerde bu tarihi önem ve kültürel miras, bir tür modern sıkışıklığın içinde kaybolmuş. Yolcuların homurtuları arasında, iskelenin eskiden ne kadar huzurlu bir yer olduğuna dair hikayeler duyuluyor.

    Bu yoğunluk, İzmir’in artan nüfusuna ve şehirdeki ulaşım ihtiyacının karşılanması konusundaki yetersiz planlamaya işaret ediyor. Artan yolcu sayısının, yerel yönetim tarafından bir başarı olarak görülmesi, aslında bu ihtiyacın karşılanmasında eksikliklerin olduğunun da bir göstergesi.

    Peki, kimler bu durumdan ne çıkar sağlıyor? İlk akla gelen, tabii ki daha fazla sefer düzenleyen vapur işletmesi. Ancak, işin bir de yolcu tarafı var. Her gün bu yoğunca seyahate maruz kalanlar için, vapur beklemek ve tıklım tıklım bir yolculuğa katlanmak adeta bir işkenceye dönüşüyor.

    Karşıyaka’da oturan emekli öğretmen Funda Hanım, “Bu durum gençler için eğlenceli olabilir, ama ben sadece evime ulaşmak istiyorum,” diyor. İşten çıkıp huzur bulmayı beklerken, bir de kalabalık stresine maruz kalmak, kiminin sabrını taşırıyor.

    İşte tam da burada, bir kişisel hikaye devreye giriyor. Vapur kuyruğunda bekleyen, 7 yaşındaki kızını akşam yemeğine yetiştirmeye çalışan bir anne, sıranın ortasında kızına umutsuzca “Biraz daha bekleyeceğiz, tamam mı tatlım?” derken, sıranın önüne doğru bir kıpırdanma oluyor. Bir yandan bir bebeği sakinleştirmek, bir yandan da vapura binmek için çabalıyor. İşte, günlük yaşamın bu küçük çatışmaları, şehir yaşamının gerçek zorluklarını ortaya koyuyor.

    Günün sonunda, Karşıyaka İskelesi’ndeki karmaşa, belki de İzmir’in daha geniş bir sorununun özetidir. Ulaşım ve altyapı eksiklikleri, günlük yaşamın ritmini kesiyor. Peki, bu durumun bir çözümü var mı? Vapur seferlerinin artırılması ne kadar çözüm olabilir? Yoksa daha kapsamlı bir ulaşım reformuna mı ihtiyaç var?

    İzmir’in bu kalabalık iskelelerinden birinde beklerken, etrafımdaki sesler ve yüzler bana, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. Belki de bu, İzmir’in modernleşme çabasının bir yan etkisi. Ve belki de, bu sıkışıklık içinde ufak bir huzur bulabilmek için, herkesin biraz daha sabırlı olması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Beklemek ile geçen bir hayat, ne kadar huzur getirir?

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşmıştır.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur yoğunluğuna nasıl bir çözüm planladı?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planladı, ancak henüz hissedilen bir rahatlama yok.

    Karşıyaka İskelesi’nin tarihi nedir?

    Tarihi Karşıyaka İskelesi 19. yüzyıl sonlarından beri hizmet vermektedir.

    Yolcular Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluk hakkında ne düşünüyor?

    Yolcular arasında yoğunluk ve gecikmelerden dolayı memnuniyetsizlik var.

    Artan yolcu sayısı ulaşımda ne gibi sorunlara yol açıyor?

    Artan yolcu sayısı, ulaşım altyapısındaki yetersizlikleri ve günlük yaşamda zorlukları ortaya çıkarıyor.

  • İki Yaka Arasında Kalanlar: Karşıyaka İskele Çilesi

    İki Yaka Arasında Kalanlar: Karşıyaka İskele Çilesi

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Karşıyaka İskelesi’nin tam karşısındaki kafede güne yeni başlamışız. Bir yanda sabah gazetesinin sayfaları çevrilirken, diğer yanda vapur kuyruğunda sıkışmış insanların yüzlerindeki ifadeleri izliyoruz. Gözler ya saate ya da iskeleden açılan kapıya takılıyor. Herkesin aklında aynı soru: Vapur ne zaman gelecek?

    Karşıyaka İskelesi, İzmir’in denizle buluşma noktalarından biri. Ama, yıllar geçtikçe taşınan yolcu sayısı artıyor, mekân daralıyor. Tatilcilerin ve işçilerin yolu burada kesişiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı ek seferler bile bu yoğunluğu eritmeye yetmiyor. Geçmişte de bu tür sorunlar yaşandı; yaz aylarında artan nüfusun etkisiyle vapurlara olan talep zirve yapar, ama bu kez gerçekten bıçak kemiğe dayanmış.

    Böyle durumlar İzmir’in görmeye alışık olduğumuz, ama bir türlü alışamadığımız manzaralarından. Kültürel bir miras gibi nesilden nesle aktarılan bu ulaşım çilesi, yerel yönetimin çözüm bulmayı bir şekilde ertelediği bir mesele hâline gelmiş. Kimseyi suçlamaya gerek yok aslında; tatilci de işçi de aynı vapurun yolcusudur. Ama ne yazık ki, bu yolculuk bazen beklenenden çok daha uzun sürüyor.

    Belediye, elbette çözüm üretmeye çalışıyor. Ek seferler, yaz saatleri düzenlemeleri, hatta kara ulaşımının daha iyi yönetilmesi gibi seçenekler masada. Ancak asıl mesele, denizin ortasında sıkışıp kalan insanların yaşadığı sıkışıklığı çözmek. Bu sıkıntı, kent kültürümüze de o kadar işlenmiş ki, İzmirliler bu manzaraya karşı artık biraz da hüzünle gülümsüyor.

    Birkaç yıl önce bir gece yarısı, vapur seferlerindeki aksaklıklar üzerine bir belediye yetkilisine sorulduğunda, “Seferleri artırmak için elimizden geleni yapıyoruz” demişti. Peki, bu çözüm ne derece etkili oldu? Hem tatilcilerin hem de işçilerin, işyerlerine veya tatil beldelerine zamanında yetişmeleri önemli. Kimse güne stresle başlamak istemez.

    Gevrekçi Hüseyin abi, bu durumu “güne limonla başlamak” olarak tanımlıyor. Her sabah Karşıyaka’nın çarşısında gevrek tezgahını açarken, iskelede bekleyenlerin suratlarındaki ifadeyi yorumluyor. “Bir de o vapura binince ferahlamak var,” diyor. Ama o ferahlık, kuyrukların sonunda bir ödül gibi görünse de, herkes için sabır sınırlarını zorluyor.

    Biz İzmirliler, denizi görmeden yapamayanlardanız. Ancak bu keyifli anıların giderek sabır testine dönüşmesi düşündürücü. İşte tam da burada sorulması gereken soru şu: İzmir’in denizle barışıp, vapurların yükünü hafifletmesi ne kadar sürecek? Yüzümüzdeki gülümsemeyi bir gün bu kuyruğun sonundaki vapur gemisi mi belirleyecek, yoksa içimizdeki deniz sevgisi mi?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nde hangi ulaşım sorunları yaşanıyor?

    Karşıyaka İskelesi’nde artan yolcu yoğunluğu ve yetersiz vapur seferleri ciddi ulaşım sorunlarına yol açıyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi Karşıyaka İskelesi’ndeki yoğunluğa nasıl çözüm arıyor?

    Belediye, ek vapur seferleri, yaz saatleri düzenlemeleri ve kara ulaşımının iyileştirilmesi gibi çözümler üzerinde çalışıyor.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki yolcu yoğunluğunun sebepleri nelerdir?

    Yolcu yoğunluğunun başlıca sebepleri artan nüfus, tatilciler ve işçilerin aynı anda iskeleyi kullanmasıdır.

    Gevrekçi Hüseyin abi Karşıyaka İskelesi’ndeki durumu nasıl yorumluyor?

    Gevrekçi Hüseyin abi, iskeledeki bekleyişi ‘güne limonla başlamak’ olarak tanımlıyor ve yolcuların yüzlerinde sabahın stresi olduğunu söylüyor.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki ulaşım sorunu İzmir kültürünü nasıl etkiliyor?

    Bu ulaşım çilesi, İzmirlilerin günlük yaşamına ve kent kültürüne işlemiş; insanlar artık bu duruma biraz hüzünle gülümsüyor.

  • Sıcaklarda Bir Damla Serinlik: Bornova’nın Mobil Su Dağıtımı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Pazar sabahı Bornova’nın meşhur Altındağ Pazarı’nda dolaşan tezgahların arasından geçerken, güneşin yakıcı sıcağı ciltte hissediliyordu. Ege’nin bu köşesinde yazlar her zaman sıcak olurdu ama son birkaç haftadır termometreler 36 dereceyi aşıyordu. İşin daha da zor kısmı, pazarın kalabalık ve telaşlı atmosferinde, serin bir esinti bulmanın neredeyse imkansız hale gelmesiydi.

    Bu hafta Bornova Belediyesi, vatandaşları bu yakıcı sıcaklardan biraz olsun rahatlatabilmek için bir adım attı: Mobil su dağıtım araçları mahallelerde gezmeye başladı. Belediye yetkilileri, su dağıtımının sıcak günlerde devam edeceğini ve özellikle kalabalık alanlarda sıklaştırılacağını belirtiyor. Bu geçici çözüm, sıcaktan bunalan vatandaşlar için bir nebze olsun serinlik anlamına geliyor. Ama burada asıl mesele, bu tür çözümlere neden ihtiyaç duyulduğu.

    Geçmişte bu kadar sıcak günlerde Bornova halkı, sahil kenarındaki esintilerle serinlemeyi tercih ederdi. Ancak şimdi, İzmir’in kıyı şeridine gitmek bile trafik ve kalabalık yüzünden bir çile haline geldi. Kentiçi ulaşımın sıkıntıları, trafik yoğunluğu ve otobüslerdeki yetersiz klima sistemleri, insanları kendi mahallelerinde serinleme yollarına itiyor. Bu, bir yanda sıcaklık sorununun sadece doğaya bırakılmayan bir yanıtı olarak görülebilir, diğer yanda ise altyapının bu gibi hava olaylarına ne kadar hazırlıklı olduğunu düşündürüyor.

    Bornova’da 65 yaşındaki Pınar Hanım’la konuşuyorum. “Serinlemek için tek umudumuz belediyenin bu su arabaları. Eskiden akşamları parkta otururduk, biraz serinlerdi. Şimdi o kadar sıcak ki, dışarı çıkmak istemiyoruz,” diyor. Pınar Hanım’ın bu sözleri, yalnızca yaşadığı mahallenin değil, tüm şehirdeki pek çok insanın duygularını yansıtıyor.

    Belediye, bu hamlesiyle halkın gönlünü kazanmaya çalışırken, asıl soru burada yatıyor: Yerel yönetimler, sıcak yaz günleri için uzun vadeli çözümler üretmek yerine, geçici çözümlerle mi yetinmeli? Bornova’nın sokaklarında dolaşan mobil su araçları, bugün bir nefes aldırıyor olabilir ama uzun vadede şehir altyapısı ve yeşil alan politikaları yeniden gözden geçirilmeli.

    Yaz ayları boyunca sürecek bu sıcak dalgası, Bornova halkını oldukça zorluyor. Ancak su dağıtım araçları sadece bir geçici çözüm. İlerleyen yıllarda iklim değişikliği daha da belirgin hale geldikçe, şehir planlamasının bu değişikliklere nasıl uyum sağlayacağı, asıl tartışılması gereken mesele. Bornova’da yaşayanların bu sıcak günlerde serinlemek için belediyenin su dağıtımına değil, kendi sokaklarında serinleyebilecekleri alanlara erişebilmeleri gerekiyor.

    Pazar yerinde yürürken, kalabalığın içinde bir çocuğun su şişesini kafasına dikerek susuzluğunu gidermeye çalıştığını gördüm. Önümüzdeki yıllarda Bornova’nın, bu çocuklar için daha çevreci, daha serin mahalleler yaratması gerekecek. Bugün mobil su araçları ile bir damla serinlik getiren belediye, yarın bu çocuklara ve tüm mahalleye daha kalıcı çözümler sunmayı becerebilecek mi? Bu sıcak yaz günleri, gelecekte hava koşullarına daha hazırlıklı olmanın gerekliliğini anlamamız için bir fırsat. Belki de Bornova’nın sokaklarında gerçekten serin bir nefes almak, bir dahaki yaza kalmayacaktır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Bornova Belediyesi mobil su dağıtımını neden başlattı?

    Bornova Belediyesi, artan yaz sıcaklarında vatandaşlara geçici serinlik sağlamak amacıyla mahallelerde mobil su dağıtım araçlarıyla ücretsiz su dağıtımı başlattı.

    Bornova’da sıcaklıklar kaç dereceye ulaştı?

    Bornova’da son haftalarda sıcaklıklar 36 dereceyi aşıyor.

    Mobil su dağıtımı ne kadar kalıcı bir çözüm?

    Mobil su dağıtımı geçici bir çözüm olarak görülüyor; makalede kalıcı serinlik için şehir altyapısı ve yeşil alanların önemine dikkat çekiliyor.

    Vatandaşlar serinlemek için başka hangi yolları kullanıyor?

    Vatandaşlar eskiden sahil kenarındaki esintilerle veya parklarda serinlemeyi tercih ediyordu, ancak trafik ve yetersiz klima nedeniyle bu seçenekler kısıtlandı.

    Bornova’da uzun vadeli serinlik için ne öneriliyor?

    Makalede, uzun vadeli serinlik için şehir altyapısının ve yeşil alan politikalarının yeniden gözden geçirilmesi öneriliyor.

  • Çeşme’de Rüşvetle Kirlenen Kumsallar

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Çeşme’nin Ilıca Plajı’na doğru yürüyüşe çıkmıştım. Sabahın ilk saatleriydi; deniz sessiz, kumsallar boş, sadece martıların narin çığlıkları yankılanıyordu. Bir yandan esnaf dükkanlarını açıyor, plaj kafeleri kahvaltı servisi için hazırlanıyordu. İşte bu huzur dolu sabahın içine karışmış bir ses, bambaşka bir gerçekliğin kapısını araladı: “Duydun mu, belediyede rüşvet meselesi patlak vermiş.”

    Çeşme’de rüşvet iddiası, aslında birçok insan için şaşırtıcı değildi. Yıllardır turizmin kalbi sayılan bu yarımada, belediye koridorlarında dönen dolaplarla zaman zaman anılır. Geçmişte de benzer söylentilerle karşılaşmıştık, ancak bu sefer işin boyutu biraz daha farklı gibi. Görüntüler, olayın bir hayal ürünü olmadığını somut bir biçimde ortaya koyuyor.

    Buralarda turizm sezonu, altın değerindedir. Her yıl binlerce turistin akını, yerel esnaf ve turizm işletmelerinin en büyük geliri olur. Ancak bu yoğunluk, bazı fırsatçıların iştahını kabartıyor. Belediyede belirli pozisyonlarda olanlar, işin kolayını bulup cebe çalışan bazılarını rahatsız etmiyor. Üstelik bu işten sadece birkaç kişi değil, organizasyonun daha geniş bir kesimi çıkar sağlıyor gibi görünüyor.

    Rüşvet iddiasının ortaya çıkması elbette birçok soruyu beraberinde getiriyor. Bu işin sorumlusu kim? Kim hangi oranda bu işten yararlanıyor? Görüntüleri çeken mimar, belki de farkında olmadan daha derin bir bataklığın kapağını aralamış olabilir. Belediye yönetimi, bu durumu açıklığa kavuşturmak, kamu güvenini yeniden inşa etmek zorunda.

    Belediyelerde rüşvet iddiaları, kamu hizmetine gölge düşüren bir gerçek. Her seçim döneminde vaat edilen ‘temiz yönetim’ ilkelerinin bir hikaye mi yoksa gerçek bir söz mü olduğunu sorgulatıyor. İster istemez, ‘yaşananlar buzdağının görünen kısmıysa?’ diye düşünmekten alıkoyamıyor insanı.

    Gevrekçi Hakan abi, sabah saatlerinde hem gevreği satıyor hem de yanındaki müşterilerle olan biteni konuşuyordu. “Biz burada ekmek derdindeyiz ama bak gör, onlar cebi doldurma peşinde.” dediğinde, plajdaki huzurun üzerindeki kara bulutları hissettim. Yılların esnafı o, Çeşme’nin tüm yükseliş ve düşüşlerine tanıklık etmiş bir isim.

    Bu tür olayların üzerine gitmek, sorumluları ve sistemdeki aksaklıkları bulmak gerek. Yetkililerin bu olay karşısında nasıl bir duruş sergileyeceği, gelecekte benzer durumların önlenmesi açısından önem taşıyor. Sorun sadece Çeşme’ye özgü değil; bu tür olaylar ülkenin pek çok bölgesinde görülmekte. Ancak bu sefer Çeşme’nin temiz kumsalları, belki de ilk kez bu kadar kirli bir olayla yıkanıyor.

    Turizmin getirdiği parıltı, bir yandan beyaz kumları altına çevirirken, ama aynı kumlara kara bir leke düşürüyor. Çeşme’nin, fotoğraflarda rengarenk görünen, ama gerçekte rüşvetle kirlenen kumsalları, bu iddialarla daha da grileşiyor. Yetkililerin, bu kirli lekenin temizlenmesi için harekete geçmesi artık bir zorunluluk. Yarın sabah yine Ilıca Plajı’na doğru yürüdüğümde, martıların sesine karışacak başka kirli hikâyelerin duyulmaması umuduyla…

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Çeşme’de belediyede rüşvet iddiaları nerede ortaya çıktı?

    Rüşvet iddiaları, Çeşme’nin Ilıca Plajı ve çevresinde belediyede yaşanan olaylarla gündeme geldi.

    Rüşvet iddialarını ortaya çıkaran kişi kimdir?

    Görüntüleri çeken kişinin bir mimar olduğu belirtiliyor.

    Çeşme’deki rüşvet iddiaları turizmi nasıl etkiliyor?

    Rüşvet iddiaları, turizmin kalbi olan kumsalların temizliğine gölge düşürüyor ve kamu güvenini sarsıyor.

    Belediyede rüşvetten kimler faydalanıyor?

    İddialara göre sadece birkaç kişi değil, organizasyonun daha geniş bir kesimi bu işten çıkar sağlıyor gibi görünüyor.

    Çeşme’de rüşvet iddialarına karşı yetkililerden ne bekleniyor?

    Yetkililerin, bu kirli lekenin temizlenmesi için harekete geçmesi artık bir zorunluluk olarak görülüyor.

  • Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Sabahın erken saatlerinde Alsancak Garı’ndan geçen İZBAN treninin kapıları açıldığında yolcular arasında yayılan homurtular, yükselen sıcaklığın habercisiydi. Gecikmiş bir trenin kalabalığıyla zorlaşan bu yolculukta, klimaların çalışmaması ise tuzu biberi oldu. Sayısız insan, birbirine yakın mesafede ter içinde bir yolculuğa başlamıştı.

    İzmir’in uzun yazlarıdır böyle olduğu, sabahın ilk ışıklarından itibaren şehrin sıcağa karşı verdiği savaş malum. Aslında bu kronik sorun, kentimizin gelişmiş toplu taşıma sistemlerinde bile çözülememiş gibi görünüyor. Her yaz, İZBAN gibi toplu taşıma yollarında klimaların arızalanması ve bu türden problemlerin baş göstermesi neredeyse bir gelenek haline geldi.

    Hatırlarsanız, daha önce de Büyükşehir Belediyesi’nin benzer alt yapı sorunlarıyla karşılaştığı dönemler olmuştu. Trenlerdeki aşırı kalabalık ve klimasızlık, bu sorunların başında gelir. Ancak her seferinde daha fazla yolcu taşımak için yapılan yatırımların, bu temel konfor ihtiyaçlarıyla nasıl bu kadar bağdaşmadığını anlamakta güçlük çekiyorum.

    Bu sabah yaşanan sıkıntının iki yönü var: Bir yanda, işe ya da okula yetişmeye çalışan, bir yanda da konforlu bir yolculuk beklerken hayal kırıklığına uğrayan İzmirli vatandaşlar. Bir diğer yanda ise bu sorunların çözülememesi nedeniyle eleştirilerin odağı haline gelen yetkililer. Her biri, kendi konumunda bir ironi barındırıyor.

    Büyükşehir Belediyesi’nin yıllardır süren altyapı çalışmaları, bu tür durumlarda neden yetersiz kalıyor? Neden klimaların bakımı bu kadar ihmal ediliyor? Ve daha da önemlisi, neden bu gibi sorunların çözümüne yönelik etkili bir adım atılamıyor? Aslında, bu soruların cevapları yerel yönetimden bekleniyor.

    Gündelik hayatın telaşı içinde, sıradan bir İzmirli olan Gevrekçi Hakan, müşterilerine sabahın erken saatlerinde gevrek satarken şahit olmuş bu duruma. “Yolcuların yüzünden ter damlaları damlıyordu,” diyor Hakan. “Hepsi bıkkın ve bezgindi.” İşte bu sıradan bir günün sıradan bir sahnesi, ama aslında büyük bir sorunun göstergesi.

    Bu tür aksaklıklar, sadece anlık bir rahatsızlık değil, uzun vadede İzmir gibi büyük bir kentin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Sorun sadece klimaların çalışmaması değildir, aslında halkın vergileriyle ayakta duran ve kamu hizmeti vermesi beklenen toplu taşıma sisteminin insanlara sunduğu kalitenin düşüklüğüdür. Belki de sormamız gereken en kritik soru şudur: Daha kaç yaz geçecek bu sorunlar çözülmeden?

    Bir çözüm arayışına girmek daha kaç imkânsız sabahı göze almaktır? İzmir’in sıcaklarında, klimasız bir tren yolculuğu sadece bir başlangıç olabilir. Bu sabah treninin yolcuları, sadece bir sabah terle kaplı kalabalığın temsilcisi değildi; aslında daha büyük sorunların işaret fişeğiydi. O sorunlar ki, çözüm bekleyen daha birçok konuyu kapsıyor.

    Yolculuğun sonunda, belki de herkes kendi işine, okuluna vardığında, bu sabahki zorluğu unutacak. Ancak unutulmaması gereken şey, bu tür sorunların tekrar etmemesini sağlamak adına yetkililerin ne tür adımlar attığı olacaktır. İzmir’in sıcağında yolculuk yaparken ter içinde kalan binlerce İzmirliden biri, gelecekte daha serin ve rahat yolculuklar yapabilecek mi? Bu, cevabı henüz verilmemiş bir soru olarak kalıyor.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Vapurda Nefes Almak: İzmir’in Ulaşım Çilesi

    Vapurda Nefes Almak: İzmir’in Ulaşım Çilesi

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Karşıyaka İskelesi’nde sabahın erken saatleri… Bir zamanlar sessizliğin hüküm sürdüğü bu iskele, güneş henüz tam doğmamışken bile insan seliyle kıpır kıpır. Vapurun gelişiyle bir telaş başlıyor; kalabalık, ince bir kuyruk olup Alsancak’a doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu vapur, kapasitesinin çok ötesinde yüklenmiş durumda, tıpkı şehrin üstünde dolanan bulutlar gibi…

    Burası eskiden sabahları huzur bulmanın adresiydi. Ege’nin masmavi sularının üzerinde sessizce süzülen vapurlar, günün en tatlı saatlerini müjdelerdi. Fakat bugün, bu suyun üstünde geçen zaman dilimi, bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Nasıl mı? Kapasitesinin yüzde 120’sine ulaşan yolcu sayısıyla… Ve işte burada, vapur yolculuğu denince akla gelen o naiflik, yerini bir kaosa bırakıyor.

    Vapur, İzmir için sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda kültürel bir simge. Kordon boyunca ilerlerken, geride bıraktığı köpükler arasında görüş açınıza giren İzmir manzarası, birçok kişi için iş gününün en keyifli anı olabilir. Ama şimdi işler değişiyor. Her sabah bir yarış başlıyor; bu yarışın ne kazananı var ne de keyif veren bir ödülü. Sadece işe yetişmenin telaşı…

    İZDENİZ, yeni sefer planlarını masaya yatırmış durumda. Peki, bu neyi değiştirecek? Belki daha fazla sefer, belki daha fazla deniz otobüsü, belki de bilet fiyatlarına zam. Kim bilir… Ancak bildiğimiz bir şey var, İzmir’in ulaşım çilesi sürekli evrim geçiriyor ve bu evrim her zaman olumlu yönde değil.

    Sıradan bir İzmirli için vapur yolculuğu, şehirdeki günlük hayatın bir parçası. Sabahları Alsancak’a, akşamları Karşıyaka’ya… Fakat son zamanlarda, bu yolculuklar daha çok insanın birbirine sarıldığı, nefes almanın zorlaştığı, bir tür kapana kısılmışlık hissi yaratan anksiyeteli bir deneyime dönüştü. Şirketlerde çalışmaya başlayan gençler, öğrenciler ve hatta emekliler… Hepsinin şikayeti aynı: “Bu kalabalıkta nefes bile alamıyoruz.”

    İzmir’de ulaşım, her dönem tartışma konusu olageldi. Fakat çözüm önerileri, genellikle geçici çözümlerle sınırlı kaldı. Deniz ulaşımı, bu şehrin karakterine en uygun çözümlerden biri gibi görünse de, kapasite sorunları ve artan yolcu talebi, bu denklemi karmaşık hale getiriyor.

    Kent merkezlerinden işe gidiş gelişlerin artması, yeni yerleşim alanlarının devreye girmesi, bu sorunları besleyen temel faktörler. Ancak asıl mesele belki de, kentin ulaşım altyapısının, hızla artan nüfus ve değişen yaşam alışkanlıklarına uyum sağlayamaması.

    Sorunun çözümü için kimlerin devreye gireceği ya da nasıl bir yol izleneceği belirsiz. Ancak şurası bir gerçek: İzmir’in ulaşım çilesi, sadece bir vapur hattı meselesi değil, kentin kimliğini ve yaşanabilirliğini etkileyen büyük bir sorun.

    Günün sonunda, İzmirli için vapur sadece bir araç değil, yaşamın ritmini belirleyen bir metafor. Öyle ki, bu ritim bozulduğunda, şehir de bozuluyor. Sahi, bir vapurda nefes almak bu kadar zor olmamalıydı, değil mi?

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • İzmir’in Dalgaları: Karşıyaka Vapurundaki Yoğunluk ve Unutulan Yolcu

    İzmir’in Dalgaları: Karşıyaka Vapurundaki Yoğunluk ve Unutulan Yolcu

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Gün daha yeni ağarmışken, Karşıyaka İskelesi’nde bekleyenlerin oluşturduğu uzun kuyruğun sesi, vapurun motor gürültüsüne karışıyor. Bu yoğunluk, İzmir’in sabah rutinlerinden biri hâline gelmiş durumda. Her geçen gün artan kalabalık, deniz üzerinden Alsancak’a ulaşmaya çalışırken, İZDENİZ’in yeni sefer planları ise hâlâ masada, gerçekleşmeyi bekliyor.

    Karşıyaka vapuru, İzmir’in simgelerinden biri. Denizle iç içe bir şehirde, bu ulaşım şekli hem nostalji hem de hızlı ulaşım imkânı sunuyor. Ancak son zamanlarda, yolcu kapasitesinin yüzde 120’lere ulaştığı haberleri, deniz ulaşımının artık yetersiz kaldığını gösteriyor. İZDENİZ’in bu durumu çözmek için sefer planlarını yeniden gözden geçirmesi bekleniyordu, ama hâlâ elle tutulur bir adım atılmış değil.

    Yerel yönetim, İzmir’in ulaşım ağına deniz yollarını daha etkin bir şekilde entegre etmek için projeler üzerinde çalıştığını söylüyor. Ancak vaatler, pratikteki karşılığını her zaman bulamıyor. Karşıyaka’dan Alsancak’a sabah saatlerinde yapılan bu kısa yolculuk, İzmirlilerin deniz ulaşımına olan güvenini sarsıyor. Oysa ki, denizden geçen bu taze sabah havası, yoğunluğun getirdiği stresle birleşince, pek de rahatlatıcı olmuyor.

    Sabahın erken saatlerinde, sınavına yetişmeye çalışan öğrenciler, işine yetişme telaşında olan çalışanlar ile emekli denizciler bir vapur boyunca yan yana. Herkesin amacı ortak: Bir an önce karşı kıyıya ulaşmak. Ancak bu kalabalık, her gün daha da artıyor ve yolcuların sesi giderek yükseliyor. “Bir çare bulunmazsa, yakında denizde bile trafik sıkışıklığı yaşayacağız,” diyor, iskelede bekleyenlerden biri.

    Bu sorunla mücadele eden sadece yolcular değil. Vapurun kaptanı da, bu yoğunluk karşısında çaresizliğini dile getiriyor. “Yolcuları sığdırmak için elimizden geleni yapıyoruz, ama vapurun kapasitesi sınırlı,” diyor. Deniz trafiğinin artırılması gibi basit görünen bir çözüm, aslında denizde de karadaki gibi sıkışıklık yaratabilir mi? Bu, halkın ve yetkililerin ortak noktada buluşmasını gerektiren önemli bir soru.

    İzmir’in denizle olan bağı, birçok açıdan şehir kültürünün bir parçası. Ancak ulaşımda yaşanan bu sıkışıklık, İzmir’in deniz ulaşımını yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Trenler, otobüsler ve metrolar yetmezmiş gibi, şimdi sıra deniz yollarında. Peki, bu yolculuğun sonunda yolcusuz bir vapur hayal etmek mümkün mü? Ya da kalabalık altında ezilen bir vapur daha ne kadar böyle devam edebilir?

    Yolcuların çaresizliği, İZDENİZ’in çözüm bulma çabaları ve kent yönetiminin vaatleri arasında bir denge kurulabilir mi? İzmir’in dalgaları, bu sorunun cevabını bekliyor. Tıpkı her sabah vapurda bekleyen yüzlerce İzmirliden biri gibi. Spor teriminden bir mecazla kapatalım: Deniz üzerindeki bu maçta, top kimin sahasında?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

  • Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Karşıyaka’da Tıklım Tıklım Vapur: Deniz Havası Aldı Başını Gitti

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Sabahın erken saatlerinde Karşıyaka İskelesi’nde balık istifi misali vapur kuyruğunu görünce, ‘İzmirli olmak çok mu zorlaştı yoksa?’ diye sordum kendi kendime. Tepende serin deniz esintisi yerini bir an önce kalkmak isteyen insanların birbirine karışmış sabırsız nefeslerine bırakmış. Kim demiş İzmir’de deniz ulaşımı rahat olur diye? Sabahın ahengi, vapur düdüğünün telaşıyla bölünüyor.

    Karşıyaka-Alsancak hattı, İzmir’in en işlek deniz ulaşım yollarından biri. Yıllardır Ege’nin esintisini insanlara en güzel haliyle sunarken, bu sabah başka bir telaşın içine düştü. Yolcu kapasitesinin yüzde 120’ye ulaşması, sadece toplumun deniz ulaşımına olan talebini değil, plansızlığın nelere sebep olabileceğini de bir kez daha gösterdi. Herkesin içinden bir haykırış: ‘Ne zaman bitecek bu yoğunluk?’

    İZDENİZ yetkilileri ise yeni sefer düzenlemeleri için masabaşında. Herkesin gözü onlar da, ellerinde bir çözüm var mı diye. Ama sadece masada konuşmak yetmiyor, bu sorunun aslında daha derin bir kökeni var. İzmir’in nüfus artışı, kentleşme ve plansız toplu taşıma politikaları başlı başına birer sorun yumağı haline geldi. İZDENİZ’in yeni bir sefer planı elbette ki gerekli, fakat diğer birçok ulaşım aracıyla da eşzamanlı düşünülmesi şart.

    Bornova’da Hatice Teyze, bu yoğunluktan en fazla muzdarip olanlardan. Her sabah çalıştığı yere gitmek için vapur sırasına girerken, ‘Geç kalmamak için daha erken mi kalkmalıyım?’ diye düşünürken buluyor kendini. Bir yandan da işten dönerken aynı kalabalıkla, aynı sıkışıklıkla yüzleşiyor. Azıcık deniz havası almak için bu çileye değer mi? Hatice Teyze için bu sabahlar, mücadelenin ve sabrın birleştiği anlar sanki.

    Kent yaşamının ortasında, vapur yolculuğunun bu kadar zor olması ne acı! Halbuki bir deniz ülkesiyiz ve deniz ulaşımı en büyük avantajlarımızdan biri olmalıydı. Fakat bu yoğunluk ve plansızlık içinde, küçük insanın sesini kim duyacak? İZDENİZ masada tartışırken, bizler hangi deniz havasını soluyoruz? İşte bu, hepimizin göğsünü sıkan bir gerçek. Gözler hep yaşananlarda; ama kimse gerçekten çözüm bulmaya niyetli mi, işte asıl soru bu! İşte gözlemlediğim bu yoğunluk, küçük bir vapurda yaşanan büyük bir şehir hikayesi. Tedirgin ama sıcak; umutsuz ama kararlı; İzmirli olmak belki de bu demek, kim bilir…

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Vapur Kuyruğu: Bekleyenler Sadece Yolcu mu?

    Vapur Kuyruğu: Bekleyenler Sadece Yolcu mu?

    Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

    Karşıyaka İskelesi’nde sabah trafiği her zamanki gibi. İnsanlar, sabahın erken saatinde Alsancak’a geçmek için kuyruğa girmiş, birbirinden habersiz yüzlerce çift ayakkabı ahşap zeminin üzerinde tıkırdıyor. Arka sıralardan bir çift, “Bu sefer de kırmızı vapura binemedik ya, ne zaman adım atarız acaba?” diyor. Onların bu sabrı, İzmirlilerin duyduğu sıkıntının kelimeye dökülmüş hali.

    İzmir’de sabah vapuru, sadece bir ulaşım aracı değil. Bu şehirde yaşamanın bir parçası. Şu sıralar ise, Karşıyaka-Alsancak arasında diğerlerinden daha kalabalık. İddialara göre, yolcu kapasitesinin yüzde 120’ye ulaşması, İzmirlilerin zaten alışık olduğu sıkıntıyı daha da derinleştirmiş durumda. İZDENİZ bu yoğunluğu hafifletmek için yeni sefer planları yapmayı düşünüyor ancak bu planların ne zaman ve nasıl hayata geçirileceği meçhul.

    Bu yoğunluk yeni bir durum değil aslında. Tarihinde denizle iç içe yaşamış bir şehir için vapurla seyahat etmek, İzmir’in en bilindik ve kültürel kodlarından biri. Vapur beklemek ise, İzmirlinin, belki de istemeden, ama mecburen bir parçası olduğu bir gelenek. Ancak son dönemlerde toplu ulaşımın aksaması ve gecikmeler, hem çalışanların hem de öğrencilerin günlük yaşamını olumsuz etkiliyor.

    Her sabah vapur sırasına giren genç bir öğrenci, “Akranlarım metroyla, otobüsle işe veya okula giderken, ben vapurla işe gitmek için saatlerce bekliyorum. Sabahları körfez manzarası güzel ama bu sıkışıklık can sıkıcı,” diyor. Yolcuların bu serzenişleri, yerel yönetimin neden bu konuda daha hızlı adımlar atmadığını sorgulatıyor. Zira herkesin derdine derman olacak bir çözüm, yıllar boyu dilde dolanıp durmuş ama iş uygulamaya gelince, bir türlü sonuç alınamamış.

    İZDENİZ’in masasında olan yeni sefer planları ne kadar umut verici, ya da kağıt üzerinde kalacak bir çözüm mü? Körfezdeki dizilimde vapur sıklığını arttırmak, belki de diğer ulaşım araçlarıyla daha entegre bir sistem kurmak, birçok İzmirli’nin hayatını kolaylaştırabilirdi. Ancak bu planlar daha önce de gündeme geldiğinde, çoğu kez lafta kaldı; çünkü uygulamaya konulması için gereken bütçe veya siyasi irade eksikti.

    Bu hengâmede sıradan İzmirli’nin hayatı nasıl etkileniyor? Taksici Mehmet abi, sabah saatlerinde vapurdan inen yolcuların sayısını tahmin ederken, “Körfezden gelen yolcu kalabalığı, taksiye rağbeti artırıyor,” diyor. Taksiciler için bu bir avantaj gibi görünse de, aslında kent trafiğini daha da zorlaştırıyor. Mehmet abinin dediği gibi, “Vapur çalışsa da, hepimiz birden yola çıkıyoruz.”

    Karşıyaka iskelesinde bekleyenler sadece yolcular değil. Bu bekleyiş, aslında herkesin sabrının test edildiği bir süreç. İnsanlar daha erken kalkarak, daha fazla zaman ayırarak bu yolculuğu göze alıyor ama çözüm hâlâ ufukta değil. Bekleyen sadece vapur değil, İzmirlilerin çözüm umudu da arafta kalmış durumda. Beklenen çözüm bir gün gelecek mi, yoksa İzmirlinin sabrı muallakta mı kalacak?

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    İzmir, 1999’dan bu yana CHP’ye kesintisiz destek veriyor. Ahmet Piriştina ile başlayan bu sadakat zinciri, Aziz Kocaoğlu ve ardından Tunç Soyer ile devam etti. Son yıllarda Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevine gelmesiyle bu vefa bağının devamı sağlandı. Ancak, İzmir halkının bu koşulsuz desteğinin karşılığı sorgulanmalı. CHP’nin İzmir’e sunduğu belediyecilik hizmetleri, bu sadakatin hakkını verecek düzeyde mi?

    Belediyecilik performansı, İzmir’de eleştirilerin odağında. 2020 Bayraklı depremi sonrası kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi, halkın güvenliğini tehlikeye atıyor. Bayraklı’da hâlâ dönüşüm bekleyen yapılar var. Konak metrosu projesinin sürekli gecikmelerle karşılaşması, yıllardır süren bir problem. Karşıyaka tramvay seferlerinde yaşanan aksamalar, vatandaşların günlük hayatını zorlaştırıyor. Bostanlı ve Karşıyaka sahillerinde ise bakım eksiklikleri dikkat çekiyor. Tüm bu sorunlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha etkin bir yönetim sergilemesi gerektiğini gösteriyor.

    Su ve ulaşım konularında ise sorunlar derinleşiyor. 2023 Haziran ayında İZSU’nun damacana suya yaptığı zam, hane halkını ekonomik açıdan zorluyor. İZSU sayaç krizi, su tüketiminde belirsizlik yaratırken, ESHOT’un sefer iptalleri, toplu taşımada ciddi aksamalar yaşanmasına neden oluyor. Bu problemlerin çözümü için belediyeye iletilen şikayet kanalları etkili çözümler üretemiyor. Şikayetlerin nereye iletildiği ve nasıl değerlendirildiği belirsizliğini koruyor.

    Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak İzmir’de mitingler düzenliyor ancak kentteki belediye performansını denetlemek gibi bir yaklaşımı yok. Cemil Tugay’a yönelik herhangi bir parti içi hesap sorma mekanizması işler durumda mı? Yoksa CHP, İzmir’de “her şey yolunda, oylar zaten geliyor” anlayışı ile mi hareket ediyor? Parti içindeki bu denetimsizlik, CHP’nin İzmir’deki etkinliğini ve halkın güvenini zedeleyebilir.

    Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na aday olarak belirlenme süreci de tartışma konusu. Önseçim yapılmadan, adayın nasıl belirlendiği merak konusu. Bu kararın parti tabanına sorulmadan, Ankara’dan ya da parti merkezinden mi geldiği belirsiz. İzmirli seçmen, bu tür karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor.

    CHP’nin İzmir’i sadece bir “oy deposu” olarak gördüğü eleştirisi de dillendiriliyor. Genel seçimler öncesi miting alanı olarak kullanılan şehir, sonrasında belediyecilik hizmetleri açısından ihmal ediliyor. Bu modelin sürdürülebilirliği tartışmalı. İzmir, sadece seçimler öncesinde hatırlanan bir şehir olmaktan çıkmalı.

    İzmirli seçmenin önünde farklı tercih seçenekleri var. Parti içi muhalefeti artırmak, alternatif adaylar talep etmek ve oy verme kararını daha bilinçli ve koşula bağlayarak almak önemli adımlar olabilir. İzmir’de CHP’ye verilen desteğin, yalnızca vefa duygusuyla değil, somut belediyecilik performansı ile de hak edilmesi gerekiyor. İzmir’in geleceği, ancak bu bilinçli yaklaşımla daha sağlam temellere oturabilir. Seçmenlerin, şehri ve yaşam kalitesini merkeze alarak taleplerini daha net ve güçlü bir şekilde dile getirmesi şart.

    — Cengiz Akın · Köşe yazısı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları