Konak’tan geçerken üzerime yağan yağmurdan kaçmak için bir kahvehaneye sığındım. İçerideki kalabalık, tıpkı dışarıdaki bulutlar gibi bir yoğunluk yaratmıştı. Çaycı Ahmet Abi, “Yine mi yağmur, yine mi su baskını?” diye homurdanarak ocakta çay dolduruyordu. Duvar kenarına oturmuş, ellerinde ıslanmış gazeteleri tutan yaşlı amcalar, bir yandan çaylarını yudumluyor, bir yandan da dışarıda suların yükselişini izliyorlardı.
İzmir, tarih boyunca yağmur karşısında savunmasız kalan şehirlerden biri olmuştur. Bu yüzden, Meteoroloji’nin sağanak uyarısı, esnaf ve tatilciler için bir korku senaryosuna dönüştü. Hızla yağan yağmur, Kordon’da gezinenlerden çarşılarda alışveriş yapanlara kadar herkesi hazırlıksız yakaladı. Konak Meydanı’ndaki dükkan sahipleri, suyun dükkana dolmaması için kapı eşiklerine kum torbaları yığarken, Alsancak’ta bir kafede oturan turistler, şemsiyesiz dışarı adım atamaz hale geldiler.
Geçmişe dönüp baktığımızda, İzmir’in bu tür sağanaklara ne denli hazırlıksız olduğunu hatırlamak zor değil. Yıllar önce, 1995’te büyük bir sağanak yağış sonrası şehrin pek çok yerinde göletler oluşmuş, araçlar suyun içinde mahsur kalmıştı. Bu gibi olaylar, İzmir’in altyapı sorunlarını gün yüzüne çıkarıyor. Yerel yönetimler, yağmur suyu kanalları ve drenaj sistemleri konusunda her seferinde ‘daha iyiye gideceğiz’ dese de, yağmur yağdığında aynı hikaye tekrar sahne alıyor.
Bu durumda asıl mağdur olanlar ise her zamanki gibi esnaf ve vatandaşlar. Küçük bir dükkan sahibi olan Mehmet Bey, “Her yağmurda aynı çileyi çekiyoruz. Kendi çabamızla önlem almaya çalışıyoruz ama yetmiyor,” diyor. Diğer yandan, tatilciler de şikayetçi. İzmir’in güzel havasından faydalanmak isteyen aileler, su baskınları ve aniden değişen hava koşulları karşısında planlarını iptal etmek zorunda kalıyor.
Buradaki ironik nokta, her yağmur sonrası yerel yönetimlerin açıklamalarıdır. Genellikle ‘beklenmedik yoğunlukta yağış’ ve ‘kısa sürede müdahale’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmeye çalışırlar. Ancak, vatandaşın su içinde kalmış evi ve işyeri için bu açıklamalar pek bir şey ifade etmiyor. Altyapı yatırımlarının yeterli olmadığı, bu tür kriz anlarında daha da belirginleşiyor.
Gevrekçi Hakan Abi ile sohbet ederken, “Yağmur yağsın, bereket gelsin deriz ama bu kadar da değil,” diyerek sitem etti. Haklı elbet. Zira, yağmurun bereketi, altyapı yetersizse dert oluyor. Oysa ki, düzgün bir altyapı sistemi ile hem esnafın hem tatilcinin yüzü gülebilir.
Peki, bu yağmurlar bize neyi gösteriyor? Her sağanak, üstünü kapattığımız sorunları açığa çıkarıyor. Sorun, sadece bir yağmurda su baskını yaşamak değil, bu su baskınlarına karşı alınamayan önlemler. İzmirli, şehrin güzelliklerini yaşamak isterken, altyapı eksikliklerinden dolayı mağdur olmaya devam ediyor. Yine bir yağmur sonrası, şehirdeki derin çukurlar, açık kanallar ve yetersiz drenaj sistemleri kendini belli ediyor. Soru şu: Altyapı yatırımları, sadece kağıt üzerinde mi kalacak yoksa İzmir’in güzel günlerine eşlik edecek mi?
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın