Gün ortasında, İzmir’in sıcak asfaltına yansıyan güneş, gözleri kamaştırıyor. Manavın önünde oturan teyze, elinde tuttuğu boş şişeyi gösteriyor, “Bugün de yok, bakalım ne zaman gelecek bu sular?” diye soruyor. Yanında oturan genç adam, “Sabahları biraz geliyor ama yetmiyor, işte böyle bekliyoruz,” diyerek umutsuz bir şekilde omuzlarını kaldırıyor.
İzmir’in bu yaz sıcağında su kesintileri, vatandaşları adeta imtihana tabi tutuyor. Haziran’ın ortasından beri artarak devam eden kesintiler birçok mahallede günlük hayatı aksatıyor. Planlı olduğu söylenen bu kesintiler, çoğu zaman ani ve habersiz olabiliyor. Su kesintileri, kentin su kaynaklarının verimli kullanılması gerektiği kadar, altyapı çalışmalarının da ne denli zorlayıcı bir süreç olduğunu hatırlatıyor.
İzmir’de su kesintileri yeni bir mesele değil. Geçmişte de benzer krizler yaşanmıştı. Lakin bu kez kentin dört bir yanında, özellikle merkez dışındaki ilçelerde, suyun yokluğu daha fazla can sıkıyor. Vatandaşlar, sık sık belediye yetkililerini hedef alıyor, çünkü günler öncesinden duyurulan kesintiler bile çare olmuyor. Su gibi temel bir ihtiyacın karşılanamaması, yetkililerin planlamasının ne denli yetersiz kaldığını gösteriyor.
Peki, su kesintilerinde kim mağdur, kim sorumlu, kim çıkar sağlıyor? Mağdur olan halk, günlük yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Sorumlu ise plansızlığı, yetersiz altyapıyı ve iletişim eksikliğini gideremeyen yönetimler. Su kesintileri, mahalle esnafından ev hanımlarına, işçisinden öğrencisine kadar her kesimi etkiliyor.
Belediyeler, altyapı çalışmalarını sürdürdüklerini ve bu kesintilerin geçici olduğunu dile getiriyor. Ancak evinde, iş yerinde su bekleyenler için bu açıklamalar yetersiz kalıyor. Genelde sessiz sedasız yapılan bu çalışmaların, vatandaşlara daha etkili bir şekilde anlatılması gerekiyor. Ne de olsa, “En iyi haber, doğru haberdir” derler.
İşin ironik yanı, İzmir gibi bir kentin, denizle bu kadar iç içe olmasına rağmen, içme suyu konusunda sıkıntı yaşaması. Su kaynaklarının tükenişi ve artan nüfusun su ihtiyacını karşılayamaması, gelecekte daha büyük krizlere yol açabilir. Belediyeler, sadece bugünü değil, yarını da düşünmek zorundalar.
Hemen hemen her sokak başında, muslukların başında bir bekleyen bulmak mümkün. Genç bir kız, “Sabaha kadar oturup suyun gelmesini beklemek zorunda kaldık,” diyor. Beklerken, kitap okuyarak vakit geçirmeye çalışmış. “Ama bu kadar susuzluk insanı kitap okurken bile bunaltıyor,” diye ekliyor.
Su, İzmirli için sadece bir kaynak değil, aynı zamanda bir umut. Her yağmur damlası, her musluk sesi, biraz daha nefes alabilmek demek. Ancak bu süreçte en büyük yük yine halkın omuzlarında. Her gün yeni bir kesinti haberi, her an yeni bir strateji geliştirme zorunluluğu doğuruyor.
İzmirli’nin direnci ve esprili yaklaşımı, bu zor günlerin üstesinden gelmede en büyük güçleri. Ancak yetkililerin de bu süreçte daha duyarlı ve çözüm odaklı olmaları şart. Yoksa musluk başında bekleyen bu insanlar, bir gün sabırlarını kaybedebilirler. Bu yazın su kesintileri, gelecek yazların daha zorlu geçeceğinin habercisi olabilir mi? Sormadan edemiyor insan.
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın