Bornova’nın hareketli bir sokağına adım attığımda, okul sezonunun başlamasıyla tezgahlar dökülmüş, kırtasiye dükkanlarının önünde kuyruklar uzamıştı. Bir yanda çocuğunu okul servisine bindirmek için bekleyen anne babalar, diğer yanda çantalarını dolduran öğrenciler… Bugün yine İzmir’in gündeminde eğitim vardı.
Eğitim yılı başlarken velilerin en büyük derdi, masrafların her geçen gün artması. İzmir’de birçok aile, bu yükün altında ezilmemek için çabalıyor. Geçen yılın kırtasiye alışverişi faturalarını hatırlayanlar, bu yılın fiyatlarını görünce adeta şok geçiriyor. Kaleminden defterine, çizgisinden boyasına, her kalemin fiyatı neredeyse iki katına çıkmış durumda.
Servis ücretleri deseniz, onlar da aynı durumda. İzmir’in semtlerinden okula giden çocuklar için servis ayarlamak adeta bir lüks haline gelmiş. Özellikle iki veya daha fazla çocuğu olan aileler için bu yük, omuzlanacak gibi değil. Muharrem Bey, iki çocuğunu da aynı servise kaydetmeye çalışırken, geçen yılın neredeyse iki katı olan fiyat karşısında ne yapacağını bilemez haldeydi.
Veliler, eğitim hakkının ulaşılabilirliği üzerine düşünürken, yerel yönetimler ve ilgili kurumlar ise bu konuda yeterince adım atmıyor gibi. Yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülmeyen bu mesele, her yeni okul yılı başında daha da belirginleşmekte. Artan enflasyon, döviz kurları, tedarik zincirlerindeki sorunlar; her biri ayrı bir etken olarak fiyatları şişiriyor.
Ancak bu krizin ortasında, asıl mağduriyeti yaşayanlar çocuklar ve onların aileleri. Velilerin bu süreçteki talepleri oldukça basit: Daha makul fiyatlar ve kolaylaştırıcı önlemler. Fakat bu taleplerin karşılanabilmesi için kimin ne yaptığını sorgulamak gerekiyor. Okullar mı, servis firmaları mı, kırtasiyeciler mi suçlu? Yoksa bu üçgenin tümü mü? Herkesin parmağı birbirine dönüyor ama çözüm arayan yok.
Bornova’da Ayşe Hanım, bir devlet okulunda öğretmen. Her gün öğrencilerinin gözlerindeki umudu ve ailelerinin yüzlerindeki kaygıyı görüyor. “Çocuklar ellerinde eski, yıpranmış defterlerle geliyorlar. Kimi zaman yeni bir kalem almak bile lüks. Eğitimde eşitlikten bahsediyoruz ama bu eşitlik kağıt üzerinde kalıyor,” diyor. Sınıfındaki çocuklar arasında, ekonomik eşitsizliklerin derslere katılımı nasıl etkilediğini her gün deneyimliyor.
Peki bu durumun gerçek sorumlusu kim? İzmir’in kalbinde, eğitim gibi temel bir ihtiyacın bu kadar zorlayıcı hale gelmesi, kimin işine yarıyor? Kimse kesin cevabı veremese de, herkesin bir şeyler yapabileceği ortada. Veliler, yerel yönetimlere daha fazla baskı yapabilir. Okul yönetimleri, sosyal yardımların artırılması için projeler geliştirebilir. Kırtasiyeciler ve servis firmaları, makul kazanç sınırları belirleyebilir.
Sonuçlar ne kadar yavaş ve kısıtlı olsa da, her adım önemlidir. İzmir’de bu yıl da cüzdanlar yanacak gibi görünüyor, ama belki de bu ateşi küçültmek elimizde. Küçük ellerin kalem tutabilmesi, her çocuğun hakkı olarak kalmalı. Eğitim bir ayrıcalık değil, haktır. Bunun bilincinde olarak, çözümler üretmemiz gerekiyor. Bugün okul çantasını sırtlayan çocuk, yarın bu şehrin geleceği olacak. Veliler kadar, tüm toplumun bu yükü paylaşması şart. Acaba, bu yıl bu değişim için bir adım atabilir miyiz?
— Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı


Bir yanıt yazın