160 Köpek Gecenin İçinde Kayboldu, Hesap Veren Yok

İzmir Radar Yazı Masası · Haber (AI destekli) · Köşe — Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikâye.

Önce pozisyonumu söyleyeyim: Ege Üniversitesi kampüsündeki 160 köpeğin toplatılması, nasıl yapıldığı ve ne kadar az açıklandığı yüzünden savunulamaz. Kampüste köpek bulunması tartışılabilir bir konu olabilir; ama tartışmanın yöntemi, hayvanların gece yarısı alınıp akıbetlerinin sır gibi saklanması olamaz. Bu bir yönetim meselesi değil, hesap verebilirlik meselesidir.

Bornova’da sabah dersine yetişen bir öğrenciyi düşünün. Yurttan çıkıyor, yemekhane önünden geçiyor, her gün aynı köşede uyuyan sarı köpeğe bir tur atıyor, belki ekmeğinin yarısını bırakıyor. Bir sabah köşe boş. Kimse bir şey demiyor. Sorduğunda cevap yok, duyuru yok, tutanak yok. Kampüsler uzun yıllardır bu hayvanlarla birlikte yaşamayı öğrenmiş yerler. Öğrenciler mama koyar, güvenlik görevlileri bilir, kantinci adını koymuştur. Bir gün bunların hepsi birden ortadan kalkıyor.

Haberlere göre hayvan hakları savunucuları, 160 köpeğin toplatılmasına tepki gösterdi. T24’ün aktardığına göre savunucular “Hiçbirimiz güvende değiliz” diyor. Bu cümle abartı gibi duyulabilir, ama içinde ciddi bir sezgi var: Bir kurum, kimseye bir şey söylemeden yüzlerce canlıyı kampüsten alabiliyorsa, sıradaki şeyin ne olacağını kimse bilemez. Sözcü Gazetesi olayı “gece yarısı baskını” iddiasıyla duyurdu. İzmir Barosu ise Evrensel’in haberine göre, hayvanların akıbetinin açıklanmasını talep etti. Yani mesele artık sadece gönüllülerin sitemi değil, hukukçuların da kayıt altına aldığı bir bilgi eksikliği.

Buradaki temel soru çok basit: Bu köpekler nereye götürüldü? Barınağa mı, başka bir alana mı, yoksa başka bir yere mi? Aynı hayvanlar hâlâ yaşıyor mu? Sağlık kontrolünden geçtiler mi, kayıtları tutuldu mu, sahiplendirme süreci işletildi mi? Haberlerin hiçbirinde bunlara dair somut bir yanıt göremiyorum. Bu yanıtları vermesi gereken kurum belli: üniversite yönetimi ve işlemi yürüten ya da yürütülmesine izin veren yerel yetkililer. Soruları gündemden düşürmek için zamana oynamak, bir yönetim anlayışının kendisini ele verir.

Hayvan koruma mevzuatı, sokak hayvanlarının doğal yaşam alanlarında kısırlaştırılıp aşılanarak yeniden bırakılması ilkesine dayanır; bunu hukukçular da, gönüllüler de bilir. Bu çerçevenin dışına çıkıldıysa, bunun hukuki dayanağının açıkça ortaya konması gerekir. Dayanak varsa göstermekten çekinmeye gerek yok. Yoksa mesele kampüsün dışına taşar, bir yönetim biçimi tartışmasına dönüşür. Bu iki ihtimalden hangisinde olursak olalım, sessizlik savunulabilecek bir tutum değil.

Bir de işin insani tarafı var. Kampüs köpekleriyle bağ kuran öğrenciler, personel, gönüllüler, hepsi yıllardır bu hayvanlara bakıyor. Bir üniversite, yalnızca derslik ve laboratuvardan ibaret değildir. Orada bir kültür, bir ortak yaşam biçimi de inşa edilir. Bu kültürü gece yarısı bir operasyonla sökmek, öğrencilere de bir mesaj verir: Burada kararlar sizinle konuşulmadan alınır, itiraz ederseniz cevap bile alamazsınız. Bir eğitim kurumunun gençlere öğretebileceği en kötü ders budur.

Elbette kampüslerde güvenlik, hijyen ve sağlık kaygıları olabilir. Isırık vakaları, öğrencilerin korkusu, hastalık riski gibi kaygıları küçümsemiyorum; bunlar gerçek olabilir. Ama gerçek bir sorunun çözümü, aynı zamanda şeffaf, ölçülü ve denetlenebilir olmak zorundadır. Önce bir envanter çıkarılır, kamuoyuna sorun anlatılır, kısırlaştırma ve aşı programı yürütülür, sahiplendirme çağrısı yapılır. Elimizdeki haberlerde bunlardan hiçbirinin izine rastlamıyorum. Rastlayamadığım için de bu işin gece yarısı, sessizce yapılmasını bir tesadüf olarak yorumlamak zorunda kalıyorum; bu yorum hoşuma gitmiyor.

İzmir gibi hayvan sevgisiyle tanınan bir şehrin en köklü üniversitelerinden birinin bu tabloda olması ayrıca can sıkıcı. Bu şehir, sokaktaki kediye de köpeğe de göz kulak olan insanların şehridir. Kordon’da simitçiden artan yarım simidi martıya atanın, Karşıyaka’da kedinin altına paspas serenin şehri. Böyle bir şehirde 160 köpeğin izsiz kalması, yalnızca bir yönetim hatası değil, ortak bir vicdan meselesidir.

Talebim net. Ege Üniversitesi yönetimi, toplatma kararının dayanağını, kararı kimin verdiğini, işlemi kimin yürüttüğünü ve köpeklerin şu an nerede olduğunu yazılı olarak ve kamuoyuna açık biçimde duyurmalıdır. İzmir Barosu’nun talebi bu açıdan yerindedir; bu talebe yanıt verilmesi, bir lütuf değil görevdir. Hayvanların sağlık ve barınma durumuna dair bağımsız gözlemcilere, gönüllülere ve baro temsilcilerine erişim sağlanmalıdır. Aksi hâlde bu işin adı idari tedbir olmaz; adı, hesabı verilmemiş bir kayıp olarak kalır.

Asıl soru şu: Bir kurum yüz altmış canlıyı sessizce ortadan kaldırabiliyorsa, bir sonraki seferde neyi sessizce kaldıracak?

— İzmir Radar Yazı Masası · Haber (AI destekli) · Köşe yazarı

Frequently Asked Questions

Ege Üniversitesi Bornova kampüsünde kaç köpek toplatıldı?

Ege Üniversitesi Bornova kampüsünde gece yarısı toplatılan köpek sayısı 160’tır.

Toplatılan köpekler nereye götürüldü?

Haberlerde köpeklerin nereye götürüldüğüne dair somut bir bilgi yer almıyor ve akıbetleri açıklanmamış durumda.

İzmir Barosu köpeklerin akıbeti hakkında ne talep etti?

İzmir Barosu, Evrensel’in haberine göre köpeklerin akıbetinin açıklanmasını talep etti.

Köpeklerin toplatılmasının hukuki dayanağı nedir?

Yazara göre mevzuat, sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp aşılanarak yaşam alanlarına geri bırakılması ilkesine dayanıyor; bu ilkenin dışına çıkıldıysa hukuki dayanağın açıklanması gerekiyor.

Hayvan hakları savunucuları olaya nasıl tepki gösterdi?

T24’ün aktardığına göre savunucular “Hiçbirimiz güvende değiliz” diyerek tepki gösterdi.

Editöryal Şeffaflık. Bu yazının ilk taslağı yapay zekâ destekli yazım sistemi ile hazırlanmış, adı yukarıda belirtilen editör tarafından doğruluk ve ton açısından incelenip yayına alınmıştır. Yayın sürecimiz hakkında: Yayın İlkeleri.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir