Yazar: Hasan Örgün

  • Musluk Başı Hikayeleri: İzmir’in Sıcak Yazında Susuzluk

    Musluk Başı Hikayeleri: İzmir’in Sıcak Yazında Susuzluk

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Gün ortasında, İzmir’in sıcak asfaltına yansıyan güneş, gözleri kamaştırıyor. Manavın önünde oturan teyze, elinde tuttuğu boş şişeyi gösteriyor, “Bugün de yok, bakalım ne zaman gelecek bu sular?” diye soruyor. Yanında oturan genç adam, “Sabahları biraz geliyor ama yetmiyor, işte böyle bekliyoruz,” diyerek umutsuz bir şekilde omuzlarını kaldırıyor.

    İzmir’in bu yaz sıcağında su kesintileri, vatandaşları adeta imtihana tabi tutuyor. Haziran’ın ortasından beri artarak devam eden kesintiler birçok mahallede günlük hayatı aksatıyor. Planlı olduğu söylenen bu kesintiler, çoğu zaman ani ve habersiz olabiliyor. Su kesintileri, kentin su kaynaklarının verimli kullanılması gerektiği kadar, altyapı çalışmalarının da ne denli zorlayıcı bir süreç olduğunu hatırlatıyor.

    İzmir’de su kesintileri yeni bir mesele değil. Geçmişte de benzer krizler yaşanmıştı. Lakin bu kez kentin dört bir yanında, özellikle merkez dışındaki ilçelerde, suyun yokluğu daha fazla can sıkıyor. Vatandaşlar, sık sık belediye yetkililerini hedef alıyor, çünkü günler öncesinden duyurulan kesintiler bile çare olmuyor. Su gibi temel bir ihtiyacın karşılanamaması, yetkililerin planlamasının ne denli yetersiz kaldığını gösteriyor.

    Peki, su kesintilerinde kim mağdur, kim sorumlu, kim çıkar sağlıyor? Mağdur olan halk, günlük yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Sorumlu ise plansızlığı, yetersiz altyapıyı ve iletişim eksikliğini gideremeyen yönetimler. Su kesintileri, mahalle esnafından ev hanımlarına, işçisinden öğrencisine kadar her kesimi etkiliyor.

    Belediyeler, altyapı çalışmalarını sürdürdüklerini ve bu kesintilerin geçici olduğunu dile getiriyor. Ancak evinde, iş yerinde su bekleyenler için bu açıklamalar yetersiz kalıyor. Genelde sessiz sedasız yapılan bu çalışmaların, vatandaşlara daha etkili bir şekilde anlatılması gerekiyor. Ne de olsa, “En iyi haber, doğru haberdir” derler.

    İşin ironik yanı, İzmir gibi bir kentin, denizle bu kadar iç içe olmasına rağmen, içme suyu konusunda sıkıntı yaşaması. Su kaynaklarının tükenişi ve artan nüfusun su ihtiyacını karşılayamaması, gelecekte daha büyük krizlere yol açabilir. Belediyeler, sadece bugünü değil, yarını da düşünmek zorundalar.

    Hemen hemen her sokak başında, muslukların başında bir bekleyen bulmak mümkün. Genç bir kız, “Sabaha kadar oturup suyun gelmesini beklemek zorunda kaldık,” diyor. Beklerken, kitap okuyarak vakit geçirmeye çalışmış. “Ama bu kadar susuzluk insanı kitap okurken bile bunaltıyor,” diye ekliyor.

    Su, İzmirli için sadece bir kaynak değil, aynı zamanda bir umut. Her yağmur damlası, her musluk sesi, biraz daha nefes alabilmek demek. Ancak bu süreçte en büyük yük yine halkın omuzlarında. Her gün yeni bir kesinti haberi, her an yeni bir strateji geliştirme zorunluluğu doğuruyor.

    İzmirli’nin direnci ve esprili yaklaşımı, bu zor günlerin üstesinden gelmede en büyük güçleri. Ancak yetkililerin de bu süreçte daha duyarlı ve çözüm odaklı olmaları şart. Yoksa musluk başında bekleyen bu insanlar, bir gün sabırlarını kaybedebilirler. Bu yazın su kesintileri, gelecek yazların daha zorlu geçeceğinin habercisi olabilir mi? Sormadan edemiyor insan.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Vapur Kuyruklarının Ardındaki Hayat

    Vapur Kuyruklarının Ardındaki Hayat

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Alsancak İskelesi’nin önünde, günün henüz aydınlandığı saatlerde, Karşıyaka’dan gelen vapur kuyruğunun öncüsü olan uzun bir insan sırası dalgalanıyordu. Gözleri uykusuzluktan yarı kapalı genç bir kadın, kulağında kulaklıkla, bir yandan telefonuna bakıyor, bir yandan da adım adım ilerleyen sırada yerini kaybetmemeye çalışıyordu. Sabahın bu erken saatlerinde, İzmir’in iki yakasını birbirine bağlayan bu seferler, sessiz bir dayanışmanın, sabrın ve belki de biraz hayal kırıklığının mekânıydı.

    Bir zamanlar İzmir’de vapurlar, sadece ulaşım değil, aynı zamanda sosyal bir buluşma noktasıydı. İnsanlar, deniz üzerinde yol alırken gündüz rüyaları kurardı. Bugünse, bu hayaller, yoğun iş ve şehir hayatının koşuşturmacası arasında sıkışmış kalmış gibi görünüyor. Karşıyaka-Alsancak hattında sabah saatlerinde artan yolcu sayısı, yerel yönetimi hareket geçirdi ve İzdeniz iki ek seferle bu yoğunluğu rahatlatmaya çalışıyor. Ancak geçmişe baktığımızda, İzmir’de ulaşım sorunları yeni değil; bu şehir, her daim köklü bir ulaşım ve altyapı meselesiyle boğuşmuştur.

    Vapur seferlerindeki bu yoğunluk, sadece Karşıyaka’da değil, İzmir’in birçok noktasında benzer bir tablo sunuyor. İşe gitmek için zamanında yola çıkmak zorunda olanlar, genellikle vapurun ilk saatlerinde yoğun bir kalabalıkla karşılaşıyor. Bir yanda artan nüfus, diğer yanda mevcut altyapının yetersizliği, hem yerel yönetimlerin hem de toplu taşıma hizmetlerinin üzerine ağır bir yük bindiriyor. Her yeni gün, yeni bir sınav gibi. Ama İzmirli, her zamanki gibi sabırlı; deniz kokusunu ciğerlerine çekerken, uykusunu alamamış göz kapaklarının arasından umuda bakıyor.

    Yerel yönetimin, artan talebi karşılamak için sefer sayılarını artırması olumlu bir adım elbette. Ancak bu geçici çözümler, kalıcı bir iyileştirme yerine günlük rahatlamalar getiriyor. Ara yollarda yapılan iyileştirmeler, bisiklet yolları veya yayalar için genişletilen kaldırımlar gibi kalıcı çözümler, İzmir’in ulaşım altyapısını daha sürdürülebilir bir noktaya taşıyabilir. Ancak bu noktada bir ironi var: Geliştirilmesi gereken altyapı projeleri, genellikle uzun vadeli planlar gerektiriyor ve bu da bir sonraki seçim döneminin ötesine geçmeyi gerektiriyor.

    Durumun bir diğer ironisi de, vapur hizmetlerinde yaşanan bu yoğunluk, deniz ulaşımının şehir içi trafiği rahatlatmak için ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak ne acıdır ki, aynı deniz ulaşımı sık sık, yeterli kamu yatırımı görmediğinden, altyapı ve hizmet kalitesi açısından eksikliklerle boğuşuyor. Gazetecilik hayatım boyunca şahit olduğum şey, çözüm yerine geçici yama politikalarının uygulanması oldu.

    Sırada bekleyenler arasında, esnaf Nihat abi de var. Uzun yıllardır Karşıyaka’da küçük bir kafe işletiyor. Her sabah, kalabalık vapurdan inenlerin enerjisine ve aceleci adımlarına aşina. Küçük esnaf için bu yoğunluk, müşteri potansiyeli demek. Ancak Nihat abi, bu kalabalığın getirdiği sıkıntının da farkında. “Gevrek ve çay satışları yoğun ama sabahları bu kalabalık yorucu,” diyor. Ardından gözlerini ufukta beliren yeni bir vapur siluetine çeviyor.

    Vapur kuyruğunda bekleyen genç kızın yüzündeki uykusuzluk, Nihat abinin tezgâhındaki gevrekler, denizin üzerindeki ilk ışıklarla birleşiyor. İzmir, her yeni güne, bu deniz kıyısında açıyor gözlerini. Ancak esas soru şu: Bu sabah rutinleri, hep böyle mi devam edecek? Yoksa bir gün, deniz kokusunun özgürlüğüyle gerçekten buluşacak mı? İşte bu, hepimizin cevabını aradığı bir soru.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • İzmir’de Sabahın Adımları: Konak İskelesi’ndeki Vapur Kuyruğu

    İzmir’de Sabahın Adımları: Konak İskelesi’ndeki Vapur Kuyruğu

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Sabahın erken saatleriydi, hava henüz tam anlamıyla ısınmamıştı ama Konak İskelesi’nin önü şimdiden kalabalıktı. Saatler 08:00’i gösteriyordu ve vapur kuyruğu, denizin serin rüzgarına inat, uzayıp gidiyordu. İnsanlar, çantalarını omuzlarına almış, güne başlama telaşındaydı. Herkesin yüzünde aynı ifade: “Bir an önce işe ya da okula yetişmeliyim.”

    Konak İskelesi, İzmir’in kalbinin attığı yerlerden biri. Her sabah binlerce İzmirli bu noktadan deniz yolculuğuna başlıyor. Pazartesi sabahları ise bu kalabalık daha bir belirginleşiyor; çünkü haftanın ilk günü, herkesin zihninde bir an önce işlerini halletme telaşı var. Ancak bu hafta, bir farklılık vardı. Seferlerde yüzde 30’luk bir artış yaşanmıştı. Sıcak hava ve kalabalık bir araya gelince, vapura binmek bir sınav halini almıştı.

    İzmir’de toplu taşıma hizmetleri her zaman bir muammadır. Özellikle yaz aylarında, sıcağın da etkisiyle, ulaşım daha da zorlaşır. Bu, yıllardır süregelen bir döngü. Yerel yönetimler ise ulaşım sorununu çözmek için ne kadar çabalasalar da, kalabalık her zaman bir adım önde. İşte tam da bu yüzden, Konak İskelesi’ndeki bu sabah manzarası, İzmir’in alışılagelmiş bir görüntüsü.

    Bununla birlikte yolcuların bu yoğunluktan memnun olduğunu söylemek pek mümkün değil. Kimisi sabahın erken saatinde kazara vapuru kaçırıyor, kimisi ise kalabalık yüzünden bindiği vapurda ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyor. Bu noktada, yerel yönetimlerin toplu taşıma seferlerini artırma çabası bile, bu büyük insan seli karşısında yeterli kalmıyor.

    Bir diğer mesele de vapur seferlerinin saatleri. İnsanlar işlerine ve okullarına yetişmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor ama sefer sayıları bu kalabalığı karşılamaktan uzak kalıyor. Yerel yönetimler, bu duruma nasıl bir çözüm bulacaklar? Daha fazla sefer mi konulmalı yoksa farklı çözümler mi düşünülmeli?

    Gevrekçi Hakan, sabah saatlerinde iskelede tezgahını açmış, vapuru bekleyen kalabalığın arasından sesleniyordu. “Gevrekler taze, simitler sıcak!” diye bağırarak, bu kaosun içinde kendine bir yer edinmiş. Aynı zamanda işine yetişmeye çalışan genç bir kız, bir an önce vapura binip binemeyeceğinin telaşını yaşıyordu. “Geç kalmak istemiyorum,” diyordu kendi kendine, adımları hızlanırken.

    İşte böyle bir sabah, İzmir’de kaçırılan vapur ya da en azından kaçırılmak üzere olan bir vapur, günlük yaşamın bir parçası haline geliyor. Ancak bu durum, yalnızca bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda kentin yönetiminde, planlama ve organizasyonun ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. İzmirli, her sabah bu zorlukla karşı karşıya kalmaya devam edecek mi? Yoksa bir gün, bu kalabalık denizi daha iyi yönetebilir miyiz? İşte bu sorular, her Pazartesi sabahı, vapur kuyruğunda bekleyen her İzmirli’nin aklında dolanıyor.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nda Çarklar Tersine Dönüyor

    Kemeraltı’nda Çarklar Tersine Dönüyor

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Yazın bu sıcak günlerinde Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında serinlik arayan bir esnafın yüzünü görseniz, belki de alnından dökülen terle birlikte zihnindeki endişeleri de silip atmak istersiniz. Ama nafile, çünkü o yüzün derinliğinde, her bir çizgi şu ana kadar verilmiş mücadelenin sessiz birer anlatıcısı. Pazar tezgahının arkasında bir adam, elinde hesap makinesiyle, çarkların nasıl da tersine döndüğü bu günlerde nasıl ayakta kalacağını hesaplıyor.

    Kemeraltı, İzmir’in kültürel ve tarihi damarlarından biri. 500 yılı aşkın bir geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan bu çarşı, hem yerli hem yabancı turistler için bir cazibe merkezi olmuştu. Ancak son zamanlarda, esnafların en büyük derdi kira artışları. Geçmişte, babadan oğula geçen dükkanlarda, çırakların ustalarını dinlediği o samimi anılar, şimdi derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Bu sessizliğin sebebi, yüzde 60’lara varan kira artışları karşısında dize gelmiş esnafın çaresizliği.

    Kemeraltı’nın sokaklarındaki bir dükkanın kepenkleri kapalıysa, bilin ki o mahallede bir hikaye daha son bulmuştur. Belki de zamanında o dükkanda, bir anne çocuğuna okul çantası alırken, bir çift evlilik hazırlıkları yaparken, bir genç iş hayatına atılmanın heyecanını yaşarken buluşmuştu. Kemeraltı’nın her köşesi birer hatıra saklarken, ekonomik baskılar bu hatıraların üstünü örtüyor.

    Burada, hayat tiyatrosunun en önemli oyuncuları esnaflar, ekonomik baskılarla mücadele etmeye çalışıyor. Kiralar, şehir yaşamının bu eski kalbini sıkıştırırken, başka bir yerde başka birileri bu baskıdan kazanç sağlıyor. Gayrimenkul sahipleri ve kira belirleyicileri, esnafa nefes alacak bir alan bırakmıyor. Kira sözleşmelerindeki rakamlar, dükkan sahiplerinin umutlarını buruşturup kenara atıyor. Bu durumda, ekonomik kazançlar, insan hikayelerinin önüne geçiyor.

    Kemeraltı’nın ara sokaklarında yürürken, her köşe başında birer tarih kitabı okumak gibidir. Ancak şimdi, bu sokaklarda yürüyenler, kapanan dükkanların ardından bir tarihin daha sessiz sedasız kaybolduğunu görüyor. Gevrekçi Hakan abi eskiden günün en hareketli saatlerinde çarşıda bir tur atarken, şimdi neredeyse her adımda bir başka ‘kiralık dükkân’ ilanına rastlıyor.

    İzmirliler için Kemeraltı, sadece alışveriş yapacakları bir yer değil, aynı zamanda kentin hafızasının kaydedildiği bir defterdi. Ancak artık bu defter o kadar da dolu değil. Sayfalar birer birer boşalıyor ve kimse bu gidişata dur diyemiyor. Tarihi çarşının geleceği, ekonomik baskıların ağırlığı altında ezilirken, sıradan İzmirli’nin aklında şu soru yankılanıyor: “Bugün Kemeraltı, yarın neresi?”

    Kemeraltı esnafı, bu sıkışmışlığın içinde bir umut ışığı ararken, dükkanlarının kapalı kalması, belki de İzmir’in daha büyük kayıplarının habercisi. Ekonomik dengesizlikler, bu tarihi mekânın kalbini sıkıştırırken, şehirde yaşayan herkesin bundan etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçek. Sıradan bir İzmirli, bu gidişatı durduracak bir adımın atılmasını beklerken, her gün başka bir dükkânın kepenkleri iniyor. Şimdi, İzmir’in tarihini yaşatan bu çarşının geleceği, herkesin aklındaki en büyük soru işareti.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    Kemeraltı’nın Klimalı Savaşı: Terli Faturaların Hikayesi

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Kemeraltı’nın dar sokaklarında, öğle vaktinde beliren gölgeler bile serinliği getirmiyor. Esnafların yüzlerine yapışan ter damlaları, fanların arasından geçerken buharlaşıyor. Havada, klimaların monoton vızıltıları ve ansızın yükselen bir sesle patlayan gergin bir sohbet var: “Faturalar, gene dağları deldi geçti!” diyor biri. Ve bu ses, diğer dükkânlarda yankı buluyor.

    Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in kalbi. Tarihi dokusu, birbirine yaslanan rengarenk dükkânları ve buram buram Ege kokan havası ile şehrin belki de en özlenen noktalarından biri. Ama bu yaz başka. 2024 sıcaklık rekorları kırarken, esnaf için bir diğer rekor da elektrik faturalarında kırılıyor. 7-8 bin TL’yi bulan bu faturalar, sadece ticaretin değil, geçimin de belini büküyor.

    Burada evvelden beri esnaf için zorluklar eksik olmazdı. Ancak değişen iklim koşulları ve artan enerji maliyetleri bir araya gelince, işler iyice sarpa sardı. Zaten müşteri sayısı yaz sıcağında azalırken bir de klimasız yapamamak hem cebi hem moral bozuyor. Oysa ki Kemeraltı, uzun yıllar boyunca yaz sıcağında bile ferah kalabilen bir yerdi. Eskiler, eski taş binaların serinliğini anlatırdı. Fakat değişimin rüzgarı, o taş duvarlara bile çarptı.

    Esnafın sıkıntısı büyük. Çoğu, günü kurtarmak bir yana, ay sonunu getirecek hesaplar peşinde. “Yaz ayları her zamanki gibi geçiyor,” der çoğu zaman. Ancak bu kez konu sadece sıcak değil, aynı zamanda elektrik şirketlerinin sıcak kestiği faturalardan yükselen bir alev. Diğer yandan AVM’ler klimalı ve serin. Müşteri çekmek için onlar da çaba sarf ediyor. Dışarıda bir yarış, içeride bir savaş.

    Ama şu da var. Bir yandan dükkan sahibi, diğer yandan belediyeler ve elektrik dağıtım şirketleri bu hikayede farklı rollerde yer alıyor. Kimisi hibrit çözüm önerileri sunarken, kimisi faturanın altına imza atıp çekiliyor. Olan, Kemeraltı’nın kalbinde ter döken esnafa oluyor.

    Gelin bir de Ahmet Abi’ye kulak verelim. Çarşının girişinde bir çay ocağı işletiyor. Her sabah ilk iş, duvardaki eski klimayı açmak. “Açmasam, ocak başından kimse geçmez,” diyor. İlaç gibi gelir serinlik. Ama o serinlik, her ay gelen faturayla boğazına bir düğüm atıyor. “Klima çalışacak, çay sıcak. Yoksa müşteri yok,” diye ekliyor.

    Bütün bunların ışığında, Kemeraltı Çarşısı’nda sessiz bir direniş sürüyor. Çarşı esnafı, değişen iklim koşullarına ve ekonomik şartlara karşı kendi meşru mücadelesini veriyor. Ama kim bilir, belki de bu mücadele, İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulacak. Sıcaklar geçince, faturalar düşecek mi? Belki. Ama akıllarda, “Bu sefer ne olacak?” sorusuyla birlikte, yeni bir yaz daha belirecek.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları ne kadar oldu?

    2024 yazında Kemeraltı Çarşısı’nda elektrik faturaları 7-8 bin TL’ye ulaştı.

    Kemeraltı esnafı neden klima kullanmak zorunda kalıyor?

    Artan sıcaklıklar ve eski taş binaların serinliğinin yetmemesi nedeniyle esnaf müşteri çekebilmek için klima kullanmak zorunda kalıyor.

    Kemeraltı’nda artan enerji maliyetleri esnafı nasıl etkiliyor?

    Yükselen enerji maliyetleri esnafın hem geçimini hem de ticaretini zorlaştırıyor, çoğu ay sonunu getirmekte güçlük çekiyor.

    Kemeraltı esnafı müşteri çekmekte neden zorlanıyor?

    Yaz sıcağında müşteri sayısı azalıyor ve klimasız ortamda müşteriler gelmek istemiyor.

    Kemeraltı’nda esnafın yaşadığı sorunlar başka hangi semtlerde görülebilir?

    Makaleye göre, Kemeraltı’ndaki bu mücadele İzmir’in diğer semtlerinde de yankı bulabilir.

  • Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Sabahın erken saatlerinde Alsancak Garı’ndan geçen İZBAN treninin kapıları açıldığında yolcular arasında yayılan homurtular, yükselen sıcaklığın habercisiydi. Gecikmiş bir trenin kalabalığıyla zorlaşan bu yolculukta, klimaların çalışmaması ise tuzu biberi oldu. Sayısız insan, birbirine yakın mesafede ter içinde bir yolculuğa başlamıştı.

    İzmir’in uzun yazlarıdır böyle olduğu, sabahın ilk ışıklarından itibaren şehrin sıcağa karşı verdiği savaş malum. Aslında bu kronik sorun, kentimizin gelişmiş toplu taşıma sistemlerinde bile çözülememiş gibi görünüyor. Her yaz, İZBAN gibi toplu taşıma yollarında klimaların arızalanması ve bu türden problemlerin baş göstermesi neredeyse bir gelenek haline geldi.

    Hatırlarsanız, daha önce de Büyükşehir Belediyesi’nin benzer alt yapı sorunlarıyla karşılaştığı dönemler olmuştu. Trenlerdeki aşırı kalabalık ve klimasızlık, bu sorunların başında gelir. Ancak her seferinde daha fazla yolcu taşımak için yapılan yatırımların, bu temel konfor ihtiyaçlarıyla nasıl bu kadar bağdaşmadığını anlamakta güçlük çekiyorum.

    Bu sabah yaşanan sıkıntının iki yönü var: Bir yanda, işe ya da okula yetişmeye çalışan, bir yanda da konforlu bir yolculuk beklerken hayal kırıklığına uğrayan İzmirli vatandaşlar. Bir diğer yanda ise bu sorunların çözülememesi nedeniyle eleştirilerin odağı haline gelen yetkililer. Her biri, kendi konumunda bir ironi barındırıyor.

    Büyükşehir Belediyesi’nin yıllardır süren altyapı çalışmaları, bu tür durumlarda neden yetersiz kalıyor? Neden klimaların bakımı bu kadar ihmal ediliyor? Ve daha da önemlisi, neden bu gibi sorunların çözümüne yönelik etkili bir adım atılamıyor? Aslında, bu soruların cevapları yerel yönetimden bekleniyor.

    Gündelik hayatın telaşı içinde, sıradan bir İzmirli olan Gevrekçi Hakan, müşterilerine sabahın erken saatlerinde gevrek satarken şahit olmuş bu duruma. “Yolcuların yüzünden ter damlaları damlıyordu,” diyor Hakan. “Hepsi bıkkın ve bezgindi.” İşte bu sıradan bir günün sıradan bir sahnesi, ama aslında büyük bir sorunun göstergesi.

    Bu tür aksaklıklar, sadece anlık bir rahatsızlık değil, uzun vadede İzmir gibi büyük bir kentin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Sorun sadece klimaların çalışmaması değildir, aslında halkın vergileriyle ayakta duran ve kamu hizmeti vermesi beklenen toplu taşıma sisteminin insanlara sunduğu kalitenin düşüklüğüdür. Belki de sormamız gereken en kritik soru şudur: Daha kaç yaz geçecek bu sorunlar çözülmeden?

    Bir çözüm arayışına girmek daha kaç imkânsız sabahı göze almaktır? İzmir’in sıcaklarında, klimasız bir tren yolculuğu sadece bir başlangıç olabilir. Bu sabah treninin yolcuları, sadece bir sabah terle kaplı kalabalığın temsilcisi değildi; aslında daha büyük sorunların işaret fişeğiydi. O sorunlar ki, çözüm bekleyen daha birçok konuyu kapsıyor.

    Yolculuğun sonunda, belki de herkes kendi işine, okuluna vardığında, bu sabahki zorluğu unutacak. Ancak unutulmaması gereken şey, bu tür sorunların tekrar etmemesini sağlamak adına yetkililerin ne tür adımlar attığı olacaktır. İzmir’in sıcağında yolculuk yaparken ter içinde kalan binlerce İzmirliden biri, gelecekte daha serin ve rahat yolculuklar yapabilecek mi? Bu, cevabı henüz verilmemiş bir soru olarak kalıyor.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    İzmir, 1999’dan bu yana CHP’ye kesintisiz destek veriyor. Ahmet Piriştina ile başlayan bu sadakat zinciri, Aziz Kocaoğlu ve ardından Tunç Soyer ile devam etti. Son yıllarda Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevine gelmesiyle bu vefa bağının devamı sağlandı. Ancak, İzmir halkının bu koşulsuz desteğinin karşılığı sorgulanmalı. CHP’nin İzmir’e sunduğu belediyecilik hizmetleri, bu sadakatin hakkını verecek düzeyde mi?

    Belediyecilik performansı, İzmir’de eleştirilerin odağında. 2020 Bayraklı depremi sonrası kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi, halkın güvenliğini tehlikeye atıyor. Bayraklı’da hâlâ dönüşüm bekleyen yapılar var. Konak metrosu projesinin sürekli gecikmelerle karşılaşması, yıllardır süren bir problem. Karşıyaka tramvay seferlerinde yaşanan aksamalar, vatandaşların günlük hayatını zorlaştırıyor. Bostanlı ve Karşıyaka sahillerinde ise bakım eksiklikleri dikkat çekiyor. Tüm bu sorunlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha etkin bir yönetim sergilemesi gerektiğini gösteriyor.

    Su ve ulaşım konularında ise sorunlar derinleşiyor. 2023 Haziran ayında İZSU’nun damacana suya yaptığı zam, hane halkını ekonomik açıdan zorluyor. İZSU sayaç krizi, su tüketiminde belirsizlik yaratırken, ESHOT’un sefer iptalleri, toplu taşımada ciddi aksamalar yaşanmasına neden oluyor. Bu problemlerin çözümü için belediyeye iletilen şikayet kanalları etkili çözümler üretemiyor. Şikayetlerin nereye iletildiği ve nasıl değerlendirildiği belirsizliğini koruyor.

    Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak İzmir’de mitingler düzenliyor ancak kentteki belediye performansını denetlemek gibi bir yaklaşımı yok. Cemil Tugay’a yönelik herhangi bir parti içi hesap sorma mekanizması işler durumda mı? Yoksa CHP, İzmir’de “her şey yolunda, oylar zaten geliyor” anlayışı ile mi hareket ediyor? Parti içindeki bu denetimsizlik, CHP’nin İzmir’deki etkinliğini ve halkın güvenini zedeleyebilir.

    Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na aday olarak belirlenme süreci de tartışma konusu. Önseçim yapılmadan, adayın nasıl belirlendiği merak konusu. Bu kararın parti tabanına sorulmadan, Ankara’dan ya da parti merkezinden mi geldiği belirsiz. İzmirli seçmen, bu tür karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor.

    CHP’nin İzmir’i sadece bir “oy deposu” olarak gördüğü eleştirisi de dillendiriliyor. Genel seçimler öncesi miting alanı olarak kullanılan şehir, sonrasında belediyecilik hizmetleri açısından ihmal ediliyor. Bu modelin sürdürülebilirliği tartışmalı. İzmir, sadece seçimler öncesinde hatırlanan bir şehir olmaktan çıkmalı.

    İzmirli seçmenin önünde farklı tercih seçenekleri var. Parti içi muhalefeti artırmak, alternatif adaylar talep etmek ve oy verme kararını daha bilinçli ve koşula bağlayarak almak önemli adımlar olabilir. İzmir’de CHP’ye verilen desteğin, yalnızca vefa duygusuyla değil, somut belediyecilik performansı ile de hak edilmesi gerekiyor. İzmir’in geleceği, ancak bu bilinçli yaklaşımla daha sağlam temellere oturabilir. Seçmenlerin, şehri ve yaşam kalitesini merkeze alarak taleplerini daha net ve güçlü bir şekilde dile getirmesi şart.

    — Cengiz Akın · Köşe yazısı

  • Vapurun Güncesi: Sabahın Erken Sürprizi

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Her sabah gibi bu sabah da Karşıyaka İskele’sinde güne başlayanlar, ellerinde çayları, yüzlerinde uyku mahmurluğu ile vapuru bekliyorlardı. Ancak bu sabah bir şeyler farklıydı; iskelede beklenmedik bir telaş ve şaşkınlık vardı. Sessizce sıralarını bekleyen insanların yüz ifadeleri bir an için dondu, çünkü sıradan bir sabahı alışılmadık kılan bir duyuru yapıldı: Vapur sefer saatleri değişmişti.

    İzmir’in simgelerinden Karşıyaka vapuru, sabahın erken saatlerinde işe ya da okula gitmek isteyenlerin en güvenilir dostlarından biridir. Ancak bu güven, yerel yönetimin aldığı ani bir kararla sarsıldı. Herkesin aklında tek bir soru vardı: “Bu değişiklik neden önceden bildirilmedi?”. Anlaşılan o ki, ulaşım planlamasında bir kez daha iletişim eksikliği, günlük hayatı altüst etmişti.

    Vapur hatları, kent tarihinde her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. İzmir’in diğer taraflarına geçmek için kullanılan bu hatlar, sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Bir vapur yolculuğu, genellikle güne başlarken içilen bir kahve, okunan bir gazete ya da yapılan kısa bir şekerleme ile başka bir boyuta taşır İzmirli hayatını. Ancak bu sabah, sefer saatlerindeki değişiklikle bu keyif anları, bir anda kaosa dönüştü.

    Yerel yönetim, sefer saatleri değişikliğinin daha verimli bir ulaşım sağlamayı hedeflediğini belirtti. Ancak bu tür değişiklikler yapılırken, vatandaşların bilgilendirilmesi kritik bir önem taşır. Mağduriyetler, ancak önlem alınmazsa artar. Çoğu kişi, sefer saatleri konusunda bilgi sahibi olmadan iskeleye gelmiş, bu da iş ve okul geç kalmalarına yol açmıştır. İnsanlar beklerken, sıkıntıdan ayaklarını yere vururken, sorumluların bu durumu öngörememesi eleştirileri de beraberinde getirdi.

    Burada ironik olan noktayı kaçırmamak gerekiyor: Ulaşımdaki bu değişiklik, aslında daha iyi bir hizmet için yapılmış olsa da, plansızlık ve iletişim eksikliğiyle her şey tersine döndü. Vatandaşları bilgilendirme yükümlülüğü, yöneticiler tarafından yerine getirilmediğinde, halkın yerel yönetimlere olan güveni zedelenir. Bu durum, kent yönetimindeki hassas dengenin nasıl bozulabileceğinin açık bir örneği.

    Vapur seferlerinin değiştiği bu sabah, en çok Karşıyakalıların sabah ritüellerini bozdu. Ali Bey, her sabah işine gitmek için kullandığı vapuru kaçırdı. “Bu iş böyle gitmez,” dediğinde, aslında herkesin ortak düşüncelerini dile getiriyordu. Her sabah vapurda karşılaştığı simitçi Mustafa’nın yüzü ise asık; simit tezgahı bomboş. “İşler durgun,” diye dert yandı, “insanlar vapur beklerken simit alırdı. Şimdi hepsi başka yerlere kaçtı.”

    İzmir’de bu tür aksaklıklara alışkınız aslında, ama her seferinde aynı soruyu sormaktan geri duramıyoruz: “Acaba bir gün, işler gerçekten düzelecek mi?” Sefer saatlerindeki bu değişiklik, kentin ulaşım sistemindeki en zayıf halkaları bir kez daha ortaya koydu. Kent sakinleri, daha iyi bir planlama ve iletişim bekliyor. Belki de, bir sonraki vapur seferi bu düzenlemeler dikkate alınarak yapılır. Ancak iş işten geçmeden, yöneticilerin bu konuda bir şeyler yapması şart.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Sağlıkçıların Sabır Taşı Çatlamış

    Sağlıkçıların Sabır Taşı Çatlamış

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Kordon’da, akşamüstü rüzgarıyla serinleyen bir kafede, birkaç sağlık çalışanı oturmuş, kahvelerini yudumlarken öfkeyle konuşuyorlardı. Yan masada oturan genç bir çiftin dikkatini çeken bu konuşmaların konusu, son günlerde İzmir’de sağlık camiasını derinden sarsan bir karardı.

    Sağlık alanında şiddet, bu topraklarda yeni bir mesele değil. Tarihin tozlu raflarını karıştırdığımızda, benzer hikayelerle dolu olduğunu görmek zor değil. Ancak İzmir’de yaşanan son olay, adaletin terazisinin iyice şaştığını düşündürdü herkese. Bir doktorun darp edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığa verilen para cezasının 24 taksite bölünmesi, ‘ne de olsa ceza’ dedirten cinsten.

    Geçmişte de, ne zaman bir sağlık çalışanına el kalksa, ardında ağır sonuçlar kalmıştı: Kimi zaman travmalar, kimi zaman meslekten soğumalar… Tabii, kimi zaman da meslek aşkıyla yanıp tutuşanların, adaletin tokadını yemesinden duyulan derin hayal kırıklığı. Elbette bu olayda da mağdur doktor ve tüm sağlık camiası oldu. Sorumlu ise, sadece sanık değil; bu kararları veren sistemin ta kendisi.

    Sağlık sektöründeki bu şiddet vakalarının, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğu aşikar. Ancak buradan çıkar sağlayan, adaletin terazisini bu kadar hafifletip, cezasını taksitlerle ödeme imkanı tanıyan mekanizmalar. İşte burada ortaya çıkan ironi, adaletin, darp edilen sağlıkçının yarasını sarmaktan çok uzak olduğu.

    Polis raporları, yargı süreçleri, hepsi tamam. Ama bir yerlerde bir şeyler eksik kalmış gibi. Sanki bir ilaç verilmiş ama yan etkileri hesaba katılmamış gibi. Bu karara bakınca, sanki ‘cezamız hafif, taksitlerimiz uygun’ diyerek bir çeşit kampanya başlatılmış.

    Gevrekçi Hakan abi de bu konuda haksız değil hani. Her sabah tezgahını açarken, sağlıkçı komşularının uğradığı haksızlıklardan sık sık dem vurur. Onlar işlerini yaparken sırf işini iyi yapıyor diye darp ediliyorlar, üstüne üstlük adaletin mesajı da pek iç açıcı değil.

    Şimdi soru şu: Sağlık çalışanları bu kararla nasıl baş edecek? Gelecekte, sağlık sektöründe çalışacak hekim adaylarına bu olaylar nasıl bir motivasyon sunacak? Cezaların bu denli hafifletilmesi, gelecekte yaşanacak vakaların sayısını artırmaktan başka bir işe yarayacak mı gerçekten?

    Belki de İzmir’de, bu şehrin tarihi dokusuna, insanlarına ve elbette iklimine daha uygun bir adalet anlayışı geliştirmenin vakti gelmiştir. Bu şehrin tüm sağlık çalışanlarına ihtiyacı var. Onlar da kendilerini güvende hissetmek istiyor. Bir gün, kahve içip denizi izlerken, mesleklerini özgürce ve korkusuzca yapabilecekleri günleri düşünerek, umutlanmak istiyorlar.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları