Yazar: Hasan Örgün

  • Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Sıcakta Soluksuz: İZBAN Yolcularının Terli Sabahı

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Sabahın erken saatlerinde Alsancak Garı’ndan geçen İZBAN treninin kapıları açıldığında yolcular arasında yayılan homurtular, yükselen sıcaklığın habercisiydi. Gecikmiş bir trenin kalabalığıyla zorlaşan bu yolculukta, klimaların çalışmaması ise tuzu biberi oldu. Sayısız insan, birbirine yakın mesafede ter içinde bir yolculuğa başlamıştı.

    İzmir’in uzun yazlarıdır böyle olduğu, sabahın ilk ışıklarından itibaren şehrin sıcağa karşı verdiği savaş malum. Aslında bu kronik sorun, kentimizin gelişmiş toplu taşıma sistemlerinde bile çözülememiş gibi görünüyor. Her yaz, İZBAN gibi toplu taşıma yollarında klimaların arızalanması ve bu türden problemlerin baş göstermesi neredeyse bir gelenek haline geldi.

    Hatırlarsanız, daha önce de Büyükşehir Belediyesi’nin benzer alt yapı sorunlarıyla karşılaştığı dönemler olmuştu. Trenlerdeki aşırı kalabalık ve klimasızlık, bu sorunların başında gelir. Ancak her seferinde daha fazla yolcu taşımak için yapılan yatırımların, bu temel konfor ihtiyaçlarıyla nasıl bu kadar bağdaşmadığını anlamakta güçlük çekiyorum.

    Bu sabah yaşanan sıkıntının iki yönü var: Bir yanda, işe ya da okula yetişmeye çalışan, bir yanda da konforlu bir yolculuk beklerken hayal kırıklığına uğrayan İzmirli vatandaşlar. Bir diğer yanda ise bu sorunların çözülememesi nedeniyle eleştirilerin odağı haline gelen yetkililer. Her biri, kendi konumunda bir ironi barındırıyor.

    Büyükşehir Belediyesi’nin yıllardır süren altyapı çalışmaları, bu tür durumlarda neden yetersiz kalıyor? Neden klimaların bakımı bu kadar ihmal ediliyor? Ve daha da önemlisi, neden bu gibi sorunların çözümüne yönelik etkili bir adım atılamıyor? Aslında, bu soruların cevapları yerel yönetimden bekleniyor.

    Gündelik hayatın telaşı içinde, sıradan bir İzmirli olan Gevrekçi Hakan, müşterilerine sabahın erken saatlerinde gevrek satarken şahit olmuş bu duruma. “Yolcuların yüzünden ter damlaları damlıyordu,” diyor Hakan. “Hepsi bıkkın ve bezgindi.” İşte bu sıradan bir günün sıradan bir sahnesi, ama aslında büyük bir sorunun göstergesi.

    Bu tür aksaklıklar, sadece anlık bir rahatsızlık değil, uzun vadede İzmir gibi büyük bir kentin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Sorun sadece klimaların çalışmaması değildir, aslında halkın vergileriyle ayakta duran ve kamu hizmeti vermesi beklenen toplu taşıma sisteminin insanlara sunduğu kalitenin düşüklüğüdür. Belki de sormamız gereken en kritik soru şudur: Daha kaç yaz geçecek bu sorunlar çözülmeden?

    Bir çözüm arayışına girmek daha kaç imkânsız sabahı göze almaktır? İzmir’in sıcaklarında, klimasız bir tren yolculuğu sadece bir başlangıç olabilir. Bu sabah treninin yolcuları, sadece bir sabah terle kaplı kalabalığın temsilcisi değildi; aslında daha büyük sorunların işaret fişeğiydi. O sorunlar ki, çözüm bekleyen daha birçok konuyu kapsıyor.

    Yolculuğun sonunda, belki de herkes kendi işine, okuluna vardığında, bu sabahki zorluğu unutacak. Ancak unutulmaması gereken şey, bu tür sorunların tekrar etmemesini sağlamak adına yetkililerin ne tür adımlar attığı olacaktır. İzmir’in sıcağında yolculuk yaparken ter içinde kalan binlerce İzmirliden biri, gelecekte daha serin ve rahat yolculuklar yapabilecek mi? Bu, cevabı henüz verilmemiş bir soru olarak kalıyor.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    İzmir’in CHP’ye Desteği: Karşılıksız Vefa mı?

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    İzmir, 1999’dan bu yana CHP’ye kesintisiz destek veriyor. Ahmet Piriştina ile başlayan bu sadakat zinciri, Aziz Kocaoğlu ve ardından Tunç Soyer ile devam etti. Son yıllarda Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevine gelmesiyle bu vefa bağının devamı sağlandı. Ancak, İzmir halkının bu koşulsuz desteğinin karşılığı sorgulanmalı. CHP’nin İzmir’e sunduğu belediyecilik hizmetleri, bu sadakatin hakkını verecek düzeyde mi?

    Belediyecilik performansı, İzmir’de eleştirilerin odağında. 2020 Bayraklı depremi sonrası kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi, halkın güvenliğini tehlikeye atıyor. Bayraklı’da hâlâ dönüşüm bekleyen yapılar var. Konak metrosu projesinin sürekli gecikmelerle karşılaşması, yıllardır süren bir problem. Karşıyaka tramvay seferlerinde yaşanan aksamalar, vatandaşların günlük hayatını zorlaştırıyor. Bostanlı ve Karşıyaka sahillerinde ise bakım eksiklikleri dikkat çekiyor. Tüm bu sorunlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha etkin bir yönetim sergilemesi gerektiğini gösteriyor.

    Su ve ulaşım konularında ise sorunlar derinleşiyor. 2023 Haziran ayında İZSU’nun damacana suya yaptığı zam, hane halkını ekonomik açıdan zorluyor. İZSU sayaç krizi, su tüketiminde belirsizlik yaratırken, ESHOT’un sefer iptalleri, toplu taşımada ciddi aksamalar yaşanmasına neden oluyor. Bu problemlerin çözümü için belediyeye iletilen şikayet kanalları etkili çözümler üretemiyor. Şikayetlerin nereye iletildiği ve nasıl değerlendirildiği belirsizliğini koruyor.

    Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak İzmir’de mitingler düzenliyor ancak kentteki belediye performansını denetlemek gibi bir yaklaşımı yok. Cemil Tugay’a yönelik herhangi bir parti içi hesap sorma mekanizması işler durumda mı? Yoksa CHP, İzmir’de “her şey yolunda, oylar zaten geliyor” anlayışı ile mi hareket ediyor? Parti içindeki bu denetimsizlik, CHP’nin İzmir’deki etkinliğini ve halkın güvenini zedeleyebilir.

    Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na aday olarak belirlenme süreci de tartışma konusu. Önseçim yapılmadan, adayın nasıl belirlendiği merak konusu. Bu kararın parti tabanına sorulmadan, Ankara’dan ya da parti merkezinden mi geldiği belirsiz. İzmirli seçmen, bu tür karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor.

    CHP’nin İzmir’i sadece bir “oy deposu” olarak gördüğü eleştirisi de dillendiriliyor. Genel seçimler öncesi miting alanı olarak kullanılan şehir, sonrasında belediyecilik hizmetleri açısından ihmal ediliyor. Bu modelin sürdürülebilirliği tartışmalı. İzmir, sadece seçimler öncesinde hatırlanan bir şehir olmaktan çıkmalı.

    İzmirli seçmenin önünde farklı tercih seçenekleri var. Parti içi muhalefeti artırmak, alternatif adaylar talep etmek ve oy verme kararını daha bilinçli ve koşula bağlayarak almak önemli adımlar olabilir. İzmir’de CHP’ye verilen desteğin, yalnızca vefa duygusuyla değil, somut belediyecilik performansı ile de hak edilmesi gerekiyor. İzmir’in geleceği, ancak bu bilinçli yaklaşımla daha sağlam temellere oturabilir. Seçmenlerin, şehri ve yaşam kalitesini merkeze alarak taleplerini daha net ve güçlü bir şekilde dile getirmesi şart.

    — Cengiz Akın · Köşe yazısı

  • Vapurun Güncesi: Sabahın Erken Sürprizi

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Her sabah gibi bu sabah da Karşıyaka İskele’sinde güne başlayanlar, ellerinde çayları, yüzlerinde uyku mahmurluğu ile vapuru bekliyorlardı. Ancak bu sabah bir şeyler farklıydı; iskelede beklenmedik bir telaş ve şaşkınlık vardı. Sessizce sıralarını bekleyen insanların yüz ifadeleri bir an için dondu, çünkü sıradan bir sabahı alışılmadık kılan bir duyuru yapıldı: Vapur sefer saatleri değişmişti.

    İzmir’in simgelerinden Karşıyaka vapuru, sabahın erken saatlerinde işe ya da okula gitmek isteyenlerin en güvenilir dostlarından biridir. Ancak bu güven, yerel yönetimin aldığı ani bir kararla sarsıldı. Herkesin aklında tek bir soru vardı: “Bu değişiklik neden önceden bildirilmedi?”. Anlaşılan o ki, ulaşım planlamasında bir kez daha iletişim eksikliği, günlük hayatı altüst etmişti.

    Vapur hatları, kent tarihinde her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. İzmir’in diğer taraflarına geçmek için kullanılan bu hatlar, sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Bir vapur yolculuğu, genellikle güne başlarken içilen bir kahve, okunan bir gazete ya da yapılan kısa bir şekerleme ile başka bir boyuta taşır İzmirli hayatını. Ancak bu sabah, sefer saatlerindeki değişiklikle bu keyif anları, bir anda kaosa dönüştü.

    Yerel yönetim, sefer saatleri değişikliğinin daha verimli bir ulaşım sağlamayı hedeflediğini belirtti. Ancak bu tür değişiklikler yapılırken, vatandaşların bilgilendirilmesi kritik bir önem taşır. Mağduriyetler, ancak önlem alınmazsa artar. Çoğu kişi, sefer saatleri konusunda bilgi sahibi olmadan iskeleye gelmiş, bu da iş ve okul geç kalmalarına yol açmıştır. İnsanlar beklerken, sıkıntıdan ayaklarını yere vururken, sorumluların bu durumu öngörememesi eleştirileri de beraberinde getirdi.

    Burada ironik olan noktayı kaçırmamak gerekiyor: Ulaşımdaki bu değişiklik, aslında daha iyi bir hizmet için yapılmış olsa da, plansızlık ve iletişim eksikliğiyle her şey tersine döndü. Vatandaşları bilgilendirme yükümlülüğü, yöneticiler tarafından yerine getirilmediğinde, halkın yerel yönetimlere olan güveni zedelenir. Bu durum, kent yönetimindeki hassas dengenin nasıl bozulabileceğinin açık bir örneği.

    Vapur seferlerinin değiştiği bu sabah, en çok Karşıyakalıların sabah ritüellerini bozdu. Ali Bey, her sabah işine gitmek için kullandığı vapuru kaçırdı. “Bu iş böyle gitmez,” dediğinde, aslında herkesin ortak düşüncelerini dile getiriyordu. Her sabah vapurda karşılaştığı simitçi Mustafa’nın yüzü ise asık; simit tezgahı bomboş. “İşler durgun,” diye dert yandı, “insanlar vapur beklerken simit alırdı. Şimdi hepsi başka yerlere kaçtı.”

    İzmir’de bu tür aksaklıklara alışkınız aslında, ama her seferinde aynı soruyu sormaktan geri duramıyoruz: “Acaba bir gün, işler gerçekten düzelecek mi?” Sefer saatlerindeki bu değişiklik, kentin ulaşım sistemindeki en zayıf halkaları bir kez daha ortaya koydu. Kent sakinleri, daha iyi bir planlama ve iletişim bekliyor. Belki de, bir sonraki vapur seferi bu düzenlemeler dikkate alınarak yapılır. Ancak iş işten geçmeden, yöneticilerin bu konuda bir şeyler yapması şart.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

  • Sağlıkçıların Sabır Taşı Çatlamış

    Sağlıkçıların Sabır Taşı Çatlamış

    Hasan Örgün · Köşe yazarı

    Kordon’da, akşamüstü rüzgarıyla serinleyen bir kafede, birkaç sağlık çalışanı oturmuş, kahvelerini yudumlarken öfkeyle konuşuyorlardı. Yan masada oturan genç bir çiftin dikkatini çeken bu konuşmaların konusu, son günlerde İzmir’de sağlık camiasını derinden sarsan bir karardı.

    Sağlık alanında şiddet, bu topraklarda yeni bir mesele değil. Tarihin tozlu raflarını karıştırdığımızda, benzer hikayelerle dolu olduğunu görmek zor değil. Ancak İzmir’de yaşanan son olay, adaletin terazisinin iyice şaştığını düşündürdü herkese. Bir doktorun darp edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığa verilen para cezasının 24 taksite bölünmesi, ‘ne de olsa ceza’ dedirten cinsten.

    Geçmişte de, ne zaman bir sağlık çalışanına el kalksa, ardında ağır sonuçlar kalmıştı: Kimi zaman travmalar, kimi zaman meslekten soğumalar… Tabii, kimi zaman da meslek aşkıyla yanıp tutuşanların, adaletin tokadını yemesinden duyulan derin hayal kırıklığı. Elbette bu olayda da mağdur doktor ve tüm sağlık camiası oldu. Sorumlu ise, sadece sanık değil; bu kararları veren sistemin ta kendisi.

    Sağlık sektöründeki bu şiddet vakalarının, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğu aşikar. Ancak buradan çıkar sağlayan, adaletin terazisini bu kadar hafifletip, cezasını taksitlerle ödeme imkanı tanıyan mekanizmalar. İşte burada ortaya çıkan ironi, adaletin, darp edilen sağlıkçının yarasını sarmaktan çok uzak olduğu.

    Polis raporları, yargı süreçleri, hepsi tamam. Ama bir yerlerde bir şeyler eksik kalmış gibi. Sanki bir ilaç verilmiş ama yan etkileri hesaba katılmamış gibi. Bu karara bakınca, sanki ‘cezamız hafif, taksitlerimiz uygun’ diyerek bir çeşit kampanya başlatılmış.

    Gevrekçi Hakan abi de bu konuda haksız değil hani. Her sabah tezgahını açarken, sağlıkçı komşularının uğradığı haksızlıklardan sık sık dem vurur. Onlar işlerini yaparken sırf işini iyi yapıyor diye darp ediliyorlar, üstüne üstlük adaletin mesajı da pek iç açıcı değil.

    Şimdi soru şu: Sağlık çalışanları bu kararla nasıl baş edecek? Gelecekte, sağlık sektöründe çalışacak hekim adaylarına bu olaylar nasıl bir motivasyon sunacak? Cezaların bu denli hafifletilmesi, gelecekte yaşanacak vakaların sayısını artırmaktan başka bir işe yarayacak mı gerçekten?

    Belki de İzmir’de, bu şehrin tarihi dokusuna, insanlarına ve elbette iklimine daha uygun bir adalet anlayışı geliştirmenin vakti gelmiştir. Bu şehrin tüm sağlık çalışanlarına ihtiyacı var. Onlar da kendilerini güvende hissetmek istiyor. Bir gün, kahve içip denizi izlerken, mesleklerini özgürce ve korkusuzca yapabilecekleri günleri düşünerek, umutlanmak istiyorlar.

    — Cengiz Akın · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları