Yazar: Demir Köseoğlu

  • Kızılay’da Klima, Karşıyaka’da Ter

    Kızılay’da Klima, Karşıyaka’da Ter

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Alsancak İskelesi’nden Karşıyaka’ya doğru sabahın erken saatlerinde vapura yetişmeye çalışırken, denizden gelen hafif meltemin ferahlatıcı etkisi henüz etkili olmamıştı. İskeledeki kuyrukta bekleyenlerin arasında homurtular yayılmaya başlamıştı. Zira o gün, Karşıyaka-Alsancak vapur hattında klimaların çalışmadığı haberi kulaktan kulağa yayılıyordu.

    İzmir’in meşhur yaz güneşi altında, vapurda klimanın çalışmaması sadece bir teknik arıza olarak açıklanamaz. Bu durum, bize şehrin ulaşım altyapısındaki köklü sorunları hatırlatıyor. Her ne kadar vapurlar, İzmir’in en estetik ulaşım araçlarından biri olarak romantize edilse de, işlevsellik konusundaki eksiklikleri gün gibi ortada. 90’larda Karşıyaka’da vapura binip Alsancak’a geçmek, keyifle denizi seyredip rüzgarın tadını çıkarmak demekti. Oysa bugün, bir tıkanmaya dönüşen bu deneyim, kent yaşamının boğucu gerçekliğini gözler önüne seriyor.

    Yerel yönetimler, klişe haline gelen vadettikleri gibi ‘geçici çözümler’ sunmaya söz veriyor. Ancak bu sözler, klimaların çalışmadığı ve insanları bunaltıcı sıcakta ter dökmeye mecbur bırakan gerçekleri değiştirmiyor. Geçici çözümlerle yetinmeye çalışan İzmirli, ne zaman kalıcı çözümlerle karşılaşacak? İZDENİZ yönetiminin bu konuda net bir plan sunamayışı, kentin ulaşımdaki genel sorunlar zincirinin bir halkası.

    Bu sıcak yaz günlerinde, vapurda klimasız kalmanın zorluğunu yaşayanlardan biri de emekli öğretmen Tuncay Bey’di. “Eskiden vapurlar serin olurdu,” diye hayıflanıyor. “Deniz havası yeterdi serinlemeye. Oysa şimdi, klimanın çalışmadığı vapurda oturmak işkence.” Tuncay Bey’in bu serzenişi, aslında İzmir’in geçmişten bugüne değişen yaşam kalitesinin de bir yansıması.

    Kent, her geçen gün daha kalabalık ve daha karmaşık hale geliyor. Ancak bu gelişim, boğucu sıcakta klimasız kalmanın yarattığı çilenin üstesinden gelmeyi başaramıyor. İZDENİZ yönetimi, umarız bu duruma geçici çözümler yerine uzun vadeli planlarla yaklaşır. Zira İzmirli, serin bir vapur yolculuğu hakkını geçmişte bırakan bir durumda daha fazla kalmamalı. Eğer bu yeni çözüm planları da suya yazı yazmak gibi bir hayal kırıklığına dönüşürse, deniz kenarında serinlemek için vapura binenler, Kızılay’da klimalı bir kapalı alanda serinlemeyi tercih edebilir.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Susuz Yaz, Suskun Şehir

    Susuz Yaz, Suskun Şehir

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Bir yaz sabahı, Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yürürken, eski bir pastanenin önünden geçiyorum. Geçmişte mis gibi kokular saçan bu yer, şimdi bir başka hip kafe olmuş, ama içindeki telaş aynı. İnsanlar soğuk kahve sırasına dizilmiş, ama asıl mesele şu: musluklardan su akmıyor.

    Burası eskiden günün her saati canlı, suyun ise bol olduğu bir şehirdi. Ancak şimdi, İzmir’in sıcak Temmuz günleri, planlı su kesintilerini beraberinde getiriyor. Su kesintisi, modern bir kentin altyapısının sınırlarını zorlayan bir kriz. Hangi mahallelerin etkileneceği uyarılsa da, insanlar musluk başında bekleyerek suyun gelmesini umuyor. Susuzluk, eski mahallelerde daha dayanılmaz bir hale geliyor; zira tarihi konakların gölgesinde bir zamanlar sessizce akan sokak çeşmeleri de artık suskun.

    Levantin geçmişin su yolları, büyük depolar ve modern şehre aktarılan sularla birleşirken, İzmir’in bugünkü su krizi, kentin nasıl bir değişimden geçtiğinin ince bir göstergesi. Su kesintileri, eski konakların yerini alan yüksek katlı apartmanların, betonarme mahallelerin gölgesinde sıkışan mahalleler için bir nevi ironidir. Bir zamanlar denizle iç içe yaşanan bu şehirde, suya ulaşmak artık lüks oldu.

    Punta’dan Kordon’a, Mistral’in gölgesindeki semtlerden Bostanlı’nın yeni binalarına kadar her köşede inşaatlar yükseliyor. Yeni zamanların İzmir’i, sakinlerinin hayatını kolaylaştırmak yerine, onları daha fazla tüketime ve daha az kaynağa yönlendiriyor gibi. Yerel yönetimler, bu artan nüfusu ve yoğun yapılaşmayı karşılayabilecek bir su dağıtım sistemi kurmakta neden bu kadar gecikti? Su, en temel insani gereklilikken, neden bir konfor unsuru haline geldi?

    Sokakta karşılaştığım Ayşe Teyze, yıllardır Alsancak’ta yaşayan bir emektar. “Eskiden burada suyu ücretsiz bulurdunuz,” diyor, hafifçe gülümseyerek. “Şimdi, koca şehirde bir damla su için bekletiliyoruz. Musluklardan su yerine sabır akıyor.” Ayşe Teyze, sıcak yaz günlerinde akşamüstü serinliğinde dahi susuz kalmanın zorluğunu anlatırken, gözlerindeki yaşanmışlık şehrin değişen yüzünü yansıtıyor. Ayşe Teyze’nin eski mahallelerinden kalan, sadece anılar.

    Alsancak’ın nostaljik taş döşeli yollarında su kesintisi sonrası yaşanan telaş, kentin karşılaştığı daha büyük bir sorunun habercisi: kaynakların yetersizliği ve plansız büyüme. Betonlaşan İzmir, artık susuzlukla sınanıyor. Ekonomi, yazın turizm beklentileriyle yükünü artırırken, şehir sakinlerinin en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanması, bir yönetim ironisi olarak karşımıza çıkıyor.

    Peki, İzmir’in bu susuz yazları sona erdirecek çözüm nedir? Her şey bir yana, bu krizin sorumluluğu kimin omuzlarında? Eskinin tarih dolu mahallelerinde su, bir zamanlar serin bir rüzgar gibi şehri sıcağın ağırlığından kurtarırdı. Şimdi ise, teknoloji çağında bile damla damla umudun peşinde koşturuyoruz. Bostanlı’daki apartmanın beşinci katından deniz manzarasını izlerken, suyun bir gün yeniden özgürce akacağını düşlemek bile bir hayal mi olacak? İnsan kendine bunu sormadan edemiyor.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Kumrunun Altın Çağı: Plajda Bir Liralık Tartışma

    Kumrunun Altın Çağı: Plajda Bir Liralık Tartışma

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    İçinde bulunduğumuz yazın en sıcak günlerinden birinde, Çeşme plajlarında bir şemsiyenin gölgesinde oturuyorum. Kumru tezgâhını beklerken, gözlerim etraftaki tedirgin yüzlerde dolanıyor. Bir tatilci, 150 TL’lik fiyat etiketiyle dalga geçerken, esnafın omuz silkmesi, yazın turizm tablosunun yeni bir çerçevesini çiziyor.

    Burası eskiden, sade bir tatil kasabasıydı. Kumru, sadece nostaljik bir lezzet değil, aynı zamanda İzmir’in kendine has bir sembolüydü. 90’larda Çeşme’ye gelenler, kumrunun yanında bir bardak çayı 5 liraya içebiliyor, sahilde sonsuz sohbetler edebiliyordu. Bugün, plajda bir kumru almak, cüzdanın nabzını zorlatan bir mini lükse dönüşmüş durumda.

    Bu fiyat artışının bir tarafında, yükselen işletme maliyetleri ve enflasyon rüzgarları var. Esnaf, ‘Biz de zor durumdayız’ derken, bir yandan da lüks tatilcilerin beklentilerini karşılamaya çalışıyor. Kumrunun fiyatını belirleyen faktörler, sadece malzeme maliyetlerinden değil, aynı zamanda yaza özel fırsatçılık anlayışından da kaynaklanıyor. Geçmişte deniz kokusuyla karışan peynir eriyip gidiyordu, şimdi ise hesaplar, soğuk bir çay kaşığında donmuş gibi.

    Diğer tarafta ise, bu fiyatların sadece tatilcinin cebini değil, Çeşme’nin ruhunu da etkilediği gerçeği var. Yazın coşkusu, yerini hesap kitap yapmaya bırakırken, tatilciler arasında husursuzluk yayılıyor. Bir önceki yılın fiyatlarına alışan tatilciler, bu durumu ‘turistik soygun’ olarak nitelendiriyor. Ekonomik zorluklarla boğuşan yerli turist için, bir dilim kumru, tatilin nostaljik bir parçası olmaktan çıkıp, bir lüks tüketim nesnesine dönüşüyor.

    Bir esnaf, gözleri dolu dolu, tezgâhında biriken kumrulara şöyle bir bakıyor. “Ne yapalım, her şey pahalandı” diyor. “Burası Çeşme, burada her şey farklı!” Belki de bu sözlerin altında, yerel kimliğin kayboluşuna karşı bir direnç var. Plajın altın kumları turistleri kendine çekerken, yükselen fiyatlar, yerel halkın ve tatilcilerin ortak bir düşünce etrafında buluşmasına engel oluyor.

    Bu yaz tatilinin sadece sahilde geçen bir zaman dilimi olmadığını, aynı zamanda ekonomik bir çarpışmanın sahnesi olduğunu unutmamak gerek. Plajın bir köşesinde oturmuş, kumrunun soğumasını beklerken, aklıma takılan şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu fiyatlar, gerçek bir maliyetin sonucu mu, yoksa Çeşme’nin yeni lüks tatil yüzünün birer parçası mı?

    Kumru, sadece bir sandviç değil, İzmir’in ruhunu taşıyan bir sembol. Tatilin diğer boyutları gibi, kumrunun da bir fiyat etiketi var. Ama bu etiketin içinde, tatilciyle esnaf arasındaki o ince dengede, kentin mirası da gizli. Geçen yılların fısıltıları ve geleceğin kaygıları arasında, plajda bir liralık bir tartışma, Çeşme’nin yeni yüzünü şekillendiriyor.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Kemeraltı’nın Sessiz Çığlığı: Yükselen Kiralar ve Azalan Umutlar

    Kemeraltı’nın Sessiz Çığlığı: Yükselen Kiralar ve Azalan Umutlar

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında yürürken hafif bir meltem esiyor. Eski bir halıcı dükkânının kapısında, yıllanmış kırmızı ve mavi kilimler rüzgarla dans ediyor. Zamanında Rum tüccarların, sonra Osmanlı zanaatkârlarının, ardından da Cumhuriyet’in modernleşen esnafının sesi olmuş bu yer, şimdi sessizliğe mahkûm.

    Burası eskiden, bir İzmir klasiği, bir alışveriş mabedi, bir sosyal merkezdi. Her köşe başında bir hatıra, her dükkânın arkasında bir hikaye saklıydı. Punta’dan gelen gemiciler, akşamüstü burada yorgunluk kahvesini yudumlardı. Zamanla değişti tabii, ama Kemeraltı’nın tarih kokan duvarları hep ayakta kaldı.

    Şimdi işler zorlaştı. Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda yükselen kiralar, esnafın omuzlarına tonlarca yük bindiriyor. Semih Özdemir gibi esnaf temsilcileri, bu ekonomik baskıyı her gün yaşıyor ve anlatıyor. ‘Kapanan dükkan sayısı 2024’te artacak,’ diyorlar. Ama bu kapanışlar sadece birer istatistik değil, kaybolan birer hayal, birer emek.

    İzmir’in kalbinde, binlerce yıllık bir tarihe sahip olan Kemeraltı, adeta bir açık hava müzesi. Her geçen gün azalan ayak sesleri, yerini daha yüksek kira bedellerine bıraktı. 500 yıllık çarşının taşları, bir zamanlar zanaatkârların çekiç sesleriyle inlerken, şimdi bu taşlar sessiz bir çığlık atıyor — “Yardım edin!”.

    Ekonomi her yerde kriz yaratıyor, bunu biliyoruz. Ama Kemeraltı gibi bir mirası kaybetmek, İzmir’in ruhundan bir parça koparmak demek. Belediyeler ve yerel yönetimler bu konuyla ilgili adımlar atmalı, çözüm üretmeli. Yoksa bu tarihi mozaik, kapitalizmin acımasız çarkları arasında ezilip gidecek.

    Gözlerimle gördüğüm, ellerimle dokunduğum bu tarih, gözlerimin önünde soluklaşıyor. Her gün Kemeraltı’nda işi olan Mehmet Usta, 45 yıldır burada nalburiye işletiyor. ‘Dükkânlar kapandıkça, meydanlar boş kalıyor,’ diyor. Mehmet Usta’nın oğlu belki de bu dükkânı devralamayacak. Çünkü o dükkân, oğlu için bir gelecek değil, kapıya dayanan bir borç mektubu gibi duruyor.

    Kemeraltı’nın taşları, tarih boyunca birçok medeniyeti gördü. Ama şimdi, bu taşlar ilk kez yalnızlık yaşıyor. Tarihi bir miras kayboluyor ve İzmir’in ruhu bu acıyı hissediyor. Sorumluluk ise hepimize düşüyor; bu mirasın geleceğini kurtarmak için, birlikte çalışmamız, birlikte düşünmemiz gerekiyor.

    Peki, 500 yıllık bu çarşı, gelecekte de var olacak mı? Bu sorunun cevabı belirsiz. Ama bildiğimiz bir şey var: Kemeraltı’nın kalbi, esnafın dayanışması ve müşterilerin sadakatiyle atıyor. Ya bu atışlar duyulacak ve değer verilecek, ya da tarih bir kez daha kapitalizmin galibiyetini yazacak. Seçim bizim.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

  • Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Karşıyaka’nın Vapur Kuyruğu: Beklemenin Melankolisi

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Karşıyaka İskelesi’nde bir sabah… Herkes derin bir nefes alıyor, çünkü vapur kuyruğundaki kalabalık, sabahın mahmurluğunu çoktan üzerlerinden atmış. Yoğunluk her zamanki gibi: işçiler, öğrenciler ve tatilciler. Gözler denizdeyse, kulaklar vapuru bekliyor. Günlük 25 bin yolcuya ulaşan bu sayı, İzmir’in bir iç deniz sefasının değil, sabır testinin tarifi gibi görünüyor.

    Burası eskiden, İzmir’in sakin ve huzur dolu köşelerinden biriydi. Öyle ya, Karşıyaka’dan Alsancak’a geçmek bir keyifti, denizin ayaklarınızın altında olduğu bir yolculuk… Şimdi bu güzergâh, bir hengame ve bekletinin sahnesi. O eski sakince akıp giden zaman, yerini aceleye ve sıkışıklığa bıraktı. Vapurlar, şehrin kalabalığının dilini konuşan tek ulaşım aracıydı; şimdi ise, o dil karışık bir uğultuya dönüştü.

    Karşıyaka İskelesi’nin işlevi yıllar içinde değişti. Eskiden sadece bir ulaşım noktasıydı, ama şimdi şehirdeki tüm ekonomik ve sosyal dalgalanmaların buluşma noktası. İşçilerin, tatilcilerin, öğrencilerin ve alışveriş çılgınlarının kesiştiği yer. İzmir’in ekonomik baskılar altında giderek daha da sıkıştığı bu dönemde, vapur kuyruğu da şehrin bu yeni gerçeğinin aynası gibi.

    Ama asıl mesele, bu kalabalık ve bekleyişin ardında yatan eksiklikler. İzmir Büyükşehir Belediyesi ek seferler planlıyor, fakat her çözüm yeni bir bekleme süresiyle geliyorsa ne olacak? İzmir’in yaz sıcağında, 40 dereceyi aşan sıcakların da etkisiyle, insanların beklerken yaşadığı stresin boyutunu kimse anlayamıyor mu?

    Kuyruktaki bir işçi, Ahmet Bey, her sabah erken saatlerde kalkıp işine gitmek zorunda. Saatlerce bekleyip vapura binmek, onun için artık sıradan bir iş haline gelmiş. “Eskiden vapur beklemek bu kadar dert değildi,” diyor Ahmet Bey. Şimdi ise, bu bekleyiş sabahın ilk saatlerinde karşılaştığı engellerden sadece biri. “Evde çocuklar var, eşim de çalışıyor. İşe geç kaldığımda, bütün düzen bozuluyor,” diye ekliyor.

    Ahmet Bey yalnız değil. Binlercesi onunla aynı vapur kuyruğunda, aynı sabır testinden geçiyor. Kimse bu kuyrukta olmak istemiyor, ama herkes orada. Ve işte ironi burada başlıyor. Vapur kuyruğu, İzmir’in yalnızca ulaşım sorununu değil, toplumsal dayanışmasının da nerede çatladığını gösteriyor. İnsanlar aynı vapuru beklerken, birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

    Beklemek, kimine göre bir sanat, kimine göre bir eziyet. Ama şehir bunu nasıl çözmeyi düşünüyor? Ek seferler mi? Ya da daha fazlasını vaat eden ama pek azını sunan çözümler mi? Karşıyaka İskelesi’ndeki bu bekleyiş, biraz da şehrin ve insanlarının birlikte çözmesi gereken bir mesele.

    Bekleme, bazen kaçınılmazdır. Ama bir şehir, insanlarını bekletmenin ötesine geçip onları birleştirebiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda ilerlemiş demektir. Karşıyaka İskelesi’nde vapur bekleyen o kalabalık, İzmir’in sadece bugünkü değil, gelecekteki hikayesini de yazıyor. Ve bizler, bu hikayenin içinde nasıl bir rol üstleneceğiz, asıl soru bu olmalı.

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    Karşıyaka İskelesi’nden günde kaç yolcu geçiyor?

    Karşıyaka İskelesi’nden günlük yaklaşık 25 bin yolcu geçiyor.

    Vapur kuyruğunda kimler bekliyor?

    Vapur kuyruğunda işçiler, öğrenciler, tatilciler ve alışveriş yapanlar bir araya geliyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi vapur kuyruğu sorununa ne çözüm planlıyor?

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ek vapur seferleri planlıyor.

    Yaz aylarında vapur kuyruğunda beklemek neden zorlaşıyor?

    Yaz aylarında sıcaklıklar 40 dereceyi aşıyor ve bu bekleyişi daha da zorlaştırıyor.

    Vapur kuyruğu İzmir’deki hangi toplumsal sorunu simgeliyor?

    Vapur kuyruğu, beklemenin yarattığı melankoliyi ve şehirdeki dayanışmanın zayıflamasını simgeliyor.

  • Vapurda Nefes Almak: İzmir’in Ulaşım Çilesi

    Vapurda Nefes Almak: İzmir’in Ulaşım Çilesi

    Punta’nın Köşesi — Demir Köseoğlu · İzmir kent kimliği, gentrifikasyon, Levanten miras. Lirik-iğneleyici.

    Karşıyaka İskelesi’nde sabahın erken saatleri… Bir zamanlar sessizliğin hüküm sürdüğü bu iskele, güneş henüz tam doğmamışken bile insan seliyle kıpır kıpır. Vapurun gelişiyle bir telaş başlıyor; kalabalık, ince bir kuyruk olup Alsancak’a doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu vapur, kapasitesinin çok ötesinde yüklenmiş durumda, tıpkı şehrin üstünde dolanan bulutlar gibi…

    Burası eskiden sabahları huzur bulmanın adresiydi. Ege’nin masmavi sularının üzerinde sessizce süzülen vapurlar, günün en tatlı saatlerini müjdelerdi. Fakat bugün, bu suyun üstünde geçen zaman dilimi, bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Nasıl mı? Kapasitesinin yüzde 120’sine ulaşan yolcu sayısıyla… Ve işte burada, vapur yolculuğu denince akla gelen o naiflik, yerini bir kaosa bırakıyor.

    Vapur, İzmir için sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda kültürel bir simge. Kordon boyunca ilerlerken, geride bıraktığı köpükler arasında görüş açınıza giren İzmir manzarası, birçok kişi için iş gününün en keyifli anı olabilir. Ama şimdi işler değişiyor. Her sabah bir yarış başlıyor; bu yarışın ne kazananı var ne de keyif veren bir ödülü. Sadece işe yetişmenin telaşı…

    İZDENİZ, yeni sefer planlarını masaya yatırmış durumda. Peki, bu neyi değiştirecek? Belki daha fazla sefer, belki daha fazla deniz otobüsü, belki de bilet fiyatlarına zam. Kim bilir… Ancak bildiğimiz bir şey var, İzmir’in ulaşım çilesi sürekli evrim geçiriyor ve bu evrim her zaman olumlu yönde değil.

    Sıradan bir İzmirli için vapur yolculuğu, şehirdeki günlük hayatın bir parçası. Sabahları Alsancak’a, akşamları Karşıyaka’ya… Fakat son zamanlarda, bu yolculuklar daha çok insanın birbirine sarıldığı, nefes almanın zorlaştığı, bir tür kapana kısılmışlık hissi yaratan anksiyeteli bir deneyime dönüştü. Şirketlerde çalışmaya başlayan gençler, öğrenciler ve hatta emekliler… Hepsinin şikayeti aynı: “Bu kalabalıkta nefes bile alamıyoruz.”

    İzmir’de ulaşım, her dönem tartışma konusu olageldi. Fakat çözüm önerileri, genellikle geçici çözümlerle sınırlı kaldı. Deniz ulaşımı, bu şehrin karakterine en uygun çözümlerden biri gibi görünse de, kapasite sorunları ve artan yolcu talebi, bu denklemi karmaşık hale getiriyor.

    Kent merkezlerinden işe gidiş gelişlerin artması, yeni yerleşim alanlarının devreye girmesi, bu sorunları besleyen temel faktörler. Ancak asıl mesele belki de, kentin ulaşım altyapısının, hızla artan nüfus ve değişen yaşam alışkanlıklarına uyum sağlayamaması.

    Sorunun çözümü için kimlerin devreye gireceği ya da nasıl bir yol izleneceği belirsiz. Ancak şurası bir gerçek: İzmir’in ulaşım çilesi, sadece bir vapur hattı meselesi değil, kentin kimliğini ve yaşanabilirliğini etkileyen büyük bir sorun.

    Günün sonunda, İzmirli için vapur sadece bir araç değil, yaşamın ritmini belirleyen bir metafor. Öyle ki, bu ritim bozulduğunda, şehir de bozuluyor. Sahi, bir vapurda nefes almak bu kadar zor olmamalıydı, değil mi?

    — Demir Köseoğlu · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları