Yazar: Sıdıka Mendilci

  • Suya Zam, İzmirli Kadınlara Yük

    Suya Zam, İzmirli Kadınlara Yük

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Bornova’nın sevilen pazarlarından birinde, tezgahların arasından yükselen “sıcak” sesler, bugünlerde başka bir konuya odaklanmış durumda. Cebindeki her kuruşu hesaplayan Hatice teyze, yanındaki komşusuna dert yanıyor: “Suya bir zam daha gelmiş. Bu yaz nasıl geçecek, Allah sonumuzu hayretsin!”

    İzmir’de yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında serinlemenin en temel yolu soğuk bir bardak su. Ancak, suyun fiyatı serinlemenin önünde büyük bir engel oluşturmaya başladı. Haziran ayında damacana suya gelen 30 TL’lik yeni zam, İzmirli ailelerin bütçelerini derinden sarsıyor. Özellikle dar gelirli ailelerde su, artık bir lüks haline geldi desek abartmış olmayız. İlginçtir ki, bu ekonomik yük de en çok ev ekonomisinin asıl yükünü çeken kadınların omuzlarına biniyor.

    Geçmiş yıllarda da benzer zamlar yaşandı elbette, ama bu seferki artış, suyun temel bir ihtiyaç olduğunu unutturmaya yetecek kadar sert. Üstelik, artan maliyetlerin, su dağıtım şirketleri için bir bahane mi yoksa gerçek bir maliyet artışı mı olduğuna dair tartışmalar da sürüyor. Firmalar, üretim ve taşıma maliyetlerinin arttığını iddia ediyor. Ancak bu durumdan kimler, ne kadar çıkar sağlıyor, işte burası biraz karışık.

    Özellikle tek maaşla geçinmeye çalışan ailelerde, evdeki kadınlar ekonomiyi dengelemenin yollarını arıyor. Konak’taki iki çocuk annesi Ayşe, “Markete gidip bir ekmek alana kadar bile düşünmek zorundayım artık. Çocuklar susadığında su verememek ne demek, bir bilseniz,” diyor. Ayşe gibi kadınlar, bu yeni zamlarla başa çıkmanın yollarını bulmaya çalışırken, bir yandan da artan diğer yaşam maliyetleriyle savaşıyor.

    Su, bir yandan yaşamın kaynağı, diğer yandan İzmir gibi sıcak şehirlerde hayatta kalmanın en temel yollarından biri. Her yaz, su fiyatlarının artışı karşısında aynı huzursuzluk kendini gösteriyor. Bu artışlar sadece aile bütçelerini değil, toplumun suya erişim hakkını da tehdit ediyor. Yerel yönetimler, bu konuda daha etkili adımlar atmalı. Su gibi temel bir ihtiyaç, lüks olmaktan çıkarılıp herkesin kolayca erişebileceği bir düzene kavuşmalı.

    Peki, bu zamların arkasında kim var? Su dağıtım firmaları mı, üretim maliyetleri gerçekten bu kadar mı arttı yoksa başka birileri mi çıkar sağlıyor? Suya ulaşmak bu kadar zorlaşırken, kimse bu soruların yanıtını net bir şekilde veremiyor. Ancak şurası bir gerçek ki İzmirli kadınlar, bu yaz yine evdeki bütçeyi dengelemek için yeni çözümler arayacak.

    Sonuçta, suyun damlası bile kıymetli. İzmir’in sıcağı kavurur ama suyu serinletir. Fakat bu serinlik, erişimi bu denli kısıtlıyken nasıl bir huzur getirebilir? Hatice teyzeler, Ayşeler ve daha niceleri, bu yazın da üstesinden gelmenin bir yolunu bulacaklar elbette. Ama bu kez, biraz daha fazlasını sorgulamak gerekiyor: Temel bir ihtiyacın ticari bir sürpriz olarak sunulması kabul edilebilir mi?

    Yaz sıcağında suya erişmek, herkes için bir hak olmalı, bir lüks değil. Bugün pazar yerlerinde yankılanan şikayetler sadece ekonomik krizin değil, aynı zamanda sosyal bir adalet sorununun da habercisi. İzmir’in güçlü kadınları bu sorunların da üstesinden gelir mi? Muhakkak! Ancak, bu su damlasının önlerini daha da fazla kesmemesi için bir şeyler değişmeli. İzmir’deki bu su zammı, belki de bir eşik. Bir damla suyun, bütçede nasıl dalga yarattığını iyi düşündüren bir eşik.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Ödemiş’te Patatesin Acı Tadı

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Ödemiş’te sabahın erken saatlerinde, güneş henüz yüzünü göstermemişken, patates tarlalarının etrafında hummalı bir hareketlilik vardı. Çiftçi Mehmet, traktörüne yanaşıp motorunu çalıştırırken, bugün Tarım Bakanlığı yetkilileriyle yapılacak toplantının biraz olsun içini rahatlatmasını umuyordu.

    Bu topraklar, yıllardır patatesin bereketli kucağına sahip. Ödemiş, patates üretiminin kalbinin attığı yerlerden biri. Üretici, her sezon sabahın ilk ışıklarından akşamın alacakaranlığına kadar toprağı işleyip, ürününü en iyi şartlarda yetiştirmeye çalışır. Ancak son yıllarda fiyat dalgalanmaları ve artan maliyetler yüzünden çiftçinin beli bükülmeye başladı.

    Tarım Bakanlığı ve patates üreticilerinin arasındaki bugünkü toplantı, bu sorunların biraz olsun hafiflemesi için bir umut ışığı. Çiftçiler, bu toplantıda ellerindeki patatesin gerçek değerini bulmasını ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için destek sözü almayı bekliyor.

    Toplantının yapıldığı salonda, köylerinden, kasabalarından kalkıp gelen üreticilerin yüzlerinde hem bir umut hem de tedirginlik hakim. Herkesin gözü, masanın başında oturan bakanlık yetkilisinde. “Acaba bu sefer gerçekten sesimizi duyacaklar mı?” diye mırıldanıyor yan masadaki Ayşe teyze. O da köyünde yıllardır patates ekip biçenlerden. Kızının düğününü yapabilmek için bu yılki hasadın iyi geçmesi gerekiyor.

    Tarım politikaları, çoğunlukla büyük şehirlerde alınıp verilen kararların birer sonucu olarak, kırsaldaki gerçek hayatla olan bağlantısını yitiriyor. Patatesin fiyatı yükseldiğinde, bu şehirde yaşayanlar için belki bir miktar artan market fişi demek. Ancak Ayşe teyze için bu, kızının düğününde takacağı bileziğin, Mehmet için ise traktörünün yıllık bakımının yapılabilmesi anlamına geliyor.

    Tüm bu insanların yaşamları, masadaki bir kararın hangi yöne doğru esip esmemesiyle şekilleniyor. Tarım Bakanlığı yetkilisi, çiftçilerin taleplerini dinlerken notlar alıyor, kafasını sallıyor ama sanki burada öne çıkan tek şey, masanın diğer tarafının ne kadar farklı bir dünyada yaşadığı.

    Toplantı sonrası, salondan çıkan çiftçilerin çoğu, ellerinde hâlâ bir netlik olmadan, tarlalarına geri dönerken birbirlerine sarılarak teselli buluyorlar. Bir umut ışığı yanmış mıydı? Bunu zaman gösterecekmiş gibi.

    Ayşe teyze, bu yıl da aynı gayretle toprağını ekip biçmeye devam edecek. Ama bu sefer belki bir gözünde damlaya hazır bir yaş, diğer gözünde de geleceğe dair bir parça umutla.

    Bu toplantılar, çiftçilerin taleplerinin duyulup duyulmadığını bir kez daha sorgulatıyor. Çiftçilerin sesini gerçek anlamda duyan var mı? Sorunu çözecek olan sadece şu veya bu karar değil, küçük üreticinin yanında duran bir sistem. Belki de bir gün, patatesin acı tatları tatlıya bağlanır.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

  • Bir Boyozun Ardından: Buca’da Küçük Esnafın Büyük Mücadelesi

    Sıdıka’nın Defteri — Sıdıka Mendilci · 20 yıllık İzmirli muhabir. Pazarda fiyat soran, kapı çalan, kadın gözüyle bakan.

    Sabahın ilk ışıklarıyla beraber Buca sokaklarında bir hayat telaşı başlıyor. Sokak aralarına yayılan taze boyoz kokusu, birçok Bucalı için güne başlama sinyali. Her sabah olduğu gibi yine fırının önünde bir kuyruk. Ama bu kuyruk eskisi kadar uzun değil. Gözler, müşterilerden çok, küçük esnafın yüzündeki endişeyi arıyor.

    Buca’nın simgesi haline gelmiş, nesilden nesile geçen boyozculuk, hem kültürel bir miras hem de ekonomik bir bumerang. Geçen yılların getirdiği ekonomik zorlukların gölgesinde, boyozun sıcaklığı artık eskisi gibi ısıtamaz oldu içimizi. Pandemi dönemi, zaten sıkıntıda olan esnafın belini iyice bükmüş, üzerine gelen zam yağmuru ise işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş.

    Tarih boyunca Buca, küçük esnafıyla, mahalle aralarında kendine yer eden küçük dükkanlarıyla var olmuş. Her biri kendi hikayesiyle ayakta duran bu esnaf, Buca’nın ruhunun bir parçası. Ancak ekonomik ve sosyal dalgaların etkisi, bu küçük kaleleri birer birer ayakta kalma mücadelesine zorluyor. Alışveriş merkezlerinin devasa gölgelerinde kalan bu küçük işletmeler, günbegün silikleşiyor.

    İronik olan şu ki, boyozun tadına bakmak isteyen onlarca turist, belki de son kez bu lezzeti tatma şansına erişecekler. Yeni nesil, Buca’nın efsane boyozcularını yalnızca eski fotoğraflarda, belki de hatıralarda bulacak. Boyoz denince atalarımızın sofralarında yer etmiş o koca tepsiler, kültürümüzün birer parçası olarak anılacak. Fakat şu an, bu lezzeti yaşatmak için direnen birkaç esnaf dışında pek kimse kalmayacak.

    Buca’da Hatice teyze ile konuşuyorum. Elleri, her sabah taze boyozları dizmekten yorgun ama bir o kadar da alışkın. “Çocuklarımın geleceği için, bu tezgâhı bırakmak istemem” diyor. “Ama artık un, yağ, her şey ateş pahası.” Hatice teyze, yıllardır boyozun sırrını koruyanlardan biri. Sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir kültürü de yaşatıyor. Bu sürecin en sessiz tanığı, Hatice teyze gibi birçok esnaf.

    Ekonomi ve kültür ekseninde, Buca’nın boyozları sadece bir yiyecek değil; bir direnişin de sembolü. Küçük esnafın bu mücadelesi, hepimize bir şeyler söylüyor. Bugün boyozlar belki azaldı ama hikayeleri asla bitmeyecek. Kapanan her dükkân, bir daha açılmamak üzere kapansa da, bir başka köşe başında, belki bir başka gencin rüyasında yeniden hayat bulacak.

    Gözlerimde geçmişin ve geleceğin bir arada olduğu bu sokaklar, belki bir gün tekrar canlanır. Bugün bize düşen, geçmişin mirasına sahip çıkmak, bu küçük hikayelerin büyük anlamlarını unutmamak. Peki, siz bu sıcak boyozu son kez ne zaman tattınız? Gözlerinizi kapatıp, lezzetli bir hatıraya yolculuk yapmanın sırası, belki de tam da şimdi.

    — Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
☀Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları