Sabahın ilk ışıklarıyla beraber Buca sokaklarında bir hayat telaşı başlıyor. Sokak aralarına yayılan taze boyoz kokusu, birçok Bucalı için güne başlama sinyali. Her sabah olduğu gibi yine fırının önünde bir kuyruk. Ama bu kuyruk eskisi kadar uzun değil. Gözler, müşterilerden çok, küçük esnafın yüzündeki endişeyi arıyor.
Buca’nın simgesi haline gelmiş, nesilden nesile geçen boyozculuk, hem kültürel bir miras hem de ekonomik bir bumerang. Geçen yılların getirdiği ekonomik zorlukların gölgesinde, boyozun sıcaklığı artık eskisi gibi ısıtamaz oldu içimizi. Pandemi dönemi, zaten sıkıntıda olan esnafın belini iyice bükmüş, üzerine gelen zam yağmuru ise işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş.
Tarih boyunca Buca, küçük esnafıyla, mahalle aralarında kendine yer eden küçük dükkanlarıyla var olmuş. Her biri kendi hikayesiyle ayakta duran bu esnaf, Buca’nın ruhunun bir parçası. Ancak ekonomik ve sosyal dalgaların etkisi, bu küçük kaleleri birer birer ayakta kalma mücadelesine zorluyor. Alışveriş merkezlerinin devasa gölgelerinde kalan bu küçük işletmeler, günbegün silikleşiyor.
İronik olan şu ki, boyozun tadına bakmak isteyen onlarca turist, belki de son kez bu lezzeti tatma şansına erişecekler. Yeni nesil, Buca’nın efsane boyozcularını yalnızca eski fotoğraflarda, belki de hatıralarda bulacak. Boyoz denince atalarımızın sofralarında yer etmiş o koca tepsiler, kültürümüzün birer parçası olarak anılacak. Fakat şu an, bu lezzeti yaşatmak için direnen birkaç esnaf dışında pek kimse kalmayacak.
Buca’da Hatice teyze ile konuşuyorum. Elleri, her sabah taze boyozları dizmekten yorgun ama bir o kadar da alışkın. “Çocuklarımın geleceği için, bu tezgâhı bırakmak istemem” diyor. “Ama artık un, yağ, her şey ateş pahası.” Hatice teyze, yıllardır boyozun sırrını koruyanlardan biri. Sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir kültürü de yaşatıyor. Bu sürecin en sessiz tanığı, Hatice teyze gibi birçok esnaf.
Ekonomi ve kültür ekseninde, Buca’nın boyozları sadece bir yiyecek değil; bir direnişin de sembolü. Küçük esnafın bu mücadelesi, hepimize bir şeyler söylüyor. Bugün boyozlar belki azaldı ama hikayeleri asla bitmeyecek. Kapanan her dükkân, bir daha açılmamak üzere kapansa da, bir başka köşe başında, belki bir başka gencin rüyasında yeniden hayat bulacak.
Gözlerimde geçmişin ve geleceğin bir arada olduğu bu sokaklar, belki bir gün tekrar canlanır. Bugün bize düşen, geçmişin mirasına sahip çıkmak, bu küçük hikayelerin büyük anlamlarını unutmamak. Peki, siz bu sıcak boyozu son kez ne zaman tattınız? Gözlerinizi kapatıp, lezzetli bir hatıraya yolculuk yapmanın sırası, belki de tam da şimdi.
— Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın