Ödemiş’te sabahın erken saatlerinde, güneş henüz yüzünü göstermemişken, patates tarlalarının etrafında hummalı bir hareketlilik vardı. Çiftçi Mehmet, traktörüne yanaşıp motorunu çalıştırırken, bugün Tarım Bakanlığı yetkilileriyle yapılacak toplantının biraz olsun içini rahatlatmasını umuyordu.
Bu topraklar, yıllardır patatesin bereketli kucağına sahip. Ödemiş, patates üretiminin kalbinin attığı yerlerden biri. Üretici, her sezon sabahın ilk ışıklarından akşamın alacakaranlığına kadar toprağı işleyip, ürününü en iyi şartlarda yetiştirmeye çalışır. Ancak son yıllarda fiyat dalgalanmaları ve artan maliyetler yüzünden çiftçinin beli bükülmeye başladı.
Tarım Bakanlığı ve patates üreticilerinin arasındaki bugünkü toplantı, bu sorunların biraz olsun hafiflemesi için bir umut ışığı. Çiftçiler, bu toplantıda ellerindeki patatesin gerçek değerini bulmasını ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için destek sözü almayı bekliyor.
Toplantının yapıldığı salonda, köylerinden, kasabalarından kalkıp gelen üreticilerin yüzlerinde hem bir umut hem de tedirginlik hakim. Herkesin gözü, masanın başında oturan bakanlık yetkilisinde. “Acaba bu sefer gerçekten sesimizi duyacaklar mı?” diye mırıldanıyor yan masadaki Ayşe teyze. O da köyünde yıllardır patates ekip biçenlerden. Kızının düğününü yapabilmek için bu yılki hasadın iyi geçmesi gerekiyor.
Tarım politikaları, çoğunlukla büyük şehirlerde alınıp verilen kararların birer sonucu olarak, kırsaldaki gerçek hayatla olan bağlantısını yitiriyor. Patatesin fiyatı yükseldiğinde, bu şehirde yaşayanlar için belki bir miktar artan market fişi demek. Ancak Ayşe teyze için bu, kızının düğününde takacağı bileziğin, Mehmet için ise traktörünün yıllık bakımının yapılabilmesi anlamına geliyor.
Tüm bu insanların yaşamları, masadaki bir kararın hangi yöne doğru esip esmemesiyle şekilleniyor. Tarım Bakanlığı yetkilisi, çiftçilerin taleplerini dinlerken notlar alıyor, kafasını sallıyor ama sanki burada öne çıkan tek şey, masanın diğer tarafının ne kadar farklı bir dünyada yaşadığı.
Toplantı sonrası, salondan çıkan çiftçilerin çoğu, ellerinde hâlâ bir netlik olmadan, tarlalarına geri dönerken birbirlerine sarılarak teselli buluyorlar. Bir umut ışığı yanmış mıydı? Bunu zaman gösterecekmiş gibi.
Ayşe teyze, bu yıl da aynı gayretle toprağını ekip biçmeye devam edecek. Ama bu sefer belki bir gözünde damlaya hazır bir yaş, diğer gözünde de geleceğe dair bir parça umutla.
Bu toplantılar, çiftçilerin taleplerinin duyulup duyulmadığını bir kez daha sorgulatıyor. Çiftçilerin sesini gerçek anlamda duyan var mı? Sorunu çözecek olan sadece şu veya bu karar değil, küçük üreticinin yanında duran bir sistem. Belki de bir gün, patatesin acı tatları tatlıya bağlanır.
— Sıdıka Mendilci · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın