Buca’nın Kuruçeşme mahallesinde bir sabah. Güneş yeni doğmuş, kuşlar cıvıldıyor, ama bir şey eksik. Sular kesik. Sabah saat yedide, uyandıran alarm sesi değil, musluktan gelmeyen suyun sessizliği.
Bugün Buca’da sular akmıyor. Kuruçeşme ve Göksu mahalleleri susuz kalmış. Binlerce hane, ellerindeki son damlaları kullanıyor. Sabah kahvesi için kettle’a su koymaya çalışan Ayşe teyze, camdan dışarı bakıyor. “Ne zaman gelecek bu su?” diye soruyor, ama yanıt yok.
İZSU ekipleri alanda yoğun bir mesai yapıyor. Yollar kazılıyor, borular kontrol ediliyor. Su kesintisi, yazın tam ortasında, güneşin en kızgın olduğu saatlerde baş gösteriyor. Sadece bir teknik arıza mı, yoksa daha derinlerde yatan bir sorun mu? Bunu kimse tam olarak bilmiyor.
Mahalleli ellerinde bidonlarla çeşme başına koşuyor. İyice kuruduklarından değil, belki de hayatın sunduğu zorunlu bir oyun gibi. Kimisi arabasıyla daha uzaklara, su bulabileceği yerlere gitmeyi düşünüyor. “Benim oğlan taşır, ben taşıyamam” diyor yaşlı bir amca, su bidonunu oğluna uzatarak.
Buca’daki bu su kesintisi, aslında daha büyük bir sorunun göstergesi. Alt yapı. Herkesin bildiği, ama nedense hep ötelenen bir mesele. Su, elektrik, yollar… Her biri günlük hayatın vazgeçilmez parçaları, ama nedense hep eksik bir şekilde karşımıza çıkıyor. “Yapılacak, yapılacak” deniyor ama bir türlü yapılmıyor.
Suyun yokluğu, mahalleliyi bir araya getiriyor. Kimse bu zor anlarda yalnız değil. Komşular birbirine destek oluyor. Birinin suyu varsa, diğeriyle paylaşıyor. Ama bu dayanışma, çözüm değil. Kalıcı bir çözüm gerekli.
Yine de bu zor günler, insanları düşündürüyor. Sadece alt yapı sorunu değil, aynı zamanda insanların dayanışma ruhu. Herkesin su beklediği bu anda, aslında belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir damla umuttu. Birlikte hareket etmenin verdiği güç. Bir araya gelmenin, çözüm için ses çıkarmanın önemi.
Ve işte bu karmaşanın ortasında, sular tekrar akmaya başlıyor. Musluklardan berrak su sesi yükseliyor. Ayşe teyze mutlu, kahvesini yapabiliyor sonunda. Ama bir sorusu var: “Bir dahaki sefere ne olacak?”
Hayat, tıpkı sahadaki bir futbol maçı gibi. Top bazen ayağınıza gelir, bazen de uzakta kalır. Ama önemli olan, topu nasıl kullandığınızdır. Buca’nın da su topunu daha iyi oynayabilmesi için çözümler gerekiyor. Sadece bu su kesintisi için değil, belki de gelecekte karşılaşacağımız tüm sorunlar için. Çünkü hayat, bir günlüğüne durdurulacak bir oyun değil, sürekli oynanan bir maçtır.
— Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın