Yazar: Orhan Vapuroğlu

  • Robotlar ve İnsanlar: İzmir’in Geleceği

    Robotlar ve İnsanlar: İzmir’in Geleceği

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Cumartesi sabahı, Kemeraltı Çarşısı’nın dar sokaklarında dolaşırken, bir yandan da kulaklarımda bir tartışma yankılanıyor: Robotlar nüfusa kaydedilmeli mi? İzmir gibi tarih ve moderniteyi harmanlayan bir şehirde, bu fikir kulağa hem çılgınca hem de ilgi çekici geliyor. Ancak çarşıdaki sakinler için bu, soyut bir fikir olmaktan çok, günlük yaşamın içinde yankılanan bir soru.

    İzmir, tarih boyunca yeniliklere açık bir şehir olmuştur. Antik çağlardan beri ticaretin ve kültürün merkezlerinden biri olan bu kent, teknolojik gelişmelere de kucak açmıştır. Ancak şimdi, robotların resmi kayıtlara geçirilmesi fikri, toplumun farklı kesimlerinde karmaşık tepkiler doğuruyor. Bazıları, bu yeniliği kucaklayarak İzmir’in geleceğin şehirlerinden biri olabileceğini düşünüyor. Diğerleri ise, bu tür teknolojik gelişmelerin insan ilişkilerini nasıl etkileyeceği konusunda endişeli.

    Sokaklarda, konu üzerine tartışan iki esnafa kulak misafiri oluyorum. Biri, teknolojinin işlerini kolaylaştırdığını ve robotların hayatımıza entegre edilmesi gerektiğini savunuyor. “Bak, eskiden her işi elle yapardık, şimdi makineler var,” diyor. “Düşünsene, robotlar da bizimle birlikte kaydedilirse, belki işler daha da hızlanır.” Diğer esnaf ise, “Ama o zaman insanların işi ne olacak? Robotlar geldiğinde biz nereye gideceğiz?” diye karşılık veriyor. Bu, yalnızca İzmir’in değil, tüm dünyanın yanıt aradığı bir soru.

    Tam bu noktada, başka bir ses giriyor devreye: “Teknoloji, bir aracıdır. Onu nasıl kullanacağımız bize bağlıdır,” diyor genç bir müşteri. İzmir’in üniversitelerinden birinde mühendislik okuyan bu genç, geleceği şekillendirecek olanın insanların kararları olduğunu vurguluyor. “Robotları kaydetsek de kaydetmesek de, onların nasıl kullanılacağını biz belirleyeceğiz,” diye ekliyor. Bu yaklaşım, belki de en makulü.

    Ancak İzmir için, bu gelişmelerin hem ekonomik hem de sosyal boyutları var. İnsanlar, işlerini kaybetmekten korkarken, diğer yandan bu teknolojinin sağladığı olanakları değerlendirmek istiyorlar. Yerel yönetim ise, şehirdeki bu değişimi nasıl yönetecek? Nüfus kaydında, ‘insan’ ve ‘robot’ ayrımı nasıl olacak? Belki de İzmir, bu tartışmalar ve kararlarla birlikte, geleceğin şehir yaşamına dair yeni bir yol haritası çizecek.

    Yaşamın içindeyken, çoğu zaman basit gibi görünen değişikliklerin, nasıl derin etkiler yaratabileceğini unuturuz. Ama unutmamak gerekir ki, her yenilik, beraberinde yeni sorular getirir. Ve İzmir’de, bu soruların yanıtı, belki de Göztepe-Karşıyaka derbisindeki gibi, tribünlerde değil, teknoloji laboratuvarlarında ve yerel yönetim toplantılarında bulunacak. Ancak her durumda, şehir hayatı, spor gibi, hep bir takım oyunu ve mücadele olarak kalacak.

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de robotların nüfusa kaydedilmesi fikri nedir?

    İzmir’de robotların resmi kayıtlara geçirilmesi, şehirde ekonomik ve sosyal etkileriyle tartışılan yeni bir fikir olarak öne çıkıyor.

    Robotların nüfusa kaydedilmesi İzmir’de kimler tarafından tartışılıyor?

    Bu konu İzmir’de esnaf, mühendislik öğrencileri ve yerel yönetim tarafından farklı bakış açılarıyla tartışılıyor.

    İzmir’de robotların kaydedilmesi iş gücünü nasıl etkiler?

    Bazı esnaflar robotların işleri kolaylaştıracağını düşünürken, diğerleri insanların işlerini kaybetmesinden endişe ediyor.

    Mühendislik öğrencileri robotların kaydedilmesi hakkında ne düşünüyor?

    Mühendislik öğrencileri, robotların nasıl kullanılacağına insanların karar vereceğini ve teknolojinin bir araç olduğunu vurguluyor.

    Yerel yönetim robotların kaydedilmesiyle ilgili ne gibi sorularla karşılaşıyor?

    Yerel yönetim, nüfus kaydında insan ve robot ayrımının nasıl yapılacağı ve bu değişimin şehirde nasıl yönetileceği gibi sorularla karşılaşıyor.

  • Sıcak Hava, Sıcak Hayat: İzmir’in Yaz Rüzgarları

    Sıcak Hava, Sıcak Hayat: İzmir’in Yaz Rüzgarları

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Gürsel Aksel Stadyumu’nun hemen yanındaki çay bahçesinde, güneşin kavurduğu bir pazartesi sabahı… Yarım kalan çay bardakları, sıcak havadan bunalıp gölgede soluklanan birkaç insanın habercisi gibiydi. Termometre 40 dereceyi çoktan gösterirken, İzmir’in kalbi yine futbol ve spor aşkıyla çarpıyordu.

    İzmir, tarihin her döneminde sıcaklığı ve enerjisiyle dikkat çeken bir şehirdi. Antik dönemlerde liman şehri olarak bilinen İzmir, şimdi modern zamanların kapılarını aralarken de enerjisinden bir şey kaybetmiyor. O sıcak Ege rüzgarı, bu şehirde bir başka eser. Yazın tam ortasında, bu sıcaklık İzmir’in her köşesinde hissediliyor.

    Sıcak hava dalgası, sadece termometrelerin değil, insanların da dilinde. Sokaklardaki esnaf, serinletici içecekler satarken, tatilciler soluğu sahillerde alıyor. Göztepe ve Karşıyaka taraftarları, sıcağa aldırış etmeden takımlarını desteklemek için bir araya geliyorlar. Bu sıcaklık, ne bir maçın heyecanını ne de tribünlerin coşkusunu bastırabiliyor.

    Ancak bu yaz, sadece güneşiyle değil, sosyal ve ekonomik baskılarıyla da farklı. Küçük bir esnaf, günlük işlerini ayakta tutmaya çalışırken, diğer yanda üniversiteye hazırlanan gençler, gölge bir köşe arayıp kitaplarına gömülüyor. Herkesin dilinde zamlar, ekonomik zorluklar var. Yine de, İzmir’in sokakları ve sahilleri, bu dertleri az da olsa unutturmak için insanların kaçış noktası oluyor.

    İzmir’in sıcağı, bazen bir kahvehanede karşılaştığınız bir amcanın mizahında, bazen de sahildeki bir çocuğun sesinde yankı buluyor. Bu sıcak, yalnızca hava durumu bültenlerinde kalmıyor; insanların birbirine yaklaşmasına, hikayelerini paylaşmasına vesile oluyor. İzmir’in bu doğal hali, belki de ona en çok yakışan şey.

    Peki bu sıcak hava dalgasının ardında ne var? Belki de bir değişimin habercisi. İklim değişikliği ya da şehirdeki hızlı yapılaşma mı? Yoksa sadece doğanın döngüsü mü? İzmir, her haliyle güzeldir; ancak bu sıcaklarla nasıl başa çıkacağımızı düşünmek için bize bir fırsat sunuyor.

    Her defasında sıcaklık karşısında pes etmeyen biz İzmirlilere, bu sıcak havanın da üstesinden gelmek düşüyor. Sporun, eğlencenin ve günlük hayatın ritmi içinde, belki de en güzel serinliği birbirimize gösterdiğimiz sıcak ilgiyle buluyoruz. Çünkü İzmir, en sıcak hikayelerin şehri olmaya devam ediyor. Son düdük çaldığında, serinlemek için bir yol bulmak her zaman mümkün. Ama o zaman kadar, bu sıcaklıkla hayatın keyfini çıkarmak gerek, değil mi?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de yaz aylarında sıcaklıklar kaç dereceye kadar çıkıyor?

    İzmir’de yaz aylarında sıcaklıklar 40 dereceyi aşıyor.

    İzmir’de yaz sıcaklarında insanlar nasıl vakit geçiriyor?

    İnsanlar spor etkinliklerine katılıyor, sahillere gidiyor ve gölgede dinlenerek sıcakla başa çıkıyor.

    Göztepe ve Karşıyaka taraftarları yaz sıcağında takımlarını desteklemeye devam ediyor mu?

    Evet, Göztepe ve Karşıyaka taraftarları sıcağa rağmen takımlarını desteklemeye devam ediyor.

    İzmir’deki ekonomik zorluklar kimleri etkiliyor?

    Ekonomik zorluklar ve zamlar özellikle esnaf ve gençler üzerinde baskı oluşturuyor.

    İzmir’in yaz sıcakları şehirdeki sosyal hayatı nasıl etkiliyor?

    Sıcaklar, insanların bir araya gelmesine, hikayelerini paylaşmasına ve sosyal dayanışmanın artmasına vesile oluyor.

  • Deniz Kenarında Görünmez Duvarlar

    Deniz Kenarında Görünmez Duvarlar

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Cumartesi günü Seferihisar’da dalgaların huzur verdiği bir plajda, güneşin altında huzur dolu bir gün geçirilmesi bekleniyordu. Ancak o gün, deniz kenarında kurulan şezlonglar arasındaki sessizlik; bir anne ve kızının başörtülerinden dolayı saldırıya uğramasıyla bozuldu.

    İzmir, her zaman hoşgörüsü ve çeşitliliği ile bilinen bir şehir olmuştur. Bu şehirde, plajlar farklı yaşam tarzlarının buluşma noktasıdır. Ancak bazen, bu çeşitlilik bazıları için kabul edilemez hale gelebiliyor. Seferihisar’daki olay, tam da bu kabul edememezliğin bir yansıması olarak ortaya çıktı.

    Bu tür olaylar, sadece mağdurları değil, aynı zamanda toplumun büyük bir kesimini derinden yaralıyor. İzmir gibi bir şehirde, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir kültürde, nefretin ve ötekileştirmenin bu denli yükselmesi düşündürücü. O gün yaşananlar, çeşitlilik içerisinde huzur bulma arzusunun önüne konan görünmez duvarları yeniden hatırlattı bize.

    Olayın ardından başlatılan soruşturmada yeni adımlar atıldığı haberleri, adaletin yerini bulacağı yönündeki umutları yeşertiyor. Ancak, bu tür olayların kökten çözülebilmesi için sadece hukuki adımlar yeterli değil. Toplumun her kesiminin, bu tür nefret söylemlerine karşı tavır alması gerekiyor. Eğitimden başlayarak, toplumsal bilincin her alanda artırılması şart.

    Seferihisar gibi bir yerde, plaj keyfi yaparken başına böyle bir olay gelen Ayşe Hanım ve genç kızı, insanlara farklılıklarıyla bir arada yaşamanın ne denli önemli olduğunu hatırlattı. Olayın mağdurları, sadece saldırıya uğrayanlar değil; aynı zamanda bu tür olayların zedelediği toplumsal barışın tüm destekçileridir.

    Deniz, her zaman özgürlüğü ve huzuru simgeleyen bir unsurdur. Fakat bu tür olaylar, deniz kenarındaki huzuru bozan duvarlar örüyor. İzmir gibi bir şehirde bu duvarları yıkmak, cesaret ve kararlılık gerektiriyor. Toplum olarak bu cesareti göstermezsek, o duvarlar daha da kalınlaşır ve geçilmez hale gelir.

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

  • Buca’nın Kuruyan Çeşmesi: Bir Damla Umut

    Buca’nın Kuruyan Çeşmesi: Bir Damla Umut

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Buca’nın Kuruçeşme mahallesinde bir sabah. Güneş yeni doğmuş, kuşlar cıvıldıyor, ama bir şey eksik. Sular kesik. Sabah saat yedide, uyandıran alarm sesi değil, musluktan gelmeyen suyun sessizliği.

    Bugün Buca’da sular akmıyor. Kuruçeşme ve Göksu mahalleleri susuz kalmış. Binlerce hane, ellerindeki son damlaları kullanıyor. Sabah kahvesi için kettle’a su koymaya çalışan Ayşe teyze, camdan dışarı bakıyor. “Ne zaman gelecek bu su?” diye soruyor, ama yanıt yok.

    İZSU ekipleri alanda yoğun bir mesai yapıyor. Yollar kazılıyor, borular kontrol ediliyor. Su kesintisi, yazın tam ortasında, güneşin en kızgın olduğu saatlerde baş gösteriyor. Sadece bir teknik arıza mı, yoksa daha derinlerde yatan bir sorun mu? Bunu kimse tam olarak bilmiyor.

    Mahalleli ellerinde bidonlarla çeşme başına koşuyor. İyice kuruduklarından değil, belki de hayatın sunduğu zorunlu bir oyun gibi. Kimisi arabasıyla daha uzaklara, su bulabileceği yerlere gitmeyi düşünüyor. “Benim oğlan taşır, ben taşıyamam” diyor yaşlı bir amca, su bidonunu oğluna uzatarak.

    Buca’daki bu su kesintisi, aslında daha büyük bir sorunun göstergesi. Alt yapı. Herkesin bildiği, ama nedense hep ötelenen bir mesele. Su, elektrik, yollar… Her biri günlük hayatın vazgeçilmez parçaları, ama nedense hep eksik bir şekilde karşımıza çıkıyor. “Yapılacak, yapılacak” deniyor ama bir türlü yapılmıyor.

    Suyun yokluğu, mahalleliyi bir araya getiriyor. Kimse bu zor anlarda yalnız değil. Komşular birbirine destek oluyor. Birinin suyu varsa, diğeriyle paylaşıyor. Ama bu dayanışma, çözüm değil. Kalıcı bir çözüm gerekli.

    Yine de bu zor günler, insanları düşündürüyor. Sadece alt yapı sorunu değil, aynı zamanda insanların dayanışma ruhu. Herkesin su beklediği bu anda, aslında belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir damla umuttu. Birlikte hareket etmenin verdiği güç. Bir araya gelmenin, çözüm için ses çıkarmanın önemi.

    Ve işte bu karmaşanın ortasında, sular tekrar akmaya başlıyor. Musluklardan berrak su sesi yükseliyor. Ayşe teyze mutlu, kahvesini yapabiliyor sonunda. Ama bir sorusu var: “Bir dahaki sefere ne olacak?”

    Hayat, tıpkı sahadaki bir futbol maçı gibi. Top bazen ayağınıza gelir, bazen de uzakta kalır. Ama önemli olan, topu nasıl kullandığınızdır. Buca’nın da su topunu daha iyi oynayabilmesi için çözümler gerekiyor. Sadece bu su kesintisi için değil, belki de gelecekte karşılaşacağımız tüm sorunlar için. Çünkü hayat, bir günlüğüne durdurulacak bir oyun değil, sürekli oynanan bir maçtır.

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

  • Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapur Seferleri: Anlamından Fazlası

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Cumartesi sabahı Karşıyaka İskelesi’nde yürüyen merdivenlerin çıkışında duruyordum. İskelenin önünde uzayıp giden kalabalığın uğultusu, martıların kanat çırpışlarıyla kesiliyordu. Sabahın erken saatlerinde, karşı kıyıya geçmeye çalışan insanlar arasında bir tatlı telaş, işçilerin yorgun adımları ve tatilcilerin parlak şapkalarının ışıldayan renkleri bir aradaydı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin son günlerde vapur seferlerini artırma kararının arkasında, Karşıyaka İskelesi’nde yaşanan yoğunluk yatıyor. Günlük yolcu sayısının 25 bine ulaşması, İzmir’in bir ulaşım sorununu gözler önüne seriyor. Ancak bu kalabalık, sadece bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda İzmir’in sosyal ve ekonomik yapısının sembolik bir yansıması.

    Geçmişte, İzmir’in deniz ulaşımı, kentin hem ticaret hem de sosyo-kültürel yaşamının ayrılmaz bir parçasıydı. Karşıyaka İskelesi, kentin farklı bölgelerinden gelen insanların buluşma noktası haline gelmişti. Ancak yıllar içinde artan nüfus ve şehirleşme baskısı, bu nostaljik ulaşım yolunu zorluklarla dolu bir günlük rutin haline getirdi. Vapur seferlerinin sıklaştırılması, sadece bir çözüm değil, aynı zamanda daha geniş bir sorunun yüzeysel bir müdahalesi olarak görülüyor.

    Yerel yönetimlerin bu artan talebe cevap verme çabası, her zamanki gibi ‘çözüm’ kelimesinin sınırlarını zorluyor. Ek seferlerin konulması olumlu bir adım gibi görünse de, asıl mesele kentin ulaşım altyapısının yıllardır ihmal edilmiş olması. Her şeyin olduğu gibi kalması ve sadece yüzeyde yapılan değişikliklerle yetinilmesi, asıl nüfus artışı ve şehirleşme sorunlarını çözmez. Mevcut düzenlemeler, uzun vadeli bir stratejinin yokluğunda sadece geçici çözümler sunar.

    Bu yoğunluğun ardındaki hikayeler, aslında çok daha derin. Her sabah iskeleye gelen Hüseyin Amca, vapur beklerken elinde tuttuğu gazeteyi okumaya çalışıyor. Otobüsle gelmesi çok zor olan işine gitmek için bu vapur seferine mahkum. Tatilcilerin arasında kaybolduğunda, kalabalıktan bunalmış, sadece günlük hayatını sürdürmeye çalışan bir adam olarak görüyoruz onu. İşini kaybetmek, ekmeğini kazanmak için zamana karşı yarış veren Hüseyin Amca’nın hikayesi, kent yaşamının acımasız temposunun bir yansıması.

    Karşıyaka İskelesi’ndeki kalabalık, sadece bir ulaşım sorununun değil, aynı zamanda toplumun biraz daha dikkatle bakması gereken bir iç yüzünün yansıması. Her gün orada olan bizler, bu manzaraya alışkınız, ama belki de olumsuzluklara alışmamız gerekmiyor. Bu kalabalık, sadece bir yerden bir yere gitmek için bekleyen insanlar değil; aynı zamanda daha büyük bir hikayenin, İzmir’in ekonomik ve sosyal altyapısının iflasının göstergesi. Soru şu: Ne zaman bu hikayeyi gerçekten dinlemeye başlayacağız?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

    Frequently Asked Questions

    İzmir’de vapur seferleri neden artırıldı?

    İzmir’de artan yolcu yoğunluğu ve ulaşım altyapısındaki eksiklikler nedeniyle vapur seferleri artırıldı.

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı kaçtır?

    Karşıyaka İskelesi’nde günlük yolcu sayısı 25 bine ulaşıyor.

    Vapur seferlerindeki yoğunluğun asıl sebebi nedir?

    Vapur seferlerindeki yoğunluk, İzmir’in artan nüfusu, şehirleşme baskısı ve ulaşım altyapısının yetersizliğinden kaynaklanıyor.

    Vapur seferlerinin artırılması ulaşım sorununu tamamen çözüyor mu?

    Hayır, vapur seferlerinin artırılması sadece geçici bir çözüm sunuyor; asıl sorun, uzun vadeli ulaşım stratejisinin eksikliği.

    Makaledeki Hüseyin Amca’nın hikayesi neyi temsil ediyor?

    Hüseyin Amca’nın hikayesi, İzmir’deki ulaşım sorunlarının kent yaşamındaki bireyler üzerindeki etkisini ve toplumsal yapının zorluklarını simgeliyor.

  • İzmir’in Dalgaları: Karşıyaka Vapurundaki Yoğunluk ve Unutulan Yolcu

    İzmir’in Dalgaları: Karşıyaka Vapurundaki Yoğunluk ve Unutulan Yolcu

    Vapurun Tribünü — Orhan Vapuroğlu · 25 yıllık İzmir spor muhabiri. İstatistik değil hikaye.

    Gün daha yeni ağarmışken, Karşıyaka İskelesi’nde bekleyenlerin oluşturduğu uzun kuyruğun sesi, vapurun motor gürültüsüne karışıyor. Bu yoğunluk, İzmir’in sabah rutinlerinden biri hâline gelmiş durumda. Her geçen gün artan kalabalık, deniz üzerinden Alsancak’a ulaşmaya çalışırken, İZDENİZ’in yeni sefer planları ise hâlâ masada, gerçekleşmeyi bekliyor.

    Karşıyaka vapuru, İzmir’in simgelerinden biri. Denizle iç içe bir şehirde, bu ulaşım şekli hem nostalji hem de hızlı ulaşım imkânı sunuyor. Ancak son zamanlarda, yolcu kapasitesinin yüzde 120’lere ulaştığı haberleri, deniz ulaşımının artık yetersiz kaldığını gösteriyor. İZDENİZ’in bu durumu çözmek için sefer planlarını yeniden gözden geçirmesi bekleniyordu, ama hâlâ elle tutulur bir adım atılmış değil.

    Yerel yönetim, İzmir’in ulaşım ağına deniz yollarını daha etkin bir şekilde entegre etmek için projeler üzerinde çalıştığını söylüyor. Ancak vaatler, pratikteki karşılığını her zaman bulamıyor. Karşıyaka’dan Alsancak’a sabah saatlerinde yapılan bu kısa yolculuk, İzmirlilerin deniz ulaşımına olan güvenini sarsıyor. Oysa ki, denizden geçen bu taze sabah havası, yoğunluğun getirdiği stresle birleşince, pek de rahatlatıcı olmuyor.

    Sabahın erken saatlerinde, sınavına yetişmeye çalışan öğrenciler, işine yetişme telaşında olan çalışanlar ile emekli denizciler bir vapur boyunca yan yana. Herkesin amacı ortak: Bir an önce karşı kıyıya ulaşmak. Ancak bu kalabalık, her gün daha da artıyor ve yolcuların sesi giderek yükseliyor. “Bir çare bulunmazsa, yakında denizde bile trafik sıkışıklığı yaşayacağız,” diyor, iskelede bekleyenlerden biri.

    Bu sorunla mücadele eden sadece yolcular değil. Vapurun kaptanı da, bu yoğunluk karşısında çaresizliğini dile getiriyor. “Yolcuları sığdırmak için elimizden geleni yapıyoruz, ama vapurun kapasitesi sınırlı,” diyor. Deniz trafiğinin artırılması gibi basit görünen bir çözüm, aslında denizde de karadaki gibi sıkışıklık yaratabilir mi? Bu, halkın ve yetkililerin ortak noktada buluşmasını gerektiren önemli bir soru.

    İzmir’in denizle olan bağı, birçok açıdan şehir kültürünün bir parçası. Ancak ulaşımda yaşanan bu sıkışıklık, İzmir’in deniz ulaşımını yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Trenler, otobüsler ve metrolar yetmezmiş gibi, şimdi sıra deniz yollarında. Peki, bu yolculuğun sonunda yolcusuz bir vapur hayal etmek mümkün mü? Ya da kalabalık altında ezilen bir vapur daha ne kadar böyle devam edebilir?

    Yolcuların çaresizliği, İZDENİZ’in çözüm bulma çabaları ve kent yönetiminin vaatleri arasında bir denge kurulabilir mi? İzmir’in dalgaları, bu sorunun cevabını bekliyor. Tıpkı her sabah vapurda bekleyen yüzlerce İzmirliden biri gibi. Spor teriminden bir mecazla kapatalım: Deniz üzerindeki bu maçta, top kimin sahasında?

    — Orhan Vapuroğlu · Köşe yazarı

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
NRV Network: NYC Restaurant Voice NYC Business Pulse Made in NYC NYC Pulse News ElephantNY Gediz Medya
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
☀Bugünün Ege Sabahı·Hava · Dolar · Vapur · EtkinliklerAç →×
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları