Boyozun İzinde: Giden Bir Değerin Ardından

Cengiz Akın’ın Köşesi — Eski Cumhuriyet muhabiri, 30 yıllık tanık. Politik tarafgirlik yok; sadece gözlem ve hikaye.

Sabahın ilk ışıkları henüz gün yüzüne çıkmamışken, Buca’nın arka sokaklarından mis gibi boyoz kokusu yükseliyordu. Emektar bir boyozcu, elindeki tepsiyle dükkânının demir kapısını açtı ve bir umutla yeni güne başladı. Fakat ne var ki, o sabah boyozlar daha az sayıda pişmişti — içerideki endişe kokusunu bastırmaya yetmeyen sıcak hamurların yanında.

Bu memleketin mutfağı, her zaman zenginliği kadar direnciyle de anılır. Buca’nın boyozcusu da tam bu direncin sembolüydü. İzmir’in meşhur lezzeti, belki de bir Yahudi mirası olarak bu topraklara taşınmıştı. Yıllar boyu, kemikleşmiş bir alışkanlıkla İzmirlilerin kahvaltı sofralarını süsledi. Ancak şimdi bu boyozcu, ekonomik zorluklarla boğuşuyor ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya.

Ekonomik sıkıntılar, pandemi sonrasında daha da ağır bir hale büründü. Kiraların süreki artışı, un fiyatlarındaki dalgalanmalar ve enerji maliyetleri… Küçük esnaf, dev bir dalga gibi üzerine gelen bu yüklerin altında eziliyor. Belki de bu yüzden, yılların emektarı boyozcu, bir sabah daha eksik tepsiyle karşılıyor müşterilerini.

Buralarda esnaf olmak her zaman zordu. İzmir’in geçmişinde pek çok anı, sokak aralarındaki bu küçük dükkânlarda birikir. 1970’lerde, öğrenciler sabah derslerine yetişirken ellerinde boyoz kağıtlarıyla koştururdu. Şimdi o gençler, belki de torunlarına anlatacak hikâyeler bulamayacak. Çünkü efsane boyozcular büküldüğünde, kent de bir parçacığını kaybeder.

Boyoz, sadece un, su ve yağdan ibaret değildir. İçinde yılların emeği, ustanın sevgisi ve İzmir’in ruhu vardır. Efsaneleşmiş bir boyozcunun kapanma riski, bir kültürel mirasın göz göre göre yitip gitmesi anlamına gelir.

Gevrekçi Hakan Abi, her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde işine koyulmuştu. Boyozcunun önünden geçerken, “Ne olacak bu işlerin sonu?” diye düşünmekten kendini alıkoyamadı. Bakışlarındaki tedirginlik, aslında bir mahallenin ortak duygusuydu.

Yitip giden sadece bir boyozcu değil, bir kentin kültürel dokusunu oluşturan o küçük taşlar. Sözde büyük projeler, devasa yatırımlar konuşulurken, mikro düzeyde değerlerin unutulması ne acı. Her şeyin daha geniş bir perspektifte değerlendirildiği şu günlerde, bu tür küçük işletmeler ne yazık ki gözden kaçıyor.

Bir sabah uyandığımızda, o tanıdık kokunun yerini koca bir boşluk aldığında ne yapacağız? Kapanan bir dükkân yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. Sokağın sesi, kültürün nefesi ve insanların hatıraları da onunla birlikte silinir. İşte o zaman, kent bir daha asla eskisi gibi olmayacak.

— Cengiz Akın · İzmir Radar köşe yazarı

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir