Karşıyaka vapur iskelesinin önünde sabah serinliğinde ayaküstü bir çay içiyorum. Yan masada iki emekli, dünkü maçın kritiğini yaparken aralarından biri, “Yenilenen bir şeyler görmek iyi, ama vapura binmek artık eskisi kadar keyifli değil,” diyor. İnsanların zihinlerinde vapur yolculuğu bir nostalji; ama aynı zamanda bir gereklilik. İşte bu iki his arasında sıkışmış Karşıyaka vapur iskelesi.
İzmir’de vapur, deniz ve ulaşım açısından vazgeçilmezdir. Tarihi boyunca İzmirlinin evden işe, işten eve ulaşımını sağladı. Geçmişte vapur iskeleleri, sadece ulaşım noktası değil, şehrin sosyal buluşma alanlarıydı. Şimdi ise modernleşme adı altında yenileniyor. Kağıt üzerinde her şey güzel görünüyor; yeni iskele, yeni olanaklar ve daha konforlu bir yolculuk. Fakat asıl mesele bu mu? Karşıyaka’da yaşayan biri için vapur iskelesi, bir zamanlar simgeydi; samimiyet ve basitliğin bir timsali. Şimdi ise betonarme bir yapı.
Sorumluluk yerel yönetimde. Elbette çağdaş bir hizmet anlayışı gerektiğinde, yenilemeye gitmek kaçınılmaz oluyor. Ama bu yeniliklerin şehrin kalbini ne kadar yansıtıyor olduğu meçhul. İskelenin yenilenmesiyle kimler çıkar sağlıyor? Müteahhitler, bürokratlar ve belki de projeyi destekleyen bazı gruplar. Peki, sıradan bir Karşıyakalı, iskeleden aldığı hizmetin daha iyi olduğunu hissediyor mu? Onlar sadece daha düzgün bir kıyıya yürüyorlar; ama içlerinde bir yerlerde o eski ruhu arıyorlar.
Bu yenilemenin en ironik noktası, vapura binmeden önce yaşanan karmaşa. Gevrekçi Hakan abi, “İskelenin önü hep kalabalık, ama kimse gevreğe dönüp bakmıyor artık,” diyor. Batının simgesi olan hızlıca alıp vapura binme alışkanlığı, yerini telefonla konuşan kalabalık bir gruba bıraktı. Herkesin ilgisi cam duvarlara, yeni dizayn tabelalara kaymış. Ama Hakan abi ve diğer esnaf için bu kalabalık, sadece yeknesak bir yığın; eski dostların sohbetini, yeni neslin aceleciliğine kurban etmiş bir grup.
Son vapur seferiyle birlikte, iskeledeki hayat duruyor. Kalabalık dağılırken, geride kalanlar, yeniliğin getirdiği bu “modern” yalnızlıkta kayboluyor. Artık her şey, daha hızlı ve daha gergin. Belki de şu anki asıl sorun, yeniliğin getirdiği bu yabancılaşma. Modern iskelelerin, modern sorunları da ardında getirdiği aşikar. İzmirli için bu yenilik, tam olarak ne ifade ediyor? Belki de gerçek, eskiyi özleyen bakışlarda saklıdır.
Yenilik her zaman güzel değildir. İzmirliler için vapur yolculuğu, sadece A’dan B’ye gitmek değil, bir yaşam tarzı. Gevrekçi Hakan abinin neşesi de, vapura binen genç kızın telaşı da bu yaşam tarzının tanıkları. Herkes için daha iyi bir iskele hizmeti sağlanabilir, ama asıl mesele bu kentte yaşayanların ruhunu unutmamaktır. Sadece binaları değil, insanları da yenilemek gerekmez mi? Yenilik, eski anıların üstüne inşa edilmedikçe, bir boşluk yaratmaktan öteye gidemiyor. Ve işte bu boşluk, belki de asıl sorun olarak kalmaya devam edecek.
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın