Güneş henüz tam tepeye varmadan, Buca’nın dar sokaklarında mis gibi boyoz kokusu yükselmeye başlamıştı. Sabahın koşturmacasında bir simitçiye selam çakan bir yaşlı amca, ‘Buca’nın boyozu giderse ne yaparız bilmem’ diye kendi kendine söyleniyordu. İşte, boyozun ince hamurunda bu memleketin tarihi ve kimliği vardı, kaybolursa ne yazık ki sadece bir lezzet değil, bir kültür mirası da kaybolacak.
Buca’nın efsanevi boyozcusu kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Evet, sadece bir pastahane değil, İzmir’in özünden bir parça bu. Pandemi öncesinde de zorluklar yaşamıştı; ekonominin dalgalı denizlerinde ayakta kalmak hiç de kolay değil. Ancak sosyal dayanışma ve yerel ekonominin desteklenmesi, her daim İzmirlinin gündeminde olmuştu. Şimdi ise bu dayanışma ruhunu yeniden canlandırmak gerekiyor.
Kültürel değerlerimizin hızla yok olması, büyük ölçüde küreselleşmenin etkisiyle geleneksel işletmelerin ayakta kalamamasıyla ilgili. Geçmişte de benzer kaderi paylaşan birçok yerel işletme oldu. Kemeraltı’ndaki tarihe tanıklık eden dükkanların yerini ulusal ve uluslararası zincir mağazalar aldı. Her gelen ağacı köküyle söker, ancak İzmirli köklerini toprağa daha sıkı bağlar.
İzmir’in sembollerinden boyoz, basit bir hamur işi değil, kentin geçmişine ışık tutan bir hazine. Bir yandan göçmenlerin sofralarında yer bulurken, diğer yandan İzmirlinin sabah kahvaltısında çayın yanında eksik olmaz. Boyozun bu kadar benimsenmesi, kentin çok kültürlü dokusunun bir yansıması. Ancak ekonomik baskılar karşısında direnmesi, sadece işletmecilerin değil, tüm İzmirlinin sorumluluğu.
Sokak köşelerinde, eski usul pastanelerde, hani şu ucuza doyulacak yerlerde, bir köşe kapmış İzmirli vatandaşların gönlünde nasıl bir yeri var boyozun, hiç düşündünüz mü? Gevrekçi Hakan abi, ‘Ben çocukken de gelirdim bu pastahaneye. Annem elime birkaç kuruş sıkıştırırdı, boyoz almadan dönemezdim. Şimdi çocuklarımıza anlatacak bir hikaye daha kaybetmek istemem’ diyor. İşte bu, sadece bir boyoz meselesi değil, memleket meselesi.
Tenekeci esnafından üniversiteli genç kıza, herkesin bir kez olsun uğradığı bu mekanlar, şehrin dinamik sosyal yapısının bir parçası. Eğer bir şeyler değişmezse, sadece bir tat değil, aynı zamanda Buca’nın, hatta tüm İzmir’in ruhu da eksilecek.
Şimdi soruyorum: Bu akan zamana, bu değişen dünyaya karşı boyozun ince hamurunu nasıl koruyacağız? Esnafı nasıl destekleyeceğiz? Yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak için, sadece nostaljide takılı kalmamalı, elimizdeki değerlerin kıymetini bilmeliyiz. İzmirli, kalbinden çıkarıp gözlerin önüne koyar. Başka yere gitmez, burada kök salar. Hadi bakalım, bir boyoz eşliğinde düşünme zamanı: Yarın ne yapacağız ki, bu değerleri yarına taşıyalım?
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın