Sabahın erken saatleriydi, hava henüz tam anlamıyla ısınmamıştı ama Konak İskelesi’nin önü şimdiden kalabalıktı. Saatler 08:00’i gösteriyordu ve vapur kuyruğu, denizin serin rüzgarına inat, uzayıp gidiyordu. İnsanlar, çantalarını omuzlarına almış, güne başlama telaşındaydı. Herkesin yüzünde aynı ifade: “Bir an önce işe ya da okula yetişmeliyim.”
Konak İskelesi, İzmir’in kalbinin attığı yerlerden biri. Her sabah binlerce İzmirli bu noktadan deniz yolculuğuna başlıyor. Pazartesi sabahları ise bu kalabalık daha bir belirginleşiyor; çünkü haftanın ilk günü, herkesin zihninde bir an önce işlerini halletme telaşı var. Ancak bu hafta, bir farklılık vardı. Seferlerde yüzde 30’luk bir artış yaşanmıştı. Sıcak hava ve kalabalık bir araya gelince, vapura binmek bir sınav halini almıştı.
İzmir’de toplu taşıma hizmetleri her zaman bir muammadır. Özellikle yaz aylarında, sıcağın da etkisiyle, ulaşım daha da zorlaşır. Bu, yıllardır süregelen bir döngü. Yerel yönetimler ise ulaşım sorununu çözmek için ne kadar çabalasalar da, kalabalık her zaman bir adım önde. İşte tam da bu yüzden, Konak İskelesi’ndeki bu sabah manzarası, İzmir’in alışılagelmiş bir görüntüsü.
Bununla birlikte yolcuların bu yoğunluktan memnun olduğunu söylemek pek mümkün değil. Kimisi sabahın erken saatinde kazara vapuru kaçırıyor, kimisi ise kalabalık yüzünden bindiği vapurda ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyor. Bu noktada, yerel yönetimlerin toplu taşıma seferlerini artırma çabası bile, bu büyük insan seli karşısında yeterli kalmıyor.
Bir diğer mesele de vapur seferlerinin saatleri. İnsanlar işlerine ve okullarına yetişmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor ama sefer sayıları bu kalabalığı karşılamaktan uzak kalıyor. Yerel yönetimler, bu duruma nasıl bir çözüm bulacaklar? Daha fazla sefer mi konulmalı yoksa farklı çözümler mi düşünülmeli?
Gevrekçi Hakan, sabah saatlerinde iskelede tezgahını açmış, vapuru bekleyen kalabalığın arasından sesleniyordu. “Gevrekler taze, simitler sıcak!” diye bağırarak, bu kaosun içinde kendine bir yer edinmiş. Aynı zamanda işine yetişmeye çalışan genç bir kız, bir an önce vapura binip binemeyeceğinin telaşını yaşıyordu. “Geç kalmak istemiyorum,” diyordu kendi kendine, adımları hızlanırken.
İşte böyle bir sabah, İzmir’de kaçırılan vapur ya da en azından kaçırılmak üzere olan bir vapur, günlük yaşamın bir parçası haline geliyor. Ancak bu durum, yalnızca bir ulaşım meselesi değil; aynı zamanda kentin yönetiminde, planlama ve organizasyonun ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. İzmirli, her sabah bu zorlukla karşı karşıya kalmaya devam edecek mi? Yoksa bir gün, bu kalabalık denizi daha iyi yönetebilir miyiz? İşte bu sorular, her Pazartesi sabahı, vapur kuyruğunda bekleyen her İzmirli’nin aklında dolanıyor.
— Cengiz Akın · Köşe yazarı
Bir yanıt yazın