Etiket: su faturası

  • İzmir’in Su Faturası: Halkı Nasıl Kuruttuğunuzu Görmüyor Musunuz?

    Geçen hafta bir İzmirli esnaf arkadaşımın dert yandığını dinledim. Dedi ki, ‘Yalçın, su faturaları öyle fırladı ki, dükkanımı zor ayakta tutuyorum, elektrik, kira derken bu da bindi sırtıma.’ Ben de gördüm bunu; sıradan Eskişehir Mahallesi esnafından, Konak’ta pazarcıya kadar herkes aynı derdin içinde. Su, herkesin cebinden sessizce çalınıyor.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin su yönetiminde ortaya çıkan son zamlar, yalnızca rakamların artması değil, halkın yaşam kalitesine doğrudan darbe vuruyor. Havalar ısındı, su kullanımı arttı, tamam… Ama bu kadar can yakacak şekilde zam yapılması, bu halkın hali pür melalini anlamamak demek. Bunu kimse gözardı etmemeli.

    Birkaç ay önce, Bornova’da bir mahalle toplantısına katıldım. Vatandaşlar, su faturalarındaki gizli kalemleri, anlaşılması güç kalemleri anlatıyordu. ‘Su bedeli, atık su bedeli, altyapı katkı payı’ derken, kimse ne için ne ödediğini tam bilmeden cebini yakıyor. Bu, yıllardır süren bir sorun. Belediyeler parayı arttırmaya odaklanırken, halkın ne kadarına nasıl yansıyacağını düşünmüyor.

    Biraz geriye gidelim. 1950’ler İzmir’inde su sorunu vardı ama halkla birlikte çözülürdü. O dönem belediye başkanları, esnaf, vatandaş bir araya gelir, sorunlar masaya yatırılırdı. Şimdi ise vatandaş, ‘Bize ne anlatıyorsunuz’ der halde, sadece faturaya bakıp şaşırıyor. Bu da bir kopukluk. Kemalizm’in temel ilkelerinden biri olan halkın yanında olma, yerel yönetimde unutulmuş gibi.

    Tarım kesimi daha da zor durumda. Manisa ovasında çiftçi komşularım, sulama için kullandıkları suyun fiyatları arttıkça, üretimden vazgeçiyor. Geçen yılın verilerine göre, tarımda su maliyeti yüzde 30’un üzerinde artmış. Bu, sadece çiftçinin cebini değil, soframızı da vuruyor. Çiftçi susarsa, ekmek de susar.

    Şunu da unutmamak gerek: İzmir’de su yönetimi, sadece fiyat politikası değil, altyapı ve tasarrufla da ilgili. Ama belediye bu konuda şeffaf davranmıyor. Vatandaşa önce tüketimi azalt diyorsun, sonra faturayı katlıyorsun. Yıllardır kaynakların verimli kullanımı için ne yapıldı, somut bir raporu, halkın anlayacağı sade bir açıklaması yok.

    Yıllar önce, gazeteci Uğur Mumcu’nun yerel yönetimler üzerine yazdığı yazılarda, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmazsa, halkın güveninin kalmayacağını söylerdi. Bugün İzmir’de şeffaflık, su faturaları konusunda tam bir muamma. Sadece zam haberi, sosyal medyada paylaşıp geçiliyor. Halbuki bu işin arkasında halkın can derdi var.

    Belediyelerin görevi, halkın yaşamını kolaylaştırmak. Su olmazsa hayat olmaz. Zam yapacaksanız, önce vatandaşı doğru bilgilendirin, masrafları, neden artışı gerektiğini anlatın. Çözüm önerileri sunun. Mesela, düşük gelirli ailelere su yardımı, esnafa özel tarife, tarım sektörüne destek gibi.

    İzmirli esnafın anlattığı şu: ‘Bakkal dayı, ev kadını, işçi… Hepsi zor durumda. Su faturası gelince, hatta bazen suyu kısıyorlar, ellerinde su bidonlarıyla işyerine geliyorlar. Bu nasıl adalet?’

    Bize eski günlerden bir hatırlatmam lazım: Atatürk, halkın derdini dinleyen, çözen yöneticiler isterdi. Bugün ise bazı belediyeler, vatandaşı sadece oy veren müşteri gibi görüyor. Bu anlayışla İzmir, hak ettiği yerden uzaklaşır.

    Sonunda şunu demek istiyorum: Su, sadece bir hizmet değil; yaşam kaynağı. Belediyeler, zam yaparken ‘halkı kurutmak’ yerine, halkın derdini anlamalı. Yoksa, unutmayın, bir yerde su kesilirse, orada hayat da kesilir.

    Bu işin sonunda, bizim Anadolu’da söylenen bir söz var: ‘Su testisi su yolunda kırılır.’ İzmir’de su faturaları, halkın sabrını test ediyor. Umarım bu test, kırılma değil, çözümle sonuçlanır.

  • İzmir’in Su Faturasında ‘Kayıp Kaçak’ Maskesi: Halk Niye Ödüyor?

    Geçen hafta Konak’ta eski bir taksici arkadaşımla oturuyorduk. Dedim ki, ‘Senin evin su faturasına ne oldum demiş?’ Gözlerini kırptı, ‘Oğlum, geçen ay fatura iki katına çıktı, bizde bir değişiklik yok.’ Ben de gördüm bunu; İzmir’de su faturaları yine fırladı, ama işin aslı kimseye anlatılmıyor. Belediyenin ‘kayıp kaçak’ su bedeli diye bir kalemi var faturada. Herkes bu terimi duymuş ama kimse ne demek olduğunu tam çözebilmiş değil. Sokağın ağzıyla söyleyeyim: Bu, şebekeden çalınan, sızan, kaybolan suyun parasını vatandaşın cebinden çıkarıyorlar.

    İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) rakamlarına göre, şehrin suyu yüzde 40’a varan kayıplarla karşı karşıya. Borular eski, sızıntılar var, ama bu kaybın faturasını neden esnaf, emekli, ev kadını ödüyor? Bana bir esnaf anlattı, ‘Mahallede herkes aynı suyu kullanıyor, ama faturalar arasında uçurum var. Bu kayıp kaçak bedeli olmasaydı, faturalar bu kadar yüksek olmazdı.’ Haklı. Çünkü belediye, kayıp suyu önlemek için yeterince yatırım yapmıyor ya da yapamıyor, ama parasını kesiyor.

    Bize babam anlatırdı, 1970’lerde de su sorunu vardı ama o zamanlar devlet ve belediye ekipleri boruları yeniler, kaçakları önlerdi. Şimdi ise iş çarkında başka hesaplar dönüyor. Kayıp kaçak bedeli, belediyenin bütçe açığını kapatmak için kolay bir kılıf. İzmir’in bazı mahallelerinde, özellikle eski yerleşim alanlarında altyapı çok kötü. Sızıntılar, kaçaklar kaçınılmaz. Ama bu sorun halka yansıtılmamalı.

    Bir başka mesele de ‘suya zam’ meselesi. Son üç yılda su tarifesine yapılan zamlar su faturalarını iki katına çıkardı. Belediyeler, enerji maliyetlerini, bakım giderlerini gerekçe gösteriyor. Doğru. Ama çeşmeden akan suyu biz ödüyorsak, o zaman bu işin bir hesabı kitabı olmalı. Esnaf diyor ki, ‘Ben zaten siftah yapamıyorum, su faturası yüzünden kepenk kapatacağım.’ Bu, sadece esnafın değil, üreticinin, çiftçinin, kısacası İzmirlinin gündelik hayatına dokunan bir mesele.

    Bu noktada, Kemalist anlayışa dönmek lazım. Atatürk, su gibi temel hakların halka erişimini devlet garantisi altına almıştı. Su, yaşam kaynağıdır ve bu kaynağın korunması, adil dağıtımı devletin önceliği olmalı. Ancak bugün geldiğimiz yerde, su bir ticari mal gibi görülüyor. Bu anlayış halkı yoksullaştırıyor. Belediyeler, önce altyapıya yatırım yapmalı, kaçakları önlemeli, sonra suyun gerçek maliyetini hesaplamalı. Yoksa su faturaları böyle artmaya devam eder.

    İzmir’in mahallelerinde, özellikle eski yerleşimlerde yaşayanlar, bu su meselesinden doğrudan etkileniyor. Bu insanlar, belediyeden hizmet bekliyor. Suyu kesilenler, faturasını ödeyemeyenler var. Bu tablo, sosyal devlet anlayışına aykırı. Belediyeler, bu sorunları geçiştirmeden, halka açık ve net bilgi vermeli. Kayıp kaçak bedelinin hesabını, nerelere harcandığını şeffaf şekilde açıklamalı.

    Bana bir çiftçi anlatmıştı: ‘Köyümüzde su yok, tarlalarımız kuruyor. Ama şehirde faturalar uçuyor. Bu adalet mi?’ Hayır, değil. Bu mesele sadece suyun parasal boyutu değil, aynı zamanda sosyal bir adalet sorunudur. İzmirli, hakkını aramalı. Belediyeler ise karanlık hesaplardan vazgeçmeli.

    Son yıllarda İzmir’de yerel yönetimler çevre yatırımlarını artırdığını söylüyor. Doğrudur, bazı projeler var. Ama suyun her damlası değerli. Bu değer, sadece kuruş hesabıyla değil, halkın yaşam kalitesiyle ölçülmeli. Eski muhabir dostum Uğur Mumcu’nun dediği gibi, ‘Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.’ Bu kayıp kaçak su meselesinde gerçeklerin üzeri örtülmemeli.

    İzmir’in suyu, İzmirlinin hakkı. Suyu korumak, adil dağıtmak belediyelerin görevi. Yoksa, mahalle aralarında ‘Suyu çok içersen, faturayı çok ödersin’ diye dertleşirsek, bu işin sonu yok. Sonuçta, suyun hesabı kitabı belirsiz kalırsa, halk her zaman zararlı çıkar. Hem de en çok ihtiyacı olanlar.

    Bir mahalle ablası derdi ki, ‘Ayağın taşa takılırsa kaldır, su faturasına takılma.’ Ben diyorum ki, ayağımız taşa takılmasın, su faturası yüzünden boğulmayalım. Belediye, bu kayıp kaçak bedelini kaldırmalı, suyu halk için ucuz ve erişilebilir kılmalı. Yoksa, ‘Ayağını yorganına göre uzat’ derler ama biz yorganı çoktan açtık, üşüyoruz. Bu işin sonu, İzmir’in suyu gibi berrak olur inşallah. Yoksa, ‘İyi dost kara günde belli olur’ derler. Biz kara günde dost bekliyoruz.

İhbar Hattı WhatsApp · 7/24
📝 Yazar arıyoruz
İlk-aşama pozisyon, kalıcı byline, revenue share
Kurucu Yazar Programı →
Ücretsiz Araçlar

İzmir Radar günlük araçları